Saadet Partisi'li Ali Aktaş:Toplumda ciddi bir adaletsizlik var, adalet yangını var. SP'den Onarıcı adalet önerisi

24 Haziran seçimlerinde de Saadet Partisi Ankara 2. Bölge milletvekili adayı olan Ali Aktaş, Saadet Partisi’nin adalet politikasına ilişkin önemli açıklamalar yaptı.

Saadet Partisi'li Ali Aktaş:Toplumda ciddi bir adaletsizlik var, adalet yangını var. SP'den Onarıcı adalet önerisi
Saadet Partisi'li Ali Aktaş:Toplumda ciddi bir adaletsizlik var, adalet yangını var. SP'den Onarıcı adalet önerisi Zehra

Milli Gazete ByLock tuzağını deşifre ederek 11 bin 480 mağdurun beraatine vesile olan Avukat Ali Aktaş ile KHK mağduriyetlerini konuştu.  

Bu söyleşiyi Ekran Gazetesi okuycuları için alıntıladık:

Yargının üzerindeki baskının ve vesayetin kaldırılması gerektiğini vurgulayan Aktaş, “Adli işlem gören veya direkt ihraç edilenlerin sayısı 600 bine yaklaşıyor. Dolaylı yönden ise mağdurların sayısı 2–3 milyon gibi bir rakamı buluyor. Bu cinnet ortamında baskı ile yanlış karar vermeye zorlanan hâkim ve savcıların yüzde 80’inin AKP’ye oy vermeyeceğini düşünüyorum. Çünkü yargının izzetiyle oynadılar. Biz seçimden sonra Saadet Partisi olarak Meclis'te adaletin tekrar tesisini ve vatandaşın sosyal rehabilitasyonu sağlayacağız inşallah” dedi.     

'ONARICI ADALET’ DÖNEMİNE İHTİYACIMIZ VAR

Saadet Partisi’nin FETÖ ve KHK mağdurları ile ilgili çalışmaları nelerdir? Seçimin kazanılması durumunda Saadet Partisi’nin veya mevcut iktidarın devam etmesi durumunda iktidarın FETÖ ve KHK mağduriyetleri hakkında izleyeceği politika nasıl olacaktır? Sizin izlenimleriniz nelerdir?

 

Bizim 24 Haziran’dan sonra acilen bir ‘onarıcı adalet’ dönemine ihtiyacımız var. Onarıcı adalet, yıpranmış ve tarumar edilmiş bir dönemin telafisi anlamına geliyor. Özellikle darbe teşebbüsü sonrasında Türkiye’nin kronikleşmiş adalet problemi de bununla beraber, toplumda ciddi bir adaletsizlik var, adalet yangını var. Bizim adalet mekanizmamıza olan inancımız önemli oranda azaldı. Kitlesel ve haksız mağduriyetler normalleşti. Üretilmiş olan bu haksız ve kitlesel mağduriyetlerin sosyal bir yaraya dönüşme riski var. İnsanlar Bank Asya’dan, çocuğun okulundan, sendikadan, dernek üyeliğinden ya tutuklandılar, ya gözaltına alındılar ya da örgüte yardım suçundan mahkûm edildiler. Bunların hepsi yasal delillerdi. Bank Asya dediğimiz kurum, devletin denetiminde olan bir bankadır. Açılışını devlet ricalinin yaptığı bir bankadır. Dolayısıyla gizli bir silahlı terör örgütünün yasal delillerinin olmadığı hususlarda pek çok mağduriyet üretildi. Bu kitlesel anlamda ciddi bir insan nüfusunun devlete ve millete yabancılaşmasına, duygu bağının kopmasına yol açtı. Dolayısıyla bir telafi sürecine, onarıcı adalet sürecine ihtiyaç var. Onarıcı adalet derken yeni bir mekanizma inşa edecek değiliz aslında. Yargıtay’ın geçmiş dönemdeki içtihatları dahi bunun için kâfidir. Bizim örgüt üyeliğinin nasıl oluşacağı, suçun manevi unsurunun şekilleneceği, bunların tespit edileceği, bu bir suç mudur değil midir meselesine ilişkin hem kanunlarımız hem de geçmiş dönemdeki Yargıtay içtihatlarımız son derece yeterli zaten. Dolayısıyla yerleşik Yargıtay içtihatlarına ve hukuka geri dönülmesi sağlanacak.

OHAL’DE HUKUK ASKIYA ALINDI

OHAL SİZCE BU SÜRECİ ETKİLİYOR MU?

