Maddi gözü görmediği halde gönül dünyası ile gören Ümit Şahin yazdı: Aksa Hediyesi...

Memlekete döndüğümde, acaba ne zaman Kudüs'ü soracaklar, ne soracaklar diye bekledim hep. Lâkin beklediğim ilgiyi görmeyince, dermanı yine kalemde buldum. Yüreğim sıcakken hissettiklerimi bir an evvel dökmeliydim satırlara.

Maddi gözü görmediği halde gönül dünyası ile gören Ümit Şahin yazdı: Aksa Hediyesi...
Maddi gözü görmediği halde gönül dünyası ile gören Ümit Şahin yazdı: Aksa Hediyesi... Zehra

Memlekete döndüğümde, acaba ne zaman Kudüs'ü soracaklar, ne soracaklar diye bekledim hep. Lâkin beklediğim ilgiyi görmeyince, dermanı yine kalemde buldum. Yüreğim sıcakken hissettiklerimi bir an evvel dökmeliydim satırlara. Tabi ne kadar anlatabildiysem...

Derler ya "Anlatılmaz yaşanır", bunun da ötesinde bir şey. "Anlatılmaz, yaşanmaz; hissedilir dert edinilir ancak Filistin. İçimde bir sevinç, ama tutsak... Ne gülümseyebiliyorum, ne de gözyaşı dökebiliyorum. Bir an Hz. Hamza'nın cesareti geliyor kollarıma, bir an Eyyüb sabrı çöküyor omuzlarıma. Aklım ve kalbim birbiriyle cebelleşiyor.

Ve vakit tamam, yolculuk... Filistin'e.

Evvelâ İstanbul, İslâmbol... Heyecanı yavaş yavaş yüklenmek gerek tabi, bir kereden kaldırılacak gibi değil ki. İstanbul'a varır varmaz soluğu Halid bin Zeyd'in "Eyyüb el-Ensari" türbesinde alıyoruz. Yüreğim asırlar öncesine bir gidip geliyor. Sonra bir hicaz ezan yankılanıyor semâda, "evet" diyorum, "İstanbul..."

Sonra Ayasofya yokluyor zihnimi, yine o da zincirlere vurulmuş yok yere. Eyüp Sultan sokaklarında düşünceli bir hâl ile bir hayli yol yürüyorum. Biraz da sabırsızca, öyle ya "Yolculuk... Filistin'e". Sabah, yine bir telaş hepimizde...

Ve nihayet İstanbul semâlarındayız. İki saat kadar süren yolculuğun ardından, uğrunda bir şeyler yapamamanın mahcubiyetiyle, ayaklarım titrercesine işgal edilmiş topraklarımızda yürüyorum. Etraftaki insanların yüzlerindeki karanlığı ve içlerinde sakladıkları korkuyu bir görseniz... Ortalık cehennem çukuru. Her birini gördükçe bir cesaret daha geliyor kollarıma, umutlarım doruklara çıkıyor. Artarak devam eden bir heyecan ile Yafa şehrine varıyoruz. Şehir, halkının yüreği kadar sıcak karşılıyor bizi. Akdeniz kıyılarında ilerliyor, şehrin güzelliklerini temâşâ ediyoruz. Ecdâdımızın eserlerine yine orada da rastlıyor, biraz daha sahipleniyorum Filistin'i. Birkaç saat Yafa'da dolaştıktan sonra, Kudüs'e doğru yola koyuluyoruz.

Bunu söylemek bile heyecan veriyor insana. Kudüs'e doğru yola çıkmak... Çehresi mübarek kılınan şehre, Müminlerin haremine... Selâm sana, Davud'a, Süleyman'a, Zekeriyya'ya, Yahya'ya vatan olan şehir. Selâm sana Peygamber-i Zişân'a kucaklar açan şehir. Selâm sana çehresi mübarek kılınan şehir. Güneş batmaya yakın Mescid-i Aksa'ya doğru hızlı adımlarla yürüyoruz. Yol boyu Filistinli çocuklar, gençler selâmlıyor bizi. Filistin'in daracık sokaklarında gözlerim sabırsızca Kubbetü's Sahra'yı arıyor.

Birkaç dakika yürüyüşün ardından sol yanıma bir dönüyorum, ve Aksa... Tüm ihtişamıyla karanlığa ve karanlık yüzlülere meydan okuyor. Akşam ve yatsı namazlarını Aksa'da kılıyoruz. İlk defa bu kadar farklı ırktaki kardeşlerimizle omuz omuza namaz kılınca, demek ki ümmet olmak böyle bir şeymiş diyorum. Diğer günün sabahı yorgunluktan ve uykusuzluktan mecâlim kalmamışken bir an "Ben Kudüs'teyim ve sabahı Mescid-i Aksa'da kılacağım" deyince kendi kendime, hemen doğrulu veriliyorum yattığım yerden. Abdest alıp Aksa'ya koşuyoruz. Namazın ardından gün ağarıncaya kadar mescidin içerisinde âyetler okuyor, dualar ediyoruz. Mescidin içerisinde uçuşan kuşlar, özgürlüğe olan sevdamızı, özlemimizi perçinliyor, umutlarımızı yüreklerimizden taşırıyor adeta. Namaz çıkışı Filistinli bir amcamız bizlere çay ve hurma ikram ediyor, bize ve devletimize hayır dualarda bulunuyor. Orada kısa bir muhabbetin ardından, henüz göreceğim, anlayıp hissetmeye çalışacağım çok yer var diyerek otele geçip hazırlanıyorum.

Dışarı çıktığımda yine "eksik olmasın" herkeste bir heyecan, El Halil şehrine gidiyoruz. Yol boyu, tarihin günümüze taşıdığı üç semavi dinin izlerine rastlıyoruz. Hatta Yahudilik ve Hıristiyanlığın bozulmamış hâli özü itibariyle İslam olduğuna göre, Filistin İslâm'ın bir merkezidir demek daha doğru olacaktır herhâlde. El Halil'e varınca bir kez daha Filistin'de olduğumu anlıyorum. Müslümanlar, gelen misafirlere ekmek arası peynir, inci boncuk vs. satarak yaşam mücadelesi veriyor. Ki onlar Okçular Tepesi'nden ayrılmayan yiğitler... Bizi gördükleri vakit gözlerinin içi parlıyor her birinin.

Kalabalığın içerisinde adım adım, teslimiyetin en güzel misali İbrahim aleyhisselamın ve Sâre annemizin kabirlerine doğru ilerliyoruz. Her kapıda bir kâfir! Bizim suskunluğumuzu korktuğumuzdan zannedip orada dikilmişler. Fakat ne bizim ne de El Halil halkının yüreğinde zerre korku yok. Biraz yürüdükten sonra camiye giriyoruz. Meğer kabirlerin bir kısmını Müslümanlar, bir kısmını da Yahudiler ziyaret edebiliyormuş. Öyle ki, bu kâfirler bizim ölümüzden bile rahatsız. Kabrin kendi sınırlarında olan tarafında tuhaf tuhaf sesler çıkarıyor, Müslümanlar rahatsız olsunlar diye ellerinden geleni yapıyorlar. Biz de kabirleri ziyaret ettikten sonra iki rekat tahiyyetül mescit namazı kılıp oradan ayrılıyoruz.

Bu seferki yolculuğumuz El Halil'den Eriha'ya, Musa aleyhisselamın makamına... Yol boyu yokuş aşağı iniyoruz, sağımız solumuz çöl. Eriha'ya yaklaştıkça hava sıcaklığı artıyor, yürek yangınımız kadar olmasa da. Eriha'da da Türk bir grupla karşılaşıyoruz. Makamı ziyaret edip öğle namazını da orada birlikte eda ediyoruz. Namazı kıldırmak bana nasib oluyor. Daha sonra tekrar Kudüs'e doğru hareket ediyoruz. İkindi, akşam ve yatsı namazlarını da yine Aksa'da kılıyoruz. Namaz çıkışı mescidin avlusunda dolaşırken Filistinli çocuklar etrafımızda cirit atıyor adeta. Öyle ya er meydanı burası. Hiçbirinin yüreğinde ne bir korku ne de umutsuzluk var. Onlar şehadete ya da zafere kadar mücahede eden erler. Tıpkı şehit babaları ve dedeleri gibi. Sadece erkekler mi zannediyorsunuz? Kudüs'ün hanımefendileri de meydanı kâfirlere teslim etmiyor.

Otele doğru ilerlerken, evlerinin kapısında, dükkanlarında Kur'ân okuyanlara, dinleyenlere de rastlıyoruz. Hepsi kavgalara meydan okurcasına... Ve Filistin'de üçüncü gün... Bugün de Kudüs sokaklarında dolaşıyoruz. Günün tamamını Kudüs'te geçirecek olmanın mutluluğu var içimde. Sokaklarda yürürken gözümüzle gördüğümüz her yerin bir hatırası olduğu söyleniyor. Keza burada her taşın bir dini var. Şehri karış karış dolaşıyor, her yerde kâfirlerin işgallerine rastlıyoruz.

Anlıyorum ki, bu topraklar ancak Müslümanlar tarafından yönetilirse felâha erecek. Ve bizler ancak bir ümmet olabilirsek mazlum coğrafyası yeniden özgürlüğüne kavuşacak. Irkımız, mezhebimiz, meşrebimiz ne olursa olsun, Efendimiz'in (sav) tarif ettiği gibi, bir vücudun âzâları olmamız gerektiğini burada daha iyi anlıyorum. Tartışmaları bir kenara bırakıp ortak davamıza, sevdamıza odaklanmamız gerektiğini bir kez daha idrak ediyorum. Bir an evvel bir olmalıyız. Çünkü kaybedecek tek bir kardeşimiz dahi yok. Hakkın batıla, adâletin zulme, iyinin kötüye galip gelmesi Allah'ın yardımıyla, bizim ellerimizle olacak.

Bu topraklarda son güne uyanmanın burukluğu ile sabah namazında yine Aksa'dayız. Namazın ardından son kez mescidin avlusunda dolaşıp oradan ayrılıyoruz. Gözümden kaybolana kadar dönüp dönüp Kubbetü's Sahra'ya bakıyorum. Çıkışta yine ellerinde çay ve hurmalarla amcamız karşılıyor bizi. Acaba buradaki huzuru ve mücadele ruhunu bir daha nerede göreceğim diye düşünüyorum. Vakit kaybetmeden son ziyaret edeceğimiz yere, Zeytinlik Tepesi'ne doğru ilerliyoruz. Yol boyu yokuş ve yukarı çıktıkça Kudüs tüm heybetiyle görünmeye başlıyor. Tepeye varınca bir Hıristiyan grubuna rastlıyoruz. Sadece burada değil, Filistin'in her yerinde ziyaret amaçlı gelen Hıristiyan ve Yahudiler var. Hem de sayıca Müslümanlar'dan çok daha fazla. Bu da bizim Filistin'e ne kadar sahip çıktığımızı gözler önüne seriyor. Son ziyaretimizin ardından biraz hüzün, biraz da umut yüklenerek havalimanına doğru hareket ediyoruz.

Elbette ki zaman çok çabuk geçti ama, burada, zulmün yaktığı yüreklerin küllerinden, yarınların doğacağı inancını hissettim yüreğimde. İmanın, imkânı doğuracağını... Tabi bir de benim elimle bir şeylerin değişmemiş olması vicdanımı rahatsız etti ve o insanlar karşısında mahcubiyet duydum. Farkettim ki biz batılılaşmak, çağdaşlaşmak adına kültürümüzden vazgeçerken vicdanımızı da yitirmişiz, teslimiyeti unutmuş, benliğimizi kaybetmişiz. Şimdiye kadar hep batının oyunlarına gelmiş, uyumuşuz. İnşallah bu ziyaretimiz vesilesiyle burada kazandıklarımızla bu vakitten sonra daha çok inanacak ve gayret edeceğiz. Şimdi ise "Ey Kudüs! Sana elveda demiyoruz, bilakis görüşmek üzere".

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Burak     2018-06-05 Massallah Sana Amcamoğlu .
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!