Yasin Kuruçay: Seçim sonucu ne olursa olsun kapitalist, seküler, liberal, demokrat düzen devam edecek

"Bir yanda münafıklara dahi Müslüman muamelesi yapan ve onlara güzel söz söyleyen peygamber var. Öte yanda kendini peygamberinmisyonuna adayıp, kendi gibi düşünmeyen dindarları hain, uşak ilan edip her türlü aşağılamayı reva gören dindarlık tarzı var.

Yasin Kuruçay: Seçim sonucu ne olursa olsun kapitalist, seküler, liberal, demokrat düzen devam edecek
Yasin Kuruçay: Seçim sonucu ne olursa olsun kapitalist, seküler, liberal, demokrat düzen devam edecek Zehra

İslami Analiz yazarlarından Yasin Kuruçay seçimlerin neyi değiştirip değiştiremeyeceğine ilişkin bir yazı kaleme aldı.

"Konuları ilkesel ve düşünsel temelde algılayan bir camia neredeyse yok. Hatta böyle algılaması gerektiğinin farkında dahi olmayan bir kitle ile karşı karşıyayız.Partisini din, liderini peygamber gibi görenler sözlü ve fiili şiddet üretiyor. Kan, öfke, nefret ve şiddet üreten bir taraftarlık gittikçe yaygınlaşıyor." diyen Kuruçay, "Bir yanda münafıklara dahi Müslüman muamelesi yapan ve onlara güzel söz söyleyen peygamber var. Öte yanda kendini peygamberinmisyonuna adayıp, kendi gibi düşünmeyen dindarları hain, uşak ilan edip her türlü aşağılamayı reva gören dindarlık tarzı var.Sanal dünyada kullanılan sözler ve paylaşımlar amigoları dahi hayrete düşürecek türden. Oysa tahkir ve teyzif düşük ahlaklıların, tahlil ve tetkik yüksek ahlaklıların işidir." ifadelerini kullandı.

Kuruçay'ın "Seçimler neyi değiştire(meye)cek?" başlıklı yazısının bir kısmı şöyle:

Seçim süreci bize, "düşmanların dost, dostların düşman olabileceğini" öğretti.Siyasi partilerin çoğu kendi gibi düşünmeyenlerle birlik oldu. Buna rağmen kendi siyasi ittifakını reel şartlar ve konjoktöre göre, karşı tarafın ittifakını ilkelere ve değerlere göre yorumlayan bakış açısı kılıcını sağa sola savuruyor.

Konuları ilkesel ve düşünsel temelde algılayan bir camia neredeyse yok. Hatta böyle algılaması gerektiğinin farkında dahi olmayan bir kitle ile karşı karşıyayız.Partisini din, liderini peygamber gibi görenler sözlü ve fiili şiddet üretiyor. Kan, öfke, nefret ve şiddet üreten bir taraftarlık gittikçe yaygınlaşıyor.

Bir yanda münafıklara dahi Müslüman muamelesi yapan ve onlara güzel söz söyleyen peygamber var. Öte yanda kendini peygamberin misyonuna adayıp, kendi gibi düşünmeyen dindarları hain, uşak ilan edip her türlü aşağılamayı reva gören dindarlık tarzı var.Sanal dünyada kullanılan sözler ve paylaşımlar amigoları dahi hayrete düşürecek türden. Oysa tahkir ve teyzif düşük ahlaklıların, tahlil ve tetkik yüksek ahlaklıların işidir.

Bugün gerçek olan şey şudur.

Türkiye'de siyasi, sosyal ve düşünsel olarak tek iktidar, liberal ve seküler dünya görüşüdür. Herkes söylemini ve eylemini bu gerçekliğe göre belirler. Gerisi lafügüzaftır.Sonuçta herkes seküler, milliyetçi, kapitalist ve demokratik sistemi devam ettirmenin yarışı içerisinde. Ahlâk, karakter, dava söylemleri havada uçuşuyor, ama bu alanlara dair somut HİÇBİR proje ve fikir yok.

Soralım;

Hangi proje Çanakkale ruhunu yansıtıyor?

Hangi fikir Uhud'un hatalarını engellemeye yönelik?

Hangi vaat Malazgirt mücadelesini gerçekleştirmeye dönük?

Hangi seçim vaadi Bedir ve Conkbayırı ahalisi kadar garip olanlara, yalın ayaklılara hitap ediyor?

