Yeni Evli Çiftin Düğün Takılarıyla Çektiği Bir Film: Benim Küçük Sözlerim..

"Balayımızı kendi film setimizde yapma fikri benim için çok çekici geldi. Aynı zamanda ilk ortak hayalimizi gerçekleştirdiğimiz büyük bir adımdı bizim için. Sonuçta bu filmle geleceğimizi inşa etmiş olacaktık."

Yeni Evli Çiftin Düğün Takılarıyla Çektiği Bir Film: Benim Küçük Sözlerim..
Yeni Evli Çiftin Düğün Takılarıyla Çektiği Bir Film: Benim Küçük Sözlerim.. Zehra

Neredeyse bütçesiz çekilmesine rağmen samimiyeti ile beğeni toplayan, festivallerde yarışma imkânı bulan ´Benim Küçük Sözlerim´ filmine dair, Dünya Bizimdan Serdar Arslan, yönetmenleri Bekir Bülbül ve Büşra Bülbül ile konuştu.

İşte o söyleşi: 

Yeni evli bir çift düğün takılarını bozdurup film setine gidiyorlar. Tabii balayına değil. Yok denecek kadar sınırlı bir bütçe ile ilk uzun metraj filmlerini çekmek için. Bu, bir filmin özeti değil. Gerçekten yaşanmış bir hikâye. Çekim hikâyesinden rahatlıkla bir film çıkabilecek olan Benim Küçük Sözlerim filminin yönetmenleri Bekir – Büşra Bülbül çifti ile sinema eşittir bütçe formülünün geçerliliğini, film çekmenin zorluklarını, kendimize ait bir sinemanın mümkünatını ve sinema yolculuklarını konuştuk.

 

Filminizin çok kısıtlı bir bütçe, birkaç kişilik bir ekip ve asgari ekipmanla çekildiğini biliyoruz. Filmi detaylı konuşacağız ama ben öncelikle film yapma düşüncesi, motivasyonu konusunda tecrübenizi paylaşmanızı istiyorum. Nasıl yola çıkıldı ve uzun metraj film yapmak gibi zorlu bir sürece nasıl girildi en başından?

Bekir Bülbül: Bizimkisi biraz cahil cesaretiydi belki. Senaryo fikrini ilk defa eşimle paylaştığımda çok beğendi. Senaryo yazım süreci yaklaşık 5 ay sürdü ve müthiş bir heyecan içindeydik. Hatta sırf bu motivasyonumuzu kaybetmemek için bir yerlere başvurmak, destek almak gibi fikirlerin hepsini es geçtik. Özellikle ben, en ufak bir ret cevabında bütün enerjimi kaybetmiş gibi hissediyorum. Bu kırılganlığımı iyi bildiğim için hiç bu riske girmemeyi tercih ettim. Tabi düğün takıları da, parlak bir fikirdi o an için. (Şu an için aynı fikirde değilim)

Büşra Bülbül: Balayımızı kendi film setimizde yapma fikri benim için çok çekici geldi. Aynı zamanda ilk ortak hayalimizi gerçekleştirdiğimiz büyük bir adımdı bizim için. Sonuçta bu filmle geleceğimizi inşa etmiş olacaktık. Tabii ki umduğumdan çok daha farklı bir set ortamıyla karşı karşıyaydım. Sabah 5´ten gece 12´ye kadar harıl harıl çalışıyor olmak pek de kendinizi tatilde hissettirmiyor.

Filminiz için çok kısıtlı bir bütçe ile hatta bütçesiz çekildi denebilir. Film için illa yüksek bir bütçe gereklidir, bütçesiz film yapılamaz, düşüncesini bu noktada nasıl değerlendirmek gerekiyor? 

Bekir Bülbül: Abbas Kiarostami´nin de dediği gibi, eğer sinema bir sanatsa bunu herkes yapabilmeli ve herkesin yapabileceği basitlikte olmalı. Bu fikir benim sinemaya bakış açımı belirledi. Evet, bir zamanlar resim yapmak, şiir yazmak da çok lükstü. Hatta okuma yazma bilmek bile… Şimdi kim resim yapmak için bir bütçeye ihtiyaç duyduğunu söyleyebilir ki? Belki sinema da yakın gelecekte bu noktaya gelebilir. Bilemiyorum.

Büşra Bülbül: Bir gün bana deselerdi ki “Büşra sen bir gün film yapacaksın”, muhtemelen güler geçerdim. Fakat işin içine girince ve yürüyeceğin adımları öğrenince daha farklı kapıların var olduğunu fark ediyorsun.

