Ramazan Bursa: Suriye’de şartlar değişiyor, aman dikkat!, Suriye politikasını güncellemelidir.

Veysi Dündar bir süre önce Ortadoğu uzmanı Ramazan Bursa ile uzunca bir mülakat yapmıştı. İlgiyle karşılanan o mülakatı Suriye ve Filistin-İsrail üzerinde yoğunlaşan yeni soru ve cevaplarla sürdürüyoruz.

Ramazan Bursa: Suriye’de şartlar değişiyor, aman dikkat!, Suriye politikasını güncellemelidir.
Ramazan Bursa: Suriye’de şartlar değişiyor, aman dikkat!, Suriye politikasını güncellemelidir. Zehra

Veysi Dündar bir süre önce Ortadoğu uzmanı Ramazan Bursa ile uzunca bir mülakat yapmıştı. İlgiyle karşılanan o mülakatı Suriye ve Filistin-İsrail üzerinde yoğunlaşan yeni soru ve cevaplarla sürdürüyoruz.

Ramazan Bursa kimdir?

Kudüs TV Haber Müdürü’dür. Kudüs TV’nin uzun yıllar İran temsilciliğini yaptı. Tasnim Haber Ajansı’nda haftalık Ortadoğu analiz yazıları yazıyor. Başta BBC, El Cezire, Sputnik, Rudaw olmak üzere birçok televizyon ve ajansta röportajları yayınlandı.

Veysi Dündar (VD): 2011 yılında başlayan Suriye krizi başlayalı 7 yılı geçti.  Krizin çözümü için birçok toplantı yapıldı. Suriye sahası ise hareketliliğini korudu. Önümüzdeki aylarda Suriye ile ilgili birçok toplantı ve görüşme olacak. Suriye’de nereye gelindi ve bu toplantılardan bir sonuç çıkacak mı?

Ramazan Bursa (RB): Muhammed Buazizi isimli seyyar satıcının Tunus’ta kendisini yakmasıyla başlayan süreç Ortadoğu’da birçok değişikliğin olmasının yolunu açtı. Tunus’ta Zeynel Abidin, Mısır’da Hüsnü Mübarek görevlerini bırakmak zorunda kaldı. Dünya gözünü Ortadoğu’ya çevirdi, halklar ise büyük heyecan içerisindeydi. Libya’da Muammer Kaddafi NATO müdahalesi sonucu iktidarını kaybetti, yakalandı ve linç edilerek öldürüldü. Yaşanan bu toplumsal olaylara ‘Arap Baharı’ ismi verildi. Arap Baharı, Suriye’ye geldiğinde ise kilitlendi.

VD: Arap Baharı bir yalandan ibaret aslında. Oluşan karmaşa, yaşanan ölümler bahardan ziyade, kışı yaşattı tüm bölgeye. Bu görüşe katılır mısınız?

RB: Aslında, diğer ülkelere baktığımız zaman Arap Baharı’nın bölgeye huzur getirmediğini, istikrarsızlığı  daha da derinleştirdiğini söyleyebiliriz. Tunus’u burada kısmen istisna tutabiliriz. Mısır’da, 2013’te darbe oldu ve seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi hapse atıldı, demokrasi rafa kaldırıldı. Libya’da iç savaş devam ediyor. Suriye’de ise uzun yıllar ‘vekalet savaşı’ olarak devam eden küresel güçlerin mücadelesi 2015 yılında Rusya’nın sahaya inmesiyle büyük oranda şekil değiştirdi. Gelinen noktada Suriye sahası ülkeler arasında bölündü. Suriye sahasında muhalif silahlı örgütlerin elinde sadece İdlib kaldı. Kuzey’in büyük bölümünde Türkiye var. Amerika başta Münbiç olmak üzere Kuzey’de değişik bölgelerde 25 civarında askeri üssü var. Rusya’nın da Lazkiye ve Hmeymim’de üssü var. Halep ve Şam kırsalında ise Suriye ordusu ve Şam yönetimini destekleyen milis güçler var. Sahadaki bu şekillenme devletler tarafından Suriye’nin hukuki metinlerinin yazılacağı toplantılarda kullanılacaktır. Yani sahada kim ne kadar güçlüyse masada o devlet o derece etkili olacaktır.

VD: Geçtiğimiz günlerde ‘Beyaz Miğferler’ isimli sivil savunma ekibinin Suriye’den ayrıldığı duyuruldu. Bu ekibin ayrılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kimdir bu Beyaz Miğferler?

RB: Beyaz Miğferler konusu önemli bir konu. Ayrıldıkları duyurulunca bazı gazeteler bunu, “Suriye’de çatışma azaldı, ihtiyaç kalmadı”, bazıları ise “can güvenliği nedeniyle ayrıldılar” şeklinde yorumladı. “İhtiyaç kalmadığından dolayı ayrıldıkları” şeklindeki yorum doğru değil. Zira hatırlarsanız Doğu Guta’nın Suriye Ordusu’nun eline geçmesinden sonra İdlib’e gitti bu ekip. İdlib ise muhalif grupların elindeki son yer. Rusya ve Suriye ordusunun buraya da operasyon düzenleyeceği haberleri çıktı. Dolayısıyla sıkıştıkları için Suriye’den ayrıldılar.