Evet, OHAL döneminin bir an evvel bitirilmesi gerekiyor. OHAL dönemi maalesef normal hukuk düzeninin askıya alındığı bir dönem oldu. Saadet Partisi cumhurbaşkanlığını kazansa da kazanmasa da Meclis'e mutlaka girecek. Saadet Partisi’nin Meclis'e güçlü bir grup olarak girmesi halinde hep birlikte yapmamız gereken OHAL’in kaldırılmasıdır. Çünkü OHAL’in kaldırılmasına Meclis karar verecektir. Yasalarımıza göre cumhurbaşkanının tek başına karar vereceği bir durum değildir. Cumhurbaşkanı sadece teklif verebilir. OHAL’i derhal kaldırmamız lazım. Hemen arkasından da KHK’lar ile getirilmiş olan önemli hak yoksunluklarını mutlaka telafi etmemiz lazım. Bu hak yoksunlukları arasında ihraçlar var. Bu ihraçlarda takipsizlik ve beraat almış olanların ve henüz hiçbir adli işlem geçirmemiş olanların göreve iadesi gerekiyor. Yargı bir kişi hakkında bu örgüt üyesi değildir diye takipsizlik ve beraat verdiyse yürütmenin bu kişinin ihracına ilişkin bir karar vermiş olması aslında güçler ayrılığı prensibine de aykırı, hukuka güven duygusuna da aykırı bir şeydir. Devlet dediğin mekanizma sadece yürütmeden oluşmuyor. Yasama, yargı ve yürütmenin uyumlu bir şekilde çalışmasından oluşuyor. Dolayısıyla yargı tarafsızlık ve beraat vermişse hakların iade edilmesi gerekiyor.

YARGININ DÜZELMESİ SİYASETİN DEĞİŞMESİNE BAĞLI

BİR AVUKAT OLARAK YARGININ ÜZERİNDE BİR BASKI VE VESAYET GÖRÜYOR MUSUNUZ?

Yargının üzerinde büyük bir baskı ve vesayet olduğu maalesef tartışmasız bir gerçek artık. Son kararlar üzerinde konuşmak gerekirse, haklarında soruşturma ve kovuşturma yürütülen insanlarla ilgili olarak bunların hukuk ve geçmiş yerleşik içtihatlar çerçevesinde takipsizlik veya beraatine karar verilebilecek olanlar yönünden, yargının bu kararı vermesine imkân tanıyacak bir baskısızlık ortamı oluşturulması gerekmektedir. Yargının üzerindeki baskının ve vesayetin kaldırılması gerekmektedir. Baskısızlık ortamı hukuka dönüşü sağlayacaktır. Bu ortamın temini siyasetin değişmesine bağlıdır. 24 Haziran seçimleri bu bağlamda çok önemli. Ya siyasi iktidar tamamıyla değişmelidir. Yani cumhurbaşkanı değişmelidir. Bu mümkün olmazsa da Meclis çoğunluğunun değişmesi lazım. Ancak Meclis çoğunluğunun değişmesi de yetmeyebilir. Mevcut siyasi yapılar içerisinde Meclis çoğunluğundaki geniş dindar, muhafazakâr kitlenin vicdanına hitap edebilecek olan Saadet Partisi’nin güçlü bir şekilde temsil edilmesi gerekiyor. Saadet Partisi, mevcut iktidar tablosunu, seçmen kitlesini önemli oranda etkileyebilecek, onları Hakk’a adalete ve vicdana çağırabilecek bir partidir. Buradaki kilit kelime ‘onarıcı adalet dönemi’dir. Saadet Partisi’nin yeni dönemde yapacağı ilk iş onarıcı adalettir. Hukuk sistemini, toplumsal yapımızı yeniden onaracaktır. İkinci yapmamız gereken ise sistem değişikliğidir. Bizim adalet, ehliyet ve liyakate dayalı bir yeni sisteme ihtiyacımız var.

Bunu Türkiye adalet politikasını değiştirmek zorundadır şeklinde de yorumlayabilir miyiz?

Burada sadece adalet sistemini değil, bürokratik mekanizmayı da değiştirmek zorundayız. Bürokraside de adaleti tesis etmemiz lazım. Bir bürokratın göreve nasıl geleceği, nasıl yükseleceği konusunu da ele almamız gerekiyor. Bugün bürokratik mekanizma particilik, cemaatçilik, aşiretçilik ve hemşericilik duygularıyla yürüyen bir sistemdir. Biz cemaatçilik ve particiliğin ne noktalara geldiğini ve Türkiye’yi nasıl tahrip ettiğini gördük. Bu duyguların tahribatını uzun yıllardır hep beraber yaşıyoruz. Şimdi yapmamız gerekenler ise mutlak anlamda ehliyet ve liyakate dayalı memur atamaları yapmak, yükselmeler içinde objektif ölçme ve değerlendirme kriterleri koymaktır. Bu aynı zamanda siyaset için de geçerli. Dolayısıyla iki şey yapacağız. Birincisi acil olarak ‘onarıcı adalet’ ikincisi sistem ahlakına dönüş yapacağız.

