Hülya Şekerci yazdı: Reklamın Yeni Kurbanı: Başörtüsü...

Tesettür defilelerine ve reklamlarına olumlu işlev yükleyenler şunu görmek durumundalar: Reklamdaki modellerin kıyafetleri tesettüre uygun olsa dahi şuh bakışlar, endamlı duruşlar ve makyajla, giysi müstehcenleştirilmektedir.

Hülya Şekerci yazdı: Reklamın Yeni Kurbanı: Başörtüsü...
Hülya Şekerci yazdı: Reklamın Yeni Kurbanı: Başörtüsü... Zehra

90’lı yıllarda dikkat çekici bir eşarp reklamı muhafazakâr bir TV kanalında sıkça yer alıyordu. Reklam, havaalanında korumaların beklediği iki başörtülü kadının İstanbul’un ilk büyük alışveriş merkezine gitmeleriyle başlıyordu. Dar etekleriyle zor adım atan havalı kadınlar, alışveriş merkezinde reklamı yapılan başörtüsünü beğenip alıyorlardı. Ancak en ilginç olanı reklamın sloganıydı. Reklam, “Birinci Sınıf Dünyalar İçin” sloganıyla bitiyordu. Bu basit bir slogan değildi. Zira içinde Allah’ın rızasını, takvayı ötelerken imaja, gösterişe vurgu vardı. Bu eşarbı kullananlar tarlada terini başörtüsüne silen değil, toplumun sosyetesini oluşturan zengin kadınlardı. Ayrıca reklamda dikkat çeken yön, korumalar eşliğinde son model arabalarla gezen başörtülü kadın imajının vakıayla ilgisi olmamasına rağmen sonraki yıllar için ilginç bir öngörü oluşturmasıydı. Zira o yıllarda reklamı izlediğimizde afaki gelen bu manzara, bir dizi siyasi ve sosyal değişiklikler sonrasında vakıaya dönüştü.

Başörtüsünü özendirmek için defile

Yine bu dönemde “tesettür defileleri”, İslâmî camiada en çok tartışılan konulardan biriydi. ‘”Tesettür ve defile”, “başörtüsü ve moda” yan yana gelebilir miydi? Takvanın, iffetin, İslâmî kimliğin sembolü olması gereken tesettür, gerektiğinde her türlü kıyafeti giyen profesyonel mankenlerin, podyum üzerinde tüm cazibeleriyle sergiledikleri bir kıyafete dönüştürülebilir miydi?

Yine aynı yıllarda İslâmî ilkelere uygunluğu iddiasıyla açılan bir otelin reklam sloganı “cennetten bir köşe” idi. Ne oluyordu? Yıllarca ezilen, hor görülen, pastaya hiç yaklaştırılmayan Müslümanların pastadan pay alınca özlemleri mi değişmişti? Müminler için dünya, ahirete giden yolda soluklanacağımız bir durak değil miydi? Ne oldu da dünyada cenneti yaşamak için uğraşır oldu bazılarımız? Ancak minare çalınınca kılıfı da hazırlanıyor. Örneğin, tesettür defilelerini organize eden ilk tesettür mağazalarının sahibi yapılan eleştiriler karşısında şöyle diyordu: “Tesettür defilelerini organize etmemizdeki amaç, ürünlerimizi tanıtmaktan ziyade başörtüsünü benimsemeyenleri özendirmek, bu nedenle manken kullanıyoruz. Batı’ya açılmayı da hedefliyoruz.” Bu arada Paris’te de tesettür defilesi yapıldı. (Hülya Şekerci, “Belli Eşarpları Tüketim kültürünün dini aksesuarı”, Haksöz dergisi, Temmuz 1997.)

Chick’ın gibi ol

Tüm bu hararetli tartışmaların hemen akabinde ordu, bürokrasi ve siyaset başörtüsüne yönelik düşmanlık kampanyası başlattı; hem de modernleşmiş ya da geleneksel ayrımı yapmadan. Artık 28 Şubat darbe sürecine girilmişti ve başörtülü kadınlar uzun yıllar başörtüsü yasaklarıyla uğraşmak zorunda kaldı. Ve nihayet mağduriyet, fedakârlık ve direnişle geçen yıllardan sonra zulüm sona erdi. İslâm ve modernite, başörtüsü ve moda gibi ikili kavramlar kaldığı yerden hararetle tartışılmaya devam etti.

Örneğin, 2015’te H&M reklamında yer verilen başörtülü kadın, basında epey ilgi gördü. İçinde sapkınlığı ve müstehcenliği de barındıran reklamda başörtülü kadın için “chick’ın gibi ol” ifadesi geçiyordu. Bu kelime argoda genç kız anlamında kullanılmakta. Reklamda yer alan siyahi kadının sarf ettiği sözler ise en az reklam kadar tartışmaya açık. Siyahi model kendisiyle yapılan röportajda şöyle diyordu: “Bana boynumu ne kadar açabileceğimi sordular. Çok saygılıydılar.” Ne kadar da güzel! O kadar saygılılar ki boynunu zorla açmadılar, sadece Müslümanları tüketim ağlarına çekmek için başörtüsünü yem olarak kullandılar!

Reklama gelen yorumların bazıları ise içler acısı. Reklam konsepti atlanarak başörtülü modele duyulan hayranlık, reklamlarda başörtülü birisinin olmasından duyulan memnuniyet üzerine pek çok yorum var. Modern kadının olduğu her yerde başörtülü kadının da olması birilerinin çok hoşuna gidiyor.

Oysa aşmaktan çekindiğimiz sınırlarımız olmalı. Her yerde olmak zorunda değiliz. Zira aşırılıktan, günahtan, iffetsizlikten uzak durmalıyız.