VD: Beyaz Miğferler ekibi Türkiye’de pek tanınmıyor, dolayısıyla biraz üzerinde durmakta fayda var.

RB: Suriye’de kimyasal silah kullanıldığına dair iki olay tüm dünyayı ayağa kaldırdı. Biri, 2017 yılında Şayrat, ikincisi ise Nisan 2018’de Doğu Guta’da kullanıldığı iddia edildi. Her iki “kimyasal silah kullanıldı” iddiasını ortaya atan Beyaz Miğferler oldu. Sosyal medya hesaplarından fotoğraf ve video da paylaşıldı. Amerika ve Batılı devletler, BM uzman ekip göndersin çağrılarına kulaklarını tıkayarak bu ekibin paylaşımları üzerine 2017’de Şuayrat hava üssünü, 2018’de ise ABD, Fransa ve İngiltere Suriye’nin değişik noktalarını füzelerle vurdular. Amerika, Fransa ve İngiltere belli noktaları vurduktan sonra, “askeri ve kimyasal tesisleri vurduklarını” açıkladılar.

VD: Bu arada dünyadaki hiçbir ciddi yayın organı, Barza Bilimsel Araştırma Merkezi, kimyasal silah üretilen bir merkez ise; kimyasal silah veya gaz olan bir merkez füzelerle nasıl vurulur? Bu merkez yerleşim yerlerinin ortasında, etrafında insanlar yaşıyor. Bu merkez vurulduktan sonra neden etrafındaki yaşayanlar kimyasal gazdan etkilenmediler? Bu önemli sorular sorulmadı.

RB: Aynen öyle, belirttiğiniz gibi bu sorular hiç sorulmadı. Bunun yanında bir diğer önemli konu ise, Beyaz Miğferler’in Doğu Guta’da kimyasal silah kullanıldı iddiasından kısa bir zaman sonra bölge Suriye Ordusu’nun kontrolüne geçti. Beyaz Miğferler grubunun Doğu Guta ile ilgili yayınladığı videoda kimyasal silahtan etkilenmiş gibi görünen birçok kişi olayın nasıl tezgahlandığını anlattılar. Daha sonra bölgeye BM uzman ekibi de gitti.
Bu grupla ilgili sonuç olarak şunu söyleyebilirim, ABD; Irak işgalinde, bugün de Yemen’de Blackwater’ı ‘hard power’ olarak kullandı. Suriye’de de Beyaz Miğferler’i ‘soft power’ olarak kullanıyor. Blackwater’ın faaliyetleri dünya kamuoyunun tepkisini çekerken; Beyaz Miğferler’in yaptıkları dünya kamuoyunda Şam yönetimine karşı tepkinin oluşmasına neden oldu. Grubun İsrail’in yardımı ile Suriye’den çıkması ve İsrail üzerinden Avrupa’ya gitmesi ise ayrıca üzerinde durulması gereken önemli bir konu.

VD: İsterseniz biraz Güney Suriye’den bahsedelim. İsrail’in Güney Suriye konusunda son dönemde yükselen bir hassasiyeti var. Ayrıca son dönemde bölgeye saldırılarını artırdı. İsrail Güney Suriye’de neyi amaçlıyor?

RB: İsrail, Suriye krizinin başlangıcından bu yana Güney Suriye ile yakından ilgileniyor. 2011’den günümüze Güney Suriye’deki faaliyetlerini incelediğimiz zaman, 1975 sonrası Güney Lübnan’da uyguladığı planın aynısını uyguladığını görebiliyoruz.
İsrail, 1975 sonrası Lübnan Ordusundan Binbaşı Saad Haddad liderliğinde Özgür Lübnan Ordusu isimli silahlı bir örgüt kurdu. Örgüt 1980 yılında ismini Güney Lübnan ordusu olarak değiştirdi. Ayrıca İsrail, Lübnan’ı işgale kadar, kendisine direnmemesi için Güney Lübnan bölgesinde yaşayan halka insani yardım yaptı. Şimdi 2011 yılından beri bu stratejiyi Güney Suriye’de yürütüyor.
Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurduğu bir birim aracılığı ile Güney Suriye’de yaşayan halka insani yardımlar yapıyor. Lübnan’da nasıl Saad Haddad ile çalıştıysa; Suriye’de de Kemal Lebvani ve İssam Zeytun ile çalışıyor. Hatta İsrail, her yıl düzenlediği ve çok önem verdiği en üst düzey güvenlik konferansı olan Herzilya Konferansına birkaç yıl önce İssam Zeytun’u davet etti. Kemal Lebvani de İsrail Dışişleri Bakanlığı’na defalarca ziyarette bulundu ve orada basın toplantısı düzenledi. Bu ilişkiler sır değil.

