Hale Canat Cürgül yazdı: Firavun zindanlarındaki Züleyhalar: Kardeşim Sen Nerdesin?

Züleyhaların çığlıklarını sağırlar bile duyabilirdi. Yaşadıkları acıları körler görebilirdi. Mısır da Sultan olmaya layık bu cennet kokulu kadınların yaşadıklarını anlatmaya da gücümüz yetmedi, yetmeyecek.

Hale Canat Cürgül yazdı: Firavun zindanlarındaki Züleyhalar: Kardeşim Sen Nerdesin?
Hale Canat Cürgül yazdı: Firavun zindanlarındaki Züleyhalar: Kardeşim Sen Nerdesin? Zehra

Sesleri duyuyor musunuz?

Mısır Dimyat’ta darbeciler tarafından yakalanmış kadınların bu çığlığı ile yanıyor Bur Said hapishanesinin duvarları. Gördüklerinden utanıyor duvarlar, o duvarlarda soysuzların sidik kokusuna, yaşadıklarını hazmedemeyen direnişçi kadınların kusmukları karışıyor. Eşlerinden ve çocuklarından haber alamayan kadınların aldıkları tek haber zalimlerin mahzenlerine yaklaşan ayak sesleri ve kirli emelleri oluyor! Kimi hafız, kimi öğrenci, kimi milletvekili bir annenin kızı, kimi avukat, kimi nişanlı, kimi evli, kimi anne… Yaşanan işkence aynı. İnsanlıktan uzak salyalı haydutların tek oyuncağı, elinin kiri bu direnişçi kadınlar! Çoğu bu şerefsizlerin çocuğuna hamile, tek istedikleri; “Karnımızda firavunun piçleri, vücudumuzda hayvan izleri! Yakın bu mahzeni! Öldürün bizleri!”

Tarihin kanı donuyor, yakın tarih gördüklerine inanamıyor! Bu nasıl bir dünya? Dışarıda çocuklar, içeride anneler ölüyor! Babalardan haber alınamıyor! Oysa medeniyet efendileri gelmiş geçmiş mazlum zamanları nasıl da yoruyor! Orada bir yer var uzakta, orada çığlıklar yükseliyor!

Habibe Hüseyin Şeta, (hafız) Meryem İmaduddin Ebu Türk, Fatima İmaduddin Ebu Türk, Fatima İyad, Hulud Felahi, Ayet Ömer Tebliğ, Sara Hamdi, Sara Muhammed Ramadan, Ravda Semir Hatr, İsra Abduhu Ferehat… Firavun zindanlarındaki Züleyhalar!

Unutamadım bu isimleri, hafızama kazıdığım hayatlarını da… Hele biri var ki bayanların avukatlığını yaptığı, onları savunduğu için içeri atıldı, aylarca türlü işkencelere maruz kaldı, vahşice katledildi! Çünkü zalimin borusunun öttüğü işgal topraklarında, zalimden başkası adil değildir.

Firavunun yaşayan yüzü Mısır zindanlarında, hayvandan azma zalimler yakaladığı kadınların yüzlerine kezzap döküp, vahşice tecavüz edecek kadar ileri giderken, çoğu İslâm ülkeleri maalesef bu olanlara sessiz kalmayı tercih etti. Bu amansız durum, mazlumların satır arası yalvarışlarına son noktayı koyarken, şehadetlerine eşlik eden iç sesleri hep aynı soruya takılı kaldı; “Kardeşim, Sen Neredesin?”

Züleyhaların çığlıklarını sağırlar bile duyabilirdi. Yaşadıkları acıları körler görebilirdi. Mısır da Sultan olmaya layık bu cennet kokulu kadınların yaşadıklarını anlatmaya da gücümüz yetmedi, yetmeyecek! Ebu Hanefi’nin dediği gibi bu dünyadaki en güçlü kadınlar Ortadoğu’da, Mısır da yetişecek…

“Ah Züleyhalar… Biçare yüreğime yazdığım o güzel isimlerinize andolsun! Andolsun, yıldızların sahibi olan Allah’a… Dünyayı, güneşin etrafında kim döndürüyorsa bizim için yalnızca onun kuralları geçerlidir! Gör bizleri Yusuf’u zindanlardan kurtaran Yüce Allah’ım; Cennet kokulu Züleyha doldu bu zindanlar!

Minnettar olduğum rahmetli babam Hasan Nail Canat’tan aldığım manevi eğitim ve yanı sıra aynı maneviyata paralel aldığım sanat eğitimi, sınır tanımayan tutkumu ve senaryo yazmak için elime her kalemi alışımda o sesin kulaklarımı tırmalamasını süratle tetikliyor: “Sen Nerdesin”

Müslüman kardeşlerin paramparça olmuşken, çığlıkları arşı titretiyorken, sana Bur Said’den mektup yazıyorken, sen yavrularını rahat rahat severken onlar yavrularına hasret parmaklıklara sarılmış yavrularının hayalleri ile yaşıyorken, Mısır’daki Züleyha İstanbul’daki Hale’ye Ayşe’ye Tuba’ya Zeynep’e uzak mı? Aradaki mesafe toplamda kaç kardeşlik ötede? Bugün Mısır’da oynanan oyunlar yine bugün senin arka bahçende tezgâhlanmıyor mu? Hani okudukça, dinledikçe, izledikçe için dayanmayıp ağlaya ağlaya kaçıyorsun ya yüreğine düşmüş kardeş sancısından, bana dokunmayan yılanın ne hali varsa görsün modunda dört elle sarılıyorsun ya sana huzur veren her şeye, sıktığın dişlerini sevdiklerini görünce açıyorsun ya, madem yanında olamıyorum görmezden geleyim diyorsun ya... İşte tüm bunlar apaçık bir kandırmacadır! Çünkü sen elinden geleni yapmakla mükellefsin. Mazlumların sesi olmakla ve bu sesi onlara duyurmakla mükellefsin.! Ve dahi: Dua, secde, yakarışla…

(Küsmesin diye tüm çiçekler)

Mavi Kelebekler

Eyüp Belediyesinde Diksiyon ve Drama eğitimi verdiğim ve yalnızca bayanlardan oluşan yaklaşık yirmi kişilik öğrenci grubumla bu yıl tiyatro oyunu sahnelemek istedim. Gösterim tarihi 8 Mart Dünya Kadınlar Gününe rastlayınca, kendime de Halep sınırında delirmiş bir kadın rolü yazdığım. On altı Müslüman ülkenin, Müslüman oldukları için zulme uğrayan kadınlarını yazdım. Öğrencilerimin provalarda gözyaşlarına boğulduklarına ve sahnede hiç sarsılmadan oldukça başarılı şekilde rol yaptıklarına şahit oldum. Seyircilerden gelen gözyaşı ile ıslanmış tebrikler, ustalardan gelen kıymetli tabirler, her geçen gün içimdeki kanayan bu yarayı defalarca kaleme almam gerektiğini söyledi. Çünkü benim elimden gelen, algıladığım kadarını seyircimin de algılayabileceği şekilde kaleme alıp sahneleyebilmekti. Bosna Hersek’den, Çanakkale’ye, Afganistan’dan Çeçenistan’a, Suriye’den Filistin’e, Halep’e, Türkmenistan’a, Mısır’a, Türkiye’ye 15 Temmuz’a…

Tiyatro son derece etkili bir dildir!

Tiyatro ve sinema ile uğraşan herkesin boynunun borcudur, mazlum kardeşinin sesi olmak. Rahmetli babam, mazlumların bugüne kadar yaşadıklarını sahneye taşımış (Moskof Sehpası, Sen Nerdesin, Ebabil Kuşları) ilk tiyatro ustasıdır. Onun bu sanat felsefesini naçizâne kendime ilke edinmişliğim, sırtıma vurduğum en sert kırbacımdır. Tabii ki yine onun tabiriyle tiyatroyu ‘‘İnsanı, insana insanla insanca anlatmak” inceliğini unutmadan..

Şehit Esma

Ve Mavi Kelebekler, oyunumuzun en can alıcı bölümlerindendi.. Öylesine içime işlemiş isim ki Muhammed Biltaci’nin kızı Şehit Esma, kızım Sümeyye’nin Esma rolünü canlandırması, sahnede “Bugün cennette düğünüm var baba, bu dünya birbirimize doyacak kadar büyük değil, seni Kevser ırmağının başında bekliyor olacağım” dedikten sonra ağlaması, vurulup yere yığılması bitmeyen kavgamın en önemli ayrıntısıydı. “Yaşamadan anlayamazsın’’ tezinin en belirgin örneği... Ruhumla bedenimin yaptığı en çelişkili alışverişiydi... Şimdi kalemimi hangi kâğıdın üzerine getirsem önce “Sen neredesin” yazıyorum. Yüceler Yücesi Allah’ın bazı kullarını mazlumun sesi olmakla memur kıldığına inanıyorum. Unutmamak için dönüp dönüp tekrar okuduğum kırmızı tarih haritasının içinde olduğumu asla unutmuyorum. Müslüman bir ülkede Müslüman kimliği ile sanat yapmaya çalışan, bu uğurda farklı savaşlar veren bir kadın olduğumu biliyorum. Ruhumun röntgenini çekmeden senaryo yolculuğuna çıkmamam gerektiğine inanıyor ve bu öksüz davaya sarılıyorum...

Güçlü ve direnen kadınlar Ortadoğuda ve Türkiye’de... Canını cebine, yavrusunu kucağına almış, gözünü düşmanına karartmış tüm kadınlarımıza selam olsun... Bugün, Mısır’da oynanan oyunlar Kudüs’de, Suriye’de ve Türkiye’de oynanıyor.

Son söz olarak; Şehit Esma’nın kanıyla şereflenmiş Mısır topraklarındaki direnişi, Mursi’nin hayatını silmekle bitiremezsiniz! Şehadete koşanların hızında Peygamber rızası vardır, vardır da bunu bilemezsiniz! Asılacak hayvanları besleyip, okunacak insanları ipe götürüyorlar! Şahit ol Ya Rabb! Şahit ol Ya Rabb! Şahit ol Ya Rabb! Ey Zalimler! Yalnızca bizleri değil, dünyadaki tüm Züleyha’ları toplasanız da mahzenleriniz yerle bir olacaktır! Sizde ne Firavun’lar biter ne Ebu Cehiller! Bizde ne Musa’lar biter ne Muhammed Biltaci’ler!.

 

Hale Canat Cürgül, “Orada bir Yer Var Uzakta”, Bilimevi Kadın dergisi, Temmuz-Ağustos-Eylül 2017, sayı 2.

Dünyabizim

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...