Her film gibi sizin filminizin de çekim zorlukları olmuştur muhtemelen, biraz bu zorluklardan ve nasıl aşıldığından bahsetseniz…

Bekir Bülbül: Kolay olan bir şey var mıydı diye sorsaydınız daha kısa bir cevap olurdu muhtemelen. Bir film çekmek halihazırda zaten zor bir süreçtir. Eğer bir de bütçesiz çekiyorsanız bu zorluğu 10´la, belki de 20´yle çarpmak gerekir. Fakat akıl sağlığınızı koruyabildiğiniz sürece aşılamayacak şeyler değil bunlar.

Büşra Bülbül: Bütün ekibin konaklamasından, ulaşımından yeme içmesine ve bulaşığına kadar; oyuncuların yırtık söküğünden devamlılığına kadar aklınıza gelebilecek her şey bize bakıyordu. Üstüne başka aksilikler de eklenince iyice çekilmez olduğu anlar oluyordu. Mesela setin birinci günü kendi bilgisayarımız bozuldu. Kayıtları emanet bir bilgisayar aracılığıyla hard disklere aktarıyorduk. Fakat teknik bir arıza sanırım, ilk hafta çektiğimiz bütün kayıtlar silindi. Yeniden çekmek zorunda kaldık.

Bekir Bülbül: Setin 3. haftasında küçük oyuncumuz Enes´in su korkusu olduğunu öğrendik. Bizden özellikle saklamış, göl çekimleri başlayınca fark ettik. O gün “ben artık oynamayacağım” diyerek seti terk etti. Bütün herkes yalvar yakar çocuğu ikna etmeye çalıştık. Fakat çocuk Nuh diyor peygamber demiyor. Ve çaresizce çekimleri sona erdirme kararı aldık.

Büşra Bülbül: Ben son kez şansımı deneyerek çocukla konuşmaya gittim. Ona kocaman bir pasta yapacağımı söyleyerek ancak ikna edebildim. Bütün herkes rahat bir nefes aldı.

Filmde üç çocuğun epey uzaktaki göle gitmeye niyet etmeleri ve yolculukları konu ediniyor kabaca. Fakat bu yolculuk bir yönüyle yaşamı temsil ediyor sanki? Tabii o yaşama eşlik eden manevi kılavuzları. Bu noktada filmi hem hikâyesi hem de alt metninin kaynakları yönüyle biraz açsak…

Bekir Bülbül:Bu hikâye benim çocukluğuma ait küçük bir anı, fakat aynı zamanda şu anki hayatımın da küçük bir alegorisi diyebilirim. Film; küçük bir çocuğun kendi gibi küçük dar havuzunda yüzmekten sıkılması ve uzaktan efsunlu görünen daha büyük bir gölde yüzmek için uzun, zorlu bir yolculuğa çıkış hikâyesi.

Alegori derken şunu kastediyorum; kendi dar hayatımda yüzmekten sıkılmış, bunalmış bir ruh haliyle daha büyük denizlere doğru koşma mücadelem bu benim. Fakat acı bir şekilde hissettim ki bu büyük deniz öyle zannettiğim gibi efsunlu falan değil. Düşündüğümden daha rezil, bataklıklı, çamurlu bir illet adeta… Yanına yaklaşınca girmek bile istemediğim, kokusundan yeterince midemin bulandığı, kendi kaotik derinliklerine çekmek için para, makam vesaire gibi sembolleri acımasızca kullanan tuhaf bir simülatif dünya sanki. Burada tabii, Said Nursi´nin Sözler adlı kitabındaki hikayeler de bize yol gösterici oldu. Özellikle gün döngüsü ile yaşamı izah etmesi, yani sabah vakti insanın dünyaya gelişini, akşam vaktinin ise ölümü temsil etmesi, yatsı vakti kabirde geçen zamanı ve ertesi gün yeni bir hayatın başlangıcı olması, bizim hikâyemizin esas formunu oluşturdu. Dikkat ederseniz, Ebubekir karakterinin, bir gün önce yaşanmış bir hikâyeyi ertesi gün seher vaktinde, bir deftere çizerek anlatıyor olmasını izliyoruz.

Filmin kendine has bir sıcaklığı var. Bu sıcaklığa eşlik eden bir ritmi de aynı zamanda. Filmi Konya´da çektiniz. Alabildiğine düz ve uçsuz bucaksız bir bozkırda. Şunu merak ediyorum, filmin mekânı filmin zamanına yani ritmine nasıl etki etti?

Bekir Bülbül: Çok ilginç bir şekilde bozkırdaki zaman algısı ile şehirdeki zaman algısı çok farklı. Orada zaman daha yavaş, daha sakin ve hiