Atasoy Müftüoğlu: Modaya dönüştürülen başörtüsü mücadelesi kazanılmış, tesettür ve hicab mücadelesi bütünüyle kaybedilmiştir.

Günümüz dünyasında, piyasa güçlerinin dokunulmazlıkları var. Modern dünya uygarlığı diye bir şey varsa eğer, bu uygarlığı piyasa fundamentalizmi yönlendiriyor. Materyalist uygarlık, ahlakdışı bir dünya oluşturdu.

Atasoy Müftüoğlu: Modaya dönüştürülen başörtüsü mücadelesi kazanılmış, tesettür ve hicab mücadelesi bütünüyle kaybedilmiştir.
Atasoy Müftüoğlu: Modaya dönüştürülen başörtüsü mücadelesi kazanılmış, tesettür ve hicab mücadelesi bütünüyle kaybedilmiştir. Zehra

Üstad Atasoy Müftüoğlu’nun Yeni Şafak Gazetesi’nde yayımlanan “Gerçekliğe dönüşmeyen sözler” başlıklı 06. 08. 2018 tarihli yazısını Ekran gazetesi okuyucuları için yazısını iktibas ediyoruz.,

İşte o yazı: 

İslam’ın modern dönemde algılanışı, yorumlanması, tanımlanması; ortak insanlık fikrini reddeden, etnik-kültürel üstünlük iddialarına ve kültürel şizofreniye dayalı bir Avrupa merkezci entelektüel tiranlığın baskısı altında şekillendi. Entelektüel tiranlık sebebiyle, Müslümanlar, ne yazık ki, her durumda, öğrenmek ve anlamak istemeyen ırkçı bir zihniyetle karşı karşıya geldiler. İslam dünyası toplumlarında, İslami kendilik idraki/bilinci, savunmacı bir zihin ve ruh dünyası içerisinde şekillendi. İslam ve Müslümanlar, ontolojik meşruiyet ve otorite sahibi olmak istediklerinde, kendilerine yönelik baskı ve saldırılar yoğunlaştı. Bu saldırılar karşısında bunalan, çaresizlik hisseden Müslümanlar, çoğu kez, bir çıkış yolu olarak gördükleri batınî-mistik-içrek-tasavvufî tercihlere yöneldiler.

İslam dünyası toplumlarında, kültürel hayat, entelektüel tiranlığın sınırlarını/baskısını aşamadığı, halen bu sınırların içerisinde kalmaya özen gösterdiği için, Batı’nın kültürel/siyasal/ekonomik/hukuki modelini tek gerçek olarak kabul ediyor ve uyguluyor. Türkiye örneği, bu gerçeği bütün boyutlarıyla yaşadığımız, tecrübe ettiğimiz, somutlaştırdığımız ve fakat bir türlü sorgulayamadığımız, sorgulamaya cesaret edemediğimiz, sorgulamaya takat getiremediğimiz bir örnektir. Müslümanlar olarak, geçmişte tartışılan, geçmişin konusu olan, geçmişle ilgili sorunlar üzerinde yoğunlaştığımız için, bugün çözülmesi ve tartışılması gereken sorunları tartışmıyoruz.

BATI’NIN BELİRLEDİĞİ SINIRLARI AŞMAK

Batı’nın kültürel/siyasal/ekonomik/hukuki modelini tek gerçeklik olarak kabul ve tecrübe eden bir zihniyet, İslami kültür/siyaset/ekonomi/hukuk modelini tecrübe edilebilir, temsil edilebilir, kamusal alanda somutlaştırılabilir, yaşanabilir bulmadığı için, İslami olanı ancak geçmişten intikal eden, nostaljik/folklorik/kültürel bir miras olarak gündemde tutabiliyor. İçerisinde bulunduğumuz kronik/derin bağımlılık biçimleri nedeniyle, düşünce-kültür-ilahiyat çevrelerimiz, bağımsız yapısal bir bağlamın nasıl oluşturulabileceğini hiç konuşmuyor, konuşmak istemiyor. Bu nedenle de, biz Müslümanlar, Batı modelinin hükümranlığı altında, bu hükümranlığın belirlediği sınırları içerisinde kalmaya dikkat ederek, İslami meşruiyetin/otoritenin/iktidarın tanınmadığı/reddedildiği bir dünyada/toplumda, bu meşruiyeti ve otoriteyi yeniden nasıl kurabileceğimizi konuşmak, tartışmak, müzakere ve müşavere etmek yerine, meşruiyet ve otoritesi tanınmayan, meşruiyet ve otoritesi geçmişte kalan tuhaf bir “din” algısı etrafında, bu “din”i nasıl anlamamız ve yaşamamız gerektiğini tartışıyoruz. Bu soyut tartışmaların sonuçsuz kalacağını düşünmüyor, farketmiyoruz.

