Fatih Pala yazdı: Bir Yüreğin Kendi İçine Seferi: Hızır’la Yolculuk

Selvigül Kandoğmuş Şahin, ''Hızır’la Yolculuk''ta; unutmuşlara ve unutulmuşluklara, tükenmişlere ve tükenmişliklere, yorulmuşlara ve yorulmuşluklara, umutsuzlara ve umutsuzluklara, duasızlara ve duasızlıklara yine, yeniden ve hep yolda olmayı öğütleyici sözlerini hediye etmiş.

Fatih Pala yazdı: Bir Yüreğin Kendi İçine Seferi: Hızır’la Yolculuk
Fatih Pala yazdı: Bir Yüreğin Kendi İçine Seferi: Hızır’la Yolculuk Zehra

Hem öykü, hem roman ve hem de deneme yazarlığıyla kendisini okutan yazar Selvigül Kandoğmuş Şahin, Okur Kitaplığı’ndan çıkan yeni çalışması Hızır’la Yolculuk (Mart 2018) ile okurlarına bir kez daha selam verdi.

Yine duyarlı, yine kaygılı, yine sevdalı, yine dualı bir çalışma sunmuş yazarımız. “Yürek Seferi” ve “Azrail’in (as) Gülümsemesi” adlarıyla iki ayrı bölümde topladığı 23 denemesiyle; unutmuşlara ve unutulmuşluklara, tükenmişlere ve tükenmişliklere, yorulmuşlara ve yorulmuşluklara, umutsuzlara ve umutsuzluklara, duasızlara ve duasızlıklara yine, yeniden ve hep yolda olmayı öğütleyici sözlerini hediye etmiş.

Ümmet coğrafyası bu satırlarda

Selvigül Kandoğmuş Şahin okuyucusunun, onun herhangi bir eserini okumaya başlayacağı zaman öncelikle şunları bilmesi ya da peşinen kabul etmesi gerekir: Okur, onun eserlerinde; Müslümanca duyarlılık, kerim ayetlerle gelen tefekkür, edebi bir lezzet, kardeşçe muhabbet, derinlikli hitabet, içtenlikli dua, uzak diyarları yakınlaştırıcı samimiyet, hayatın gerçekliğinden süzülüp gelen hüzün, şefkat, merhamet, Mekke, Medine, Filistin, Kudüs, Suriye, Şam, İstanbul; hâsılı koca bir ümmet coğrafyasını bulacaktır. İşte tüm bu nitelikler, Şahin’in eserlerini değerli ve çekici kılıyor.

Hızır’la Yolculuk, esasen Müslüman bir yüreğin kendi içine doğru bir seferi. Zaten “Yürek Seferi” diye bir bölüm açarak denemelerini yerleştirmesi de bundan olsa gerek. Okurken, bir uzak tarihe, bir yakın tarihe; bir İbrahim aleyhisselam’a, bir Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e; bir Gazze’ye, bir 28 Şubat’ın ayazlı Türkiye’sine gidip geliyoruz, misafir oluyoruz soluk soluğa.

Şahin, yazılarında, Yüce Allah’ın vahyini öne almayı, önde tutmayı oldukça önemsiyor; her bir erkek ve kadın Müslüman kalem erbabı için olması gereken de budur zaten. Onlarla düşünmeyi, onlarla hayal kurmayı, onlarla konuşmayı, onlarla yazmayı tercih ediyor. Örnek ve rehber edindiği Efendimiz Muhammed Mustafa’nın (sav), muhatap olduğu tüm tevhidî hakikatleri, gücü nispetince üzerine almaya gayret ediyor. Buna mukabil olarak da bütün şirk, küfür ve zulüm taşıyan unsurların, hem kendi hayatından hem de bütün hayatlardan terk-i diyar olması için Rabbine sığınıyor.