“İsrail, Güney Suriye’de iki şey yapmak istiyor; 1967’de işgal ettiği Golan Tepeleri’ni ABD Başkanı Trump’ın yardımıyla dünyaya kendi toprağı olarak kabul ettirmek ve ikinci istediği şey olarak da, Güney Suriye’de kendi güvenliğini tehdit etmeyecek hatta kendisinin kontrolünde olacak federal bir yapı oluşturmak.”

“Astana süreci devam ettirilmeli”

VD: Son olarak Suriye konusunda eklemek istediğiniz bir şey var mı?

RB: Astana süreci önemli bir adımdı. Sahada da masada da dengeleri değiştirdi. Astana süreci hassasiyetle devam ettirilmelidir. Yakında üç lider Tahran’da bir araya gelecek. Bence bugüne kadar yapılan en önemli üçlü zirve olacak. Diğer taraftan BM nezaretinde Anayasa yazım süreci başlayacak. Komisyonda görev alacak isimler taraflarca BM’ye ulaştırıldı. Bu süreçte özerk yönetim meselesi yeniden masaya gelecek.
Saha değişti ve her an değişiyor. Hareketli bir bölgeden bahsediyoruz. Türkiye, tüm değişen bu şartları değerlendirerek Suriye politikasını güncellemelidir.
Bakınız Çin, askeri olarak sahada bulunmadı. Ama iki yıl önce Şam’da, geçtiğimiz yıl ise Pekin’de Suriye ile ilgili ticaret fuarı düzenledi. PYD’nin ana omurgasını oluşturduğu SDG ise geçtiğimiz hafta Şam’daydı ve yönetimle müzakere masasına oturdu. SDG’nin Amerika’dan habersiz bu görüşmeleri gerçekleştirmesi mümkün değildir. Yani Amerika SDG üzerinden Şam’la temas kurdu demek daha doğru olur.
Peki Türkiye’nin beraber hareket ettiği muhalefet yani SMDK nerede? Yani şartlar değişiyor, Türkiye’nin yapacağı çok şey var.

VD: İsterseniz biraz da Filistin’i konuşalım. ABD Başkanı Trump, ‘Yüzyılın Planı’ dediği Filistin-İsrail barışını kapsayan bir plan açıklayacak. Planın bu ay (Ağustos’ta) açıklanması bekleniyor. Filistin’i ne bekliyor?

RB: 1967 savaşından sonra Türkiye’nin de benimsediği iki devletli çözüm planı vardı. Bu plana göre Doğu Kudüs Filistin’in başkenti olacaktı. Batı Şeria ve mülteci Filistinlilerin geri dönmesi konuları da netleştirilmişti.
Amerika, Aralık 2017’de Kudüs’ün tamamını İsrail’in başkenti ilan etti. Bu BM kararlarına aykırı bir durumdur. Buradan hareketle ‘Yüzyılın Anlaşması’nın da BM kararlarıyla uyumlu olmayacağı sonucuna varabiliriz.

“Trump’ın ‘Yüzyılın Anlaşması’nın içeriği şudur; Kudüs bütünüyle İsrail’in başkenti olacak. Kudüs’ün Ebu Dis köyü ise Filistin devletinin başkenti olarak kabul edilecek. Batı Şeria’da BM kararlarına aykırı olarak kurulan Yahudi yerleşim bölgelerine dokunulmayacak, geri kalan bölgeler Filistin devletine bırakılacak, Gazze Filistin devletinin olacak. Ayrıca Sina Yarımadası’ndan da bir bölge Filistin devletine dahil edilecek.”

VD: Filistin’deki hiçbir grup bu planı kabul etmez…

RB: Etmiyor ve etmez de… Mahmut Abbas bile bu plana itiraz etti. Abbas, Fetih Hareketi’nin toplantısında, Suudi Arabistan Veliahtı Muhammed Bin Selman’ın kendisini Riyad’a davet ettiğini, planı kabul etmesi karşılığında 10 milyar dolar taahhüt ettiğini, kendisinin ise bunu reddettiğini açıkladı. Abbas’ın bu ifadeleri, toplantıdan ismi açıklanmayan bir Fetih üyesi tarafından Filistin basınına sızdırıldı ve Ortadoğu’da günlerce bu konu konuşuldu.
Ama planı bölgede kabul eden ülkeler var. Trump’ın damadı ve eski başdanışmanı Jared Koshner Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’le planı konuştu. Şimdi bu dört ülke, planı kabul etmeleri için Filistinli gruplara ve Abbas’a baskı yapıyor.
Ama şu tespiti net bir şekilde yapabilirim; Bu plan, Filistin’de yeni bir intifadanın başlamasına yol açar ve bölgede istikrarsızlığı daha da derinleştirir.
Zira Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad arasında 2017’de varılmış bir anlaşma var. Eğer İsrail; Filistinli gruplarla savaşırsa, Hizbullah Lübnan’dan ve Güney Suriye’den yeni cepheler açacak. Bu bölgesel bir savaşa bile dönüşebilir. Önümüzdeki 3 ay çok kritik ve kırılgan diyebiliriz.

ocakmedya

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...