Modernlikler, Batılı bir proje olarak emperyalizmler yoluyla toplumlarımıza dayatıldı. Modern kültür, bütün toplumlarda seçkinci-ideolojik bir kültür olarak yapılandırıldı. İslam toplumlarında kültürel hayat, tarihin, zamanın, hayatın gerçekleriyle yüzleşemediği için, ideolojik sistemin temel unsurları karşısında farklı bir seçenek, İslami bir seçenek üretmeyi başaramadı. Yeni bir ufuk, yeni bir dil kuramadığımız, başkalarının diline/kültürüne maruz kaldığımız için, entelektüel/kültürel tiranlığın müsamahasına sığınarak, biz Müslümanlara lütfen ayrılan muğlak bir alan olan “muhafazakâr” alana kapatıldık. Bugün ne üretiyorsak, sözünü ettiğim bu “muhafazakâr” alan içerisinde üretiyoruz. Daha doğrusunu söylemek gerekirse, hiç bir muhafazakârlık yeni şeyler üretemez - geçmişte üretilenleri güncelleştirmeye, gündeme getirmeye ve yeniden tüketmeye çalışır.

NEO-KAPİTALİST EMPERYALİZM

Kültürel/entelektüel emperyalizm ve tiranlık, kendilerini haklı-üstün göstermeyi başarmış olmalılar ki, toplumlarımızda hakimiyetlerini hâlâ rahatlıkla sürdürebiliyorlar. Toplumlarımızın askeri-fiziki emperyalizmler dışında kalan emperyalizmleri, ne yazık ki, bütünüyle içselleştirdikleri görülebiliyor. Toplumlarımızda askeri-fiziki emperyalizmlere karşı bir biçimde direniş imkânı aranırken, diğer emperyalizmlerle uzlaşma-bütünleşme yolları aranıyor. Günümüzde neoliberal-kapitalist emperyalizm, toplumlarımızda artık ciddi bir sorun olarak görülmüyor. Bu emperyalizmlere yönelik hiç bir toplumsal-kültürel direniş gösterilmemiştir. Modern-seküler dünyanın “başka alternatif yok” şeklindeki kibirli ve küstah iddiasına hiç bir cevap üretememiz, neoliberal-kapitalist emperyalizme mecbur ve mahkûm olduğumuzu gösteriyor.

Neoliberal-kapitalist emperyalizmi içselleştirdiğimiz için, yalınlık-gösterişsizlik ve sadelik, Müslümanların gündeminden çıkmıştır. Bir moda ve gösteri biçimine dönüştürülen başörtüsü mücadelesi kazanılmış, ancak tesettür ve hicab mücadelesi bütünüyle kaybedilmiştir. Pek çok Müslüman yazar-entelektüel için liberal demokrat olmak bir mazhariyet meselesi haline gelmiştir. İslam sekülarizm ilişkisi, İslam kapitalizm ilişkisi, Müslümanlar için tartışma konusu olmaktan çıkarılmıştır.

Günümüz dünyasında, piyasa güçlerinin dokunulmazlıkları var. Modern dünya uygarlığı diye bir şey varsa eğer, bu uygarlığı piyasa fundamentalizmi yönlendiriyor. Materyalist uygarlık, ahlakdışı bir dünya oluşturdu. Böyle bir dünyada sömürgeci-ideolojik sistem için, emperyalist-küresel aşırı ihtiraslar normal-meşru karşılanıyor. Emperyal-küresel ihtiraslar, her dönemde, yeni tahakküm yöntemleri, uygulamaları ve yeni tehditler oluşturabiliyor.

CAYDIRICILIĞIMIZ YOK

Bugün, İslam dünyası toplumlarında yaşanan gerçeklik, entelektüel/kültürel/ideolojik tiranlığın kontrolü altında yaşanan bir gerçekliktir. İslami gerçeklikten söz edebiliyor olsaydık, İsrail’in işgal altında tuttuğu topraklarda Müslümanlara yönelik olarak gerçekleştirdiği sınırsız kötülüklere karşı caydıcı bir etkiye sahip olmamız mümkün olabilecekti. Bugün ne yazık ki, böyle bir caydırıcılıktan söz edemiyoruz. Müslümanlar olarak, kendi zaaflarımızdan kaynaklanan derin sorunlarla yüzleşmeye cesaret edebilmeliyiz. Bugün, İslam etrafında, Kur’an-ı Kerim etrafında yazdığımız, konuştuğumuz, anlattığımız sözler, hiç bir şekilde gerçekliğe dönüşmüyor.

Gerçekliğe dönüşmeyen şeyler üretiyor, biriktiriyor ve harcıyoruz. Yazdığımız, konuştuğumuz, anlattığımız sözlerin niçin gerçekliğe dönüştürülemediğini itiraf etmiyoruz.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...