Siz camianın içerisindesiniz. Adalet mekanizmasının işleyişi ile ilgili hâkimlerden, savcılardan ve avukatlardan ne gibi rahatsızlıklar geliyor?

Şöyle ifade edebilirim: İddia ediyorum. FETÖ davalarına bakan ağır ceza reis ve üyelerinin yüzde 80’i 24 Haziran’da AKP’ye oy vermeyecektir. Savcılar da dâhil olmak üzere. 

Çok yüksek bir yüzde verdiniz, büyük bir kesimden bahsediyorsunuz. Neden peki?

Çünkü bu hâkim ve savcı sınıfının izzeti nefsi, şerefi ve haysiyeti son iki yıl içerisinde yukarıdaki siyasetçilerin emir ve talimatları, hukuka uymayan talepleri ile rencide edilmiş durumdadır. Savcılar, hakimler de insandır kardeşim. Evlatları ve aileleri için maruz kaldıkları, sineye çektikleri baskıların karşılığını 24 Haziran’da sandıkta gösterecekler. Hiçbir şey insanın izzeti nefsi, şerefi ve haysiyetinden daha önemli değildir. Bu insanlar şimdiye kadar yapamadıklarını sandıkta yapacaklar. Buna inanıyorum. Konuştuğumuz zaman Yargıtay önümüzü tıkamasa, siyaset böyle bir anlayış içerisinde olmasa, kitlesel bir yargılama modeli ve yasal delillerin bir suç delili olarak nitelendirilmesi baskısı olmamış olsa biz bu kararı vermeyeceğiz diyen hakim ve savcılar tanıyorum.

Yani yanlış karar verdiklerinin farkındalar ama siyasi baskıdan dolayı mı vermek zorunda kalıyorlar?

Her şeyin farkındalar tabii. Yani şu anda Türkiye’de yargı siyasetin baskısı ve hatta kelimeyi doğru kullanalım, siyasi tasallutu altındadır. Yargı baskıyla yanlış kararlar vermek zorunda bırakılıyor. Hatta şöyle bir tespitte var. Bugün siyaset yargıya bu denli baskı yapmamış olsaydı bu kadar büyük mağduriyet yaşanmayacaktı. Mevcut hâkim ve savcı sınıfı ile daha adil bir yargılama, soruşturma ve kovuşturma sürecini rahatlıkla yaşayabilirdik. Maalesef siyasetin ‘iyi yapıyorum’ diye düşünerek müdahalesi kötü sonuçlar doğurdu.

FETÖ davaları ve KHK kararları doğrudan ve dolaylı olarak kaç insanı etkiledi? 

Adli işlem gören 420 bin insan var. Bunların içerisinden adli işlem görememiş ama ihraç edilmiş kamu personeli veya ihraç edilmiş eşi ya da kardeşi dolayısıyla da hak mağduriyetine uğramış insanlar da var. Doğrudan mağduriyetlerin 600 bine yaklaşabileceğini öngörüyorum. 600 bin kişinin mağdur olması demek, bizim ordumuzdaki asker sayısından daha fazla bir mağdur kitlesinin oluşması demektir. Bu bir cinnet tablosudur. Dolaylı yönden ise mağdurların sayısı 2–3 milyon gibi bir rakamı buluyor. Bu sosyal bir yaradır, sosyal bir infialdir. 100 binden fazla insan içeri girdi çıktı. Hapse giren bir kişinin 3 çocuğu olsa 300 bin çocuğun zihninde cezaevi travması oluştu. 1980 ihtilali sırasında gerçekleşen cezaevi şartlarında oluşan travmalar neticesinde hâlâ filmlerin, şiirlerin, şarkıların, türkülerin söylendiğini biliyoruz. Biz bu büyük travmayı hemen telafi edemezsek önümüzdeki birkaç on yılda bunu yaşamaya devam edeceğiz. Daha önce dile getirdiğim onarıcı adalet tanımlaması sadece yargı mekanizması değildir. İnsanların vicdanındaki adalet duygusunun yeniden tesis edilmesi anlamında hem güven hem de sosyal rehabilitasyonun gerçekleştirilmesidir. Masum insanların terörize edilmesinin önüne geçilerek, yeniden topluma, devlete ve millete kazandırılmasına ihtiyaç var. Devletin bütün kurumlarının bu anlamda çalışması gerekir. Yani suçlu ile suçsuzun ayırt edilmesi gerekir. Bu bahsettiğim meseleleri ilk defa bugün de konuşmuyoruz. İlk günden itibaren biz mağdurların yanındaydık. Dolayısı ile Saadet Partisi Meclis'e girdiğinde Türkiye’nin siyasi yaklaşımı değişecek ve adalet tesis edilecektir. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
istanbul escort escort istanbul