Yüzünü cennete dönmüş, yüzlerimizin de cennete dönük olmasını yeğlemiş Şahin, denemelerinde. Bunun için de cenneti hak edici amelleri işaret ediyor haliyle. Bu noktada, vermeyi, infak etmeyi, cimrilikten uzak durmayı, cömertliği tamamıyla/tam haliyle yaşamayı hatırlatıyor. Verenin mutlu olacağını, vermeyenin düz yolda şaşacağını ve dahi nimetsiz, rahmetsiz, belki merhametsiz kalacağını bildiriyor bizlere.

İnancımızın ve kardeşliğimizin sembolleri olan bazı beldelerimize yolculukları olmuş Şahin’in. Hacc’a gitmiş mesela. Sonra, bir bayram sabasında Kudüs’te bulunmuş. Sonra, gitmese de Akdeniz yolcularını dinlemiş ilk ağızdan uzun uzun, tek tek, ayrı ayrı.

Şahin, memleketinden, memleketinin ve çocukluğunun ayrıcalıklarından, ayrıntılarından bahsetmeden de edemiyor. Havasından-suyundan, tozundan-toprağından, gecesinden-gündüzünden, kadınından-erkeğinden, gencinden-yaşlısından… Yazarlık, an’ı yaşarken geçmişi de gündeme getirmeyi, geçmişi hafızalarda yeniden yeşertmeyi gerektiriyor demek ki. Dünden yarına, bugün içinden geçerken, birbirinden bağımsız olmayan bir dünya kurmanın imkânsız olduğunun da bir işareti olsa gerek bu yöntem. Sevilesi ve sahiplenilesi bir yürüyüş bu. Aldık ve kabul ettik.

Gidişlerin anne tarafı

Son denemesinde, aynı zamanda ikinci bölümün de başlığı olan “Azrail’in (as) Gülümsemesi”nde, muhterem annesinin bir Kasım sabahında Rabbine dönmesi olayını zirve bir hüzünle cümlelerine sığdırmış Selvigül Kandoğmuş Şahin. Sevdiklerimizin her birinin hayatımızda yeri ayrıdır elbette. Lakin annenin yerini anlatmaya, annenin yerini tasvir edebilmeye hangi kelimeler yeterli gelebilir ki, hangi cümleler bu işin hakkını verebilir ki? İşte bu zor amelin üstesinden gelmeyi, yazarımızın sözleri başarmaya çalışmış. Duygu ağırlığı, harflerin azizliğine uğramıştır tabi ki. Anne, annedir işte. Anlatabilsek de anlatamasak da anne, bambaşkadır zihin ve yürek dünyamızda. Baba da başkadır, baba da tarife gelmez. 2015’in Şubat’ındaki gidişinde o duyguyu yaşadım, yaşadık ailece. Gidişin anne tarafı nasıl olacak, yaşayınca hissedeceğiz galiba. Rabbimiz, bütün anne-babalara hayırlı ömür ve hayırlı ölüm nasip etsin; tıpkı çocuklara nasip etmesini niyaz ettiğimiz gibi.

Selvigül Kandoğmuş Şahin, bir bahar yazısıyla (Hızır’la Yolculuk) başlattığı sözlerini, başka bir asude baharda, bahar bitimi gelen bir ölümü/veda olayını (Azrail’in -as- Gülümsemesi) konu edinerek tamamlıyor. Tamamlıyor tamamlamasına ama bizlere de tefekkürü, acıyı, sancıyı, nemli iki gözü emanet ederek yapıyor bunu!

Güzeldi “Hızır’la Yolculuk” yapmak. İlk baskısı, biraz daha farklı içerikte Bengisu Yayınları’ndan çıkmıştı. O zaman da bir “yolculuğumuz” olmuştu. Bu hali de yakışmış. Hayırlı yolculuklar efendim…

Fatih Pala/Dünyabizim

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Nesrin Aksoy yazdı: Burada Güneş Var, Umut Yok!
Nesrin Aksoy yazdı: Burada Güneş Var, Umut Yok!