Yine benzer şekilde en hararetli tartışmalardan biri de ünlü bir jeep reklamında başörtülü kadının kullanılmasıydı. Bu kez de “Başörtülü kadın jeep kullanır mı/kullanmalı mı?” tartışması yaşandı. Tabii aynı tartışmaların Müslüman erkek için yapılmaması, bırakın tartışmayı gündeme dahi getirilmemesi çok büyük bir eksiklik.

Örtümle cazibemi nasıl korurum?

Tartışmaların arka planını göz ardı ederek konuyu ‘başörtülü kadın jeep’e binebilir mi binemez mi’ sorusuna hapsetmek sığ sularda boğulmak mesabesindedir. Oysa modernite ve İslâm arasındaki çatışmanın mahiyeti konunun odağında yer almalıdır. İslâm’ın hedeflediği insan modeli ile modernitenin ideal insan tipi birbiriyle örtüşüyorsa reklamla, modayla, tüketim çılgınlığıyla bir derdimiz olmaz. Ama öyle mi? Modernizmin kutsalla ilişkisini keserek oluşturduğu hazcı, egoist insan modeliyle sorunumuz yok mu? Elbette var, olmalı!

Ayrıca konuyla ilgili analizlerimiz, İslâm ile Batı medeniyetinin karşılaşmasıyla yaşanan uzun ve acı dolu bir tarihin günümüzde de devam eden yansımalarını içermek zorunda. Bu nedenle, İslâm coğrafyasını hem fiziki hem de zihinsel olarak alt üst eden bu karşılaşmada direnişimiz de savrulmalarımız da masaya yatırılmalı.

Diğer taraftan, bazı muhafazakârların, “Şimdiye kadar parya muamelesi gördük; şimdi pastadan payımızı aldığımıza göre dilediğimiz gibi yaşarız” yaklaşımı hikmetten çok uzak! Zira Müslüman’ın idealleri, özlemleri, yaşantı biçimi modern değerlerle uzlaşamaz. Bu nedenle Batı değerleri ile İslâm yaşanamaz. Bu açıdan feminist Müslüman olamayacağı gibi, liberal İslâm ya da başka sıfatlara bitiştirilmiş bir İslâmî anlayış da olamaz. Olsa da deve kuşuna benzer. “Ben hem modern olurum, hem dinimi yaşarım” diyenler ise derin bir aldanış içindedirler.

Bu çerçeveden baktığımızda tesettür defilelerine ve reklamlarına olumlu işlev yükleyenler şunu görmek durumundadırlar: Reklamdaki modellerin kıyafetleri tesettüre uygun olsa dahi şuh bakışlar, endamlı duruşlar ve makyajla, giysi müstehcenleştirilmektedir. Bu tarz reklamlar, örtümle cazibemi nasıl koruyabilirim telaşına düşmüş genç kızlara hitap etse de İslâmî tesettür bu değildir. Aksine tesettür, kadının cazibesini mümkün olduğunca gizleyip onu “önce insan” olarak toplum hayatına katmak içindir.

Aşağılık kompleksinden kurtulalım

Ayrıca bu konuları soğukkanlı şekilde tartışamaz hale gelişimiz de reklamlarda sıkça işlenen modern insan algısıyla ilgili. “Bu hayat senin, dilediğin gibi yaşa” ritüeline kanmış insan modeli, eleştirilere hiç açık değil. Bu nedenle örneğin başörtülü kızın makyajını, sigara içmesini, tesettürle uzaktan yakından alakası olmayan kıyafetlerini, namaz kılmıyor oluşunu tartışamıyoruz. Çünkü bu konular bir şekilde gündemleştiğinde kocaman bir duvara tosluyoruz: “Bu benim hayatım, benim bedenim, kimse söz söyleyemez.” Peki, “Ancak birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerin kurtuluşa erdiğini” (Asr,3) söyleyen Allah’ın mesajı ne olacak? Hele hele erkeklerden biri eleştirmeyegörsün, hazırda bekleyen feminist damar kabarmakta. İyi de “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler. Birbirlerine iyiliği emredip kötülükten nehyederler.” (Tevbe,71) ayetini öldükten sonra mı uygulayacağız?

Genç nesil, ortaya çıkan manzaranın farkına varamıyor. Özellikle 28 Şubat darbesinden sonra doğmuş nesil, başörtüsü için ödenen bedelleri bilmiyor. Onlar en üst makamlarda bulunanların tesettürlerini görüyorlar. Maalesef gördükleri ise mevki yükseldiğinde tesettürün asgari sınırlara çekilmesi, çoğu zaman aşılması. Kamera, insanın tesettüre daha fazla itina göstermesini gerektirirken; makyaj, sınırları ihlal etmeyi meşrulaştırıcı işlev görüyor sanki.

Kıyafetlerimizi zihnimizdeki takva giysisiyle yönlendiremiyorsak bu boşluğu moda, reklam, modernite belirliyor. Sonuçta ortaya çıkan manzara ise İslâm dünyasının modernite ile imtihan sahası. Soru şu: Gerek toplum gerekse bireysel düzeyde modernleşmeye direnecek ve kendi değerlerimizle mi yaşayacağız, yoksa cellâdımıza sığınıp onun kültürüne, yaşam biçimine mi sığınacağız? Ve ne zaman topyekûn öykünme ve aşağılık kompleksinden kurtulup namazda yöneldiğimiz Kâbe’yi, hayatlarımız ve özlemlerimiz için de bir kıble yapacağız?

Hülya Şekerci, “Reklamın Yeni Kurbanı: Başörtüsü”, Bilimevi Kadın dergisi, Ekim-Kasım-Aralık 2017, sayı 3.

Dünyabizim

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!