Bir yanda Çanakkale, Sakarya, Malazgirt, Uhud, öte yanda dibine kadar liberalizm, dolar, faiz, piyasalar. Vaatler buram buram kapitalizm kokuyor.

Seçim meydanlarında söylemi tarihe, eylemi konjonktüre mecbur eden bir siyasi anlayış hakim. Tarihi gaza getirici ya da gaz alıcı bir retorik olmaktan öte bir gerçeklik olarak bu güne taşıyan bir söylem, bir eylem, bir fikir yok.

Yaşadığımız sıkıntıların boyutlarına dair gerçekçi bir analiz maalesef yapılmıyor. Oysa yarın bizi neler beklediğini iyi düşünmemiz gerekiyor. Dünyada ve Türkiye’de kürtaj, zina serbestleşiyor. Aile ve gençlik bitiyor. İstanbul sözleşmesi, Cedaw Sözleşmesi ne demek kimse bilmiyor. Tuz kokuyor, kimsenin umurunda değil. Ahlaksızlık ve sapkınlıklar sistemli, bilimsel (?), siyasi bir plan doğrultusunda adım adım yaygınlaşıyor. Fuhuş, eğlence, kumar ve uyuşturucu sektörünün özgürlük algısı herşeyden önemli hale gelmiş durumda.

Bilgi Teknolojileri Kurumunun 2017 verilerine göre Türkiye'de 1,5 milyon kişinin online kumar ve bahis oynadığı tahmin ediliyor. Sektörün yıllık cirosu 1 milyar dolar civarında. Üniversiteliler günde 6, liseliler 4,5 saati internette geçiriyor. Üniversitelerin % 87'si, liselilerin % 67'si vaktini sosyal medyada geçiriyor. Online video yaygınlığı bakımından Türkiye’deki İnternet kullanıcıları dünyada ilk sırada. Kullanıcıların %93,6′sı İnternette video izliyor. Ortaokul ve lise öğrencilerinin; %60’ı “bilgisayar ve internetsiz”, %51’i “cep telefonsuz”, %50’si “televizyonsuz” bir hayat düşünemiyor.[i]

OECD’nin 2017 araştırma verilerine göre Türkiye’nin güven puanlarında düşme var.[ii]2012 Dünya Değerler Atlası’na göre ülkemizin dünyada kişilerarası güvenin en düşük olduğu ülkelerden biri. Türkiye dünyada birbirine güvenme açısından sondan üçüncü sırada yer alıyor.[iii]Başka bir araştırma sonucuna göre de gençlerin % 69’u insanları, % 35’i babalarını bile güvenilmez olarak görüyor.[iv]Ülkemizde alkolü ilk tüketim yaşı 11’e kadar inmiştir. Cinayetlerin %85’i, ırza tecavüzlerin %50’si, şiddet olaylarının %50’si, trafik kazalarının %60’ı, kadına şiddet olaylarının %70’i alkol sebebiyle olmaktadır.[v]OECD’nin 50’yi aşkın ülkeyi incelediği Daha İyi Yaşam Endeksi 2016 sonuçlarına göre Türkiye sondan üçüncü sırada bulunmaktadır.[vi]

Verilerin bir kısmı bu şekilde. Ama siyasi partilerin neredeysetümü ekonomik işleri birincil önemde görüyor. Örneğin Ak Parti’nin seçim beyannamesinde İslam kelimesi 15, ahlak kelimesi 6, din kelimesi 4 yerde geçiyor. Ama ekonomi kelimesi tam 216 yerde geçmiş. Benzer durum tüm partilerin programında var. CHP din ve İslam kelimelerini 1 yerde, ekonomi kelimesini 113 yerde kullanmış.[vii]Peki;

Ailenin bozulan yapısına, ailenin koruyucu etkisinin bitmek üzere olması ile ilgili çözüm sunan bir parti var mı?

Nesillerimizdeki karakter bozulmasına kalıcı ve uzun vadeli çözüm üreten bir parti var mı?

Kadını küresel ekonomik sistemin ucuz işgücü haline ve neoliberal eğlence sektörünün haz nesnesi haline getiren ekopolitik anlayışa karşı çıkan bir parti var mı?

Eğitim sistemini bilişsel, duyuşsal, manevi  becerileri geliştirecek şekilde yapılandırmayı parti programına alan bir parti var mı?

Kişi başına düşen milli gelir yerine, kişi başına düşen ahlaki yozlaşmayı ölçen bir parti var mı?

Çocuklarımızın ekran başında çürümesini dert edinen bir parti var mı?

Gençlerimizin erotizm ve egoizm bataklığında dünyalarını ve ahiretlerini yitirmelerine dönük fikirleri olan bir parti var mı?

Son 10 yılda 1,5 milyonu aşan boşanmış çiftleri ve çocuklarını bekleyen risklerle ilgili planları olan bir parti var mı?

İnsanlıkta eşitlik, dinde kardeşlik, ülkede vatandaşlık mantığını söylemine ve projelerini alan bir parti var mı? Neredeyse herkes kuru ve katı milliyetçiliğin etkisinde.

7’den 70’e tüm toplumu çürüten gece kulüpleri, pavyonlar, meyhaneler, kumar ve alkol ile ilgili seçim meydanlarında kaç söz duyduk?

Alanıyla, ülkesiyle, diniyle, tarihiyle, kültürüyle ilgili neredeyse hiç kitap okumayan devasa eğitimci, öğretmen kadrosuyla ilgili hangi partinin bir projesi var?

Lüks ve varlık içinde yaşarken, işçilerini asgari ücrete mahkûm ve mecbur eden, onların mağduriyetlerini kendi memnuniyetine çeviren hem laik hem dindar patronların düzenine dur demeyi programına alan kaç parti var?

Cennet, cehennem tasvirlerine gerek yok. Seçim sonucu ne olursa olsun kapitalist, seküler, liberal, demokrat düzen devam edecek. Dünyanın düzeni değişmeyecek. Sadece yönetenler değişecek ya da devam edecek. Ölüm varsa bu dünyaya zulüm olacak. Bir yanda mahrumlar, bir yanda elitler olacak. Bir yanda kendi için, öte yanda insanlık ve toplum için çalışanlar olacak. Kendi hayallerimizi ve ütopyalarımızı ve sorumluluklarımızı taraftarı olduğumuz partiye yüklemeyi bırakalım.

Bugün bizi "yaşam tarzı bizim gibi olmayanlarla" bir araya getiren şartlar, yarın bizi“bizim gibi yaşayanlarla" bir araya getirebilir. Tek düşmanımızın hepimize düşman olanlar olduğunu anladığımızda, birbirimize düşmanlığa son vereceğiz...

Çünkü kötülük sel gibi üzerimize geliyor. Derdimiz büyük, işimiz zor, enerjimiz az, motivasyonumuz düşük.

Öfke ve kin haykırmayalım.Sevgi ve merhamet türküleri söyleyelim. Kendi inanç ve medeniyet değerlerimize dayalı bilgi, proje ve fikir üretelim. Partilerimizden, liderlerimizden bunları talep edelim. Onları bu konularda uyaralım. Kalk ve uyar emrinin gereğini yapalım.

Yarın çok ama çok geç olacak.

 

[ii]OECD, How is Life, 2016-2017. http://www.oecdbetterlifeindex.org/ , http://www.oecdbetterlifeindex.org/media/bli/documents/how_life-(2017).-sum-en.pdf, http://www.oecdbetterlifeindex.org/countries/turkey/ - (11.01.2018).

[iii]Ozan Örmeci, "Dünya Değerler Araştırması 2010-2014 Türkiye Verileri Analizi", Uluslararası Politika Akademisi, İstanbul 2016, s. 3.

[iv]SEKAM, Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Araştırmalar Merkezi, Türkiye Gençlik Raporu, İstanbul 2013, s. 82-83.

[v]Yeşilay, 2017b.

[vi]TÜİK, Türkiye İstatistik Kurumu Yaşam Memnuniyeti Araştırması, 2003-2016.http://www.tuik.gov.tr/MicroVeri/YMA_(2015)./ozet-tablolar/index.html, (TÜİK, İstatistiklerle Gençlik 2016, 01.01.2018).

http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=24648 (04.01.2018); HABİTAT, Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Raporu, 2017, http://habitatdernegi.org/tr/dl/Habitat-GenclikRaporu.pdf (01.01.2018).

[vii] Partilerin seçim beyannamelerini bir sonraki yazıda ele almayı düşünüyorum.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...