Anneler Günü Anısına Tüm Eli Öpülesi Anneler İçin, Ramazan Deveci'nin Annesi İçin Yazdıkları...

Annem benim hayat sigortamdı, dua kapımdı...

Anneler Günü Anısına Tüm Eli Öpülesi Anneler İçin, Ramazan Deveci'nin Annesi İçin Yazdıkları...
Anneler Günü Anısına Tüm Eli Öpülesi Anneler İçin, Ramazan Deveci'nin Annesi İçin Yazdıkları... Zehra

Annem 1935 yılında çadırda doğmuş. Üç yaşında annesini kaybetmiş, öksüz büyümüş. Yaşadığım süreç içerisinde annemin, annesine olan özlemine her zaman şahit olmuşumdur.

Annem üvey annesini, annesinin yerine koymuş, annesine saygı gösterir gibi üvey annesine saygı göstermişti. Yaşlılığında üvey annesini her daim ziyaret etmiş, çoğu zaman ufakta olsa bir hediye almıştı. Üvey annesi, anneme kızım bana bu kadar saygılısın, acaba annen yaşasaydı, onun için neler yapardın, senin gösterdiğin duyarlılığı benim kendi kızlarım göstermiyorlar demişti.

On beş yaşında evlenmiş annem, on altı yaşında anne olmuş. Evlilik hayatının ilk yılları geleneksel kadınlarımızın çektiği çilelerle geçmiş. Kaynanası ile yaşadıkları olumsuzlukları anlatırken annem, babaanneme kemikleri sızlamasın, mekanı cennet olsun diye dua ederek ve hakkım helal olsun diyerek anlatırdı.

1965 yılının sonlarında annem 30 yaşında iken, çadır yaşamını sonlandırarak yerleşik hayata geçmişiz. Annem çok istermiş kendi deyimi ile damda yani evlerde oturmayı.

Yerleşik hayata geçeli fazla olamadan rabbim annemi hastalıkla imtihan etmeye başlamış. Hastalıklar öyle yıldırmış ki annemi yeniden çadır hayatına dönmek istemiş. Çadır hayatına olan özlemini şöyle ifade ederdi annem;  “Çadıra çıksak yağmur yağsa ıslansam, rüzgar çıksa çadırımız yıkılsa, rezil olsam diye hayaller kurardım.” Hastalıklar annemde yerleşik hayatın hiçbir cazibesini bırakmamış, çadırda rezil olmanın hayalini kuruyormuş annem benim.

Ben kendimi bildim bileli hasta annem. Ömrü doktorla, ilaç kullanmakla geçti. Babam rahmetli evliliklerinin ilk yıllarında biraz eziyet etmişse de anneme bizim şahit olduğumuz yıllarda çok iyi bir ilişkileri vardı. Anneme değer verir, annemi çok severdi. Bizler babamın anneme olan sevgisini hissederdik.

Annemin hastalıklarından şikayet ettiğini hiç duymadım. Hastalığın son dönemlerinde ağrıları çok artmıştı, bir taraftan sinir rahatsızlığı vardı vücudunun her tarafı atıyordu. Yatsa yatamıyor, otursa oturamıyordu. Her oturup yatışında ağrıları daha da artıyordu. Allah, Allah rabbim nerdesin dedi birkaç kez, anne rabbim burada seni duyuyor, günahlarını döküyor dedim. Allah’tan geldi oğlum yapacak bir şey yok dedi. Kardeşim, Annemin dökülecek günahı kalmadı abi o artık bizim günahlarımızı dökmeye başladı dedi. Kız kardeşim herkes kendi günahlarını döksün abi, annemin çektiği çileler yeter demişti.

O hep rabbine şükreden bir kul oldu. Onun hastalıkları ile ilgili tek kaygısı kendisi gibi, çocuklarının da öksüz kalacağı korkusu idi. Çocuklarını öksüz bırakmadan büyütmeyi nasip ettiği için Allah’a sürekli şükrederdi.

Büyümüşte olsak çocuk sahibi de olsak, biz yine öksüz kaldık annem…

Annem benim hayat sigortamdı. Onun duasını üzerimde bir koruyucu melek gibi hissederdim. Annemin duasını alıyorum ya rabbim beni bu dünyada da, ahirette de rezil etmeyecek derdim. Annemin vefat ettiği gün, yakın zamanda annesi vefat eden bir hoca arkadaş “dua kapımız kapandı abi” dedi.

Evet dua kapımız kapanmıştı. Hayat sigortamızın süresi dolmuştu. Cennet vesilemizi kaybetmiştik. En büyük Salih amel kaynağımız yoktu artık.

Belki ben annem için değil de kendi kaybettiklerim için ağlıyordum.

Annemle ilgilenmek, anneme hürmet etmek onun rızasını almak benim için Salih amellerin en büyüğü idi. Yaptığımız tefsir derslerinden, kendimizce verdiğimiz devrimci İslami mücadeleden de daha çok önemsiyordum annemle ilgilenmeyi.

Veysel Karani’yi hatırlatıyordum nefsime sürekli olarak. O annesine adanmış bir ömür yaşamıştı. Gerekirse bende anneme adanmış bir ömür yaşayabilmeli idim. Riyazüs Salihin’de mağaraya kapalı kalan üç kişinin kıssası anlatılır. Onlar mağaradan kurtulmak için Salih bir amellerini zikrederek Allah’a dua ederler. Her Müslüman’ın böylesi Salih amelleri olmalı diye düşürüm. Bu duygu ile anneme hürmet eder onu kırmamaya çalışırdım.

Bir gün eşim biliyorum anneni çok seviyorsun bari annenden sonra sevdiğin ben olayım demişti. Ona anneme olan sevgimle kendini niye kıyaslıyorsun ki demiştim. Anne sevgisi ayrı bir sevgidir, eş sevgisi ayrı bir sevgi. Benim kendini kıyaslayacağın ikinci bir eşim yok, olmayacakta çünkü ben, değil dünyada ahirette bile senden başka eş düşünmeyen biriyim. Ve bende, anneme de sana da yetecek sevgiden bol miktarda var demiştim.

Evet Annemi çok seviyordum. Nasıl sevmeyeyim ki bütün fedakarlıklar onda toplanmıştı. Bizi rahat ettirebilmek için elinden gelen her şeyi yapardı. Nefsini hiç düşünmez hep bizi düşünürdü.

O bizim için güzel bir öğretmendi. Hastalıklara, belalara karşı sabrı, yaşayarak gösterdi. Kimseye kırılmaz herkese hüsnü zan beslerdi. Sevdiklerini her zaman nefsine tercih ederdi. Bildiği kadar İslam’ı en güzel şekilde yaşamaya çalışırdı. Yeni bir nafile namaz duysa hemen onu uygulamak isterdi.

Cömertti, Allah için infak etmeyi çok severdi. Babasının, annesinin, eşinin, oğlunun hatta kayın pederinin bile hayrına vermek için ayrı ayrı infakta bulunurdu.

Tanıdığı tanımadığı tüm komşularını ziyaret ederdi. Ziyaret ederken, kendine gelip gelmemelerini önemsemezdi. Hatta aleyhinde konuşulanları bile önemsemez, kimseye kırılmadan ziyaret etmeye devam ederdi. Hasta ziyaretine çok önem verir, kendi hastalığında bile bir tanıdığının hastalığını duysa ona ziyarete gitmek isterdi.

Anne derdik sen kendin hastasın hasta ziyaret edecek halin mi var. İyiyim oğlum derdi çok sevapmış ne olur gidelim derdi. Çoğu zaman kararlı haline bakar kırmamak için götürürdük, bazen de kendine kıyamadığımız için götürmezdik.

Evine gelene mutlaka ikramda bulunmak isterdi. İkramsız hiçbir misafiri kaldırmak istemezdi. Ziyaretine gelen çocuklarına bile ikramda bulunmak isterdi. Biz kendisine kızardık bu kadar önemseme bunlar olsa ne olur olmasa ne olur derdik.

Hastalığına bakmıyor herkesi ziyaret etmeye çalışıyor diye kızıyorduk.

Ama biz yanılmışız annem doğrusunu yapmış. Taziye ziyaretine gelen herkes annemi hayırla yad edince annemle ilgili güzel şeyler anlatınca, anladık yanıldığımızı.

Taziyeye gelen hemen hemen her hanımın annemle ilgili bir hatırası vardı. Kimini ziyaret etmiş, kimine hediye vermiş, kimine ikramda bulunmuştu. Dün kızdığımız tavırlar bugün bir güzellik olarak anlatılınca evlatları olarak çok mutlu olmuştuk. Bizlerin yanıldığını annemizin doğru yaptığını anlamıştık.

Kendi kendimize bizde annem gibi olabilir miyiz sorusunu sorduk.

Gece teheccüd namazına kalkar sabaha kadar tesbih çeker rabbini zikrederdi. Hastalığının son yıllarında annemle aynı odada yatardık. Anne yeter artık bu tesbih farz değil kendini çok yoruyorsun çekme artık yat uyu derdim. Sende anca yat diyorsun derdi bana. Sinirsel bir rahatsızlığı vardı vücudunun her yeri atıyordu. Bu kadar çok zikir edersen işte böyle bütün azaların zikir etmeye başlar diye takılırdım.

Gece bir duaya başladığı zaman Hz. Fatıma gibi tüm yakınlarını isim isim sayarak tek tek dua ederdi. Teyzesine, halasına, kuzenlerine, kaynanasına, annesine babasına torunlarına isim isim sayar tek tek dua ederdi. Hz. Fatıma annemizin de böyle isim isim dua ettiğini okumuştum. Annem belki de bilmeden, Hz. Fatıma’nın birçok örnekliğini hayatında yaşıyordu. O Fatıma timsali bir anne idi.

Annem Hz. Fatıma gibi düğüne hazırlanır gibi ölüme hazırlamıştı kendini. Sandığında dünyalık hiçbir şey bırakmamıştı. Gelin bohçası gibi ölüm bohçası hazırlamıştı. Çarşafı, havlusu güzel kokusu hazırdı. Cenazesini yıkayacak kadınlara hediyelik eteklik alıp koymuştu. Kefenini de alıp koymak istiyordu. Annem bırak ta onu da biz alalım, o sevaptan bizi mahrum etme demiştim beni kırmamış kefen hariç her şeyini hazırlayarak bohçasına koymuş. Düğüne hazırlanan bir gelin gibi ölüme hazırlanmış. İki kat elbisenden fazlasını dağıtmıştı. İnsan dünyadan giderken iki kat elbisenden başka bir şeyi olmamalıymış demişti. Ve o vefat ettiğinde geride sadece iki kat elbisesi vardı. Onu da hayrına verdik.

26 Mart Çarşamba sabahı annemi diyaliz olması için diyaliz merkezine götürmüştük. Damarlarında problem olduğu için diyaliz yapılamadı. Gaziantep’e Katertel taktırmaya gittik. Basit bir ameliyat olacaktı. Son iki buçuk yılda beş kez girdiği ameliyat haneye altıncı kez giriyordu. Doktorlarda değişmemişti. Belki de en basitlerinden biri bu ameliyattı.

Son on gündür ağrıları çok artmıştı. Rabbim beni elden ayaktan düşürmesin, beni de sizi de rezil etmesin oğlum diye dua ediyordu. Anne merak etme rabbim seni rezil etmez diyordum. Gaziantep’e giderken ablamın dizine yatıyor bir taraftan da dizlerin çok ağrıdı mı diye soruyordu.

İşte bu basit ameliyatta kalbi durmuştu annemin, sonra yoğun bakıma almışlardı. Ölümün ateşi düşmüştü içimize annemsiz bir hayat bizi mi bekliyordu. Yoğun bakımda bir saat mı kaldı bilemiyorum. Önce durumunun iyi olmadığını söylediler sonra doktorlar beni içeri çağırarak acı haberi verdiklerinde öylece kalakalmışım. Sonra ağlayarak dışarı çıktığımı hatırlıyorum. Ablama acı haberi verdikten sonra yeniden yoğun bakıma girdim ve annemi görmek istediğimi söyledim. Annem yanı başımda uyuyor gibi idi. Sanki ruhu rahatlamış ağrıları dinmişti. Rabbine kavuşmuş rahmete ermiş gibi nur içinde idi.

Cenaze namazını kıldıran İmam Arkadaş annemle ilgili güzel şeyler söylemişti. Bende evladı olarak Annem üzerinde hakkı olan varsa biz evlatları olarak buradayız ödemeye hazırız, yoksa gönül rahatlığı ile hakkınızı helal ediniz demiştim. Sağ olsunlar cenaze namazına katılan dostlarımız gönül rahatlığı ile haklarını helal etmişlerdi. Camiden omuzlarımızda götürmüştük annemin tabutunu. Annemin tabutu yürümüyor sanki uçuyordu. Ağırlığını omuzlarımızda hiç hissetmiyorduk sanki melekler taşıyordu annemi.

Şöyle bir hadis rivayet edilir ne kadar sahihtir bilmiyorum. “Ahir zamanda/yada fitne zamanında Yaşlı kadınların itikadı üzere olun” işte annem gerçekten itikadı üzere olmak için dua edilecek bir kadındı.

Bana bu dünyada cennetlik birini gösterin deseniz size annemi rahatlıkla göstere bilirim. Şahit olduğum hayatı içerisinde annemin işlediği günahlar var mı diye düşünüyorum da aklıma pek bir günah gelmiyor.

Eğer günah olarak zikredilirse bir arkadaşımıza kızım ben senin hakkında çok geziyor diye konuştum hakkını bana helal et diyordu.

Rabbim böylesi küçük günahlarını bağışlasın ve annemi rahmeti ile kucaklayarak onu cennetinde Hz. Fatıma’ya komşu eylesin. Biz evlatlarını da yanında eylesin inşallah. Amin….

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Heniyye: “Direnişin yolu Kudüs’e giden en kestirme yoldur.”
Heniyye: “Direnişin yolu Kudüs’e giden en kestirme yoldur.”
Ramazan Deveci  Yazdı: Ölümü Hissetmek, Öleceğiz Ey Dostlar....
Ramazan Deveci Yazdı: Ölümü Hissetmek, Öleceğiz Ey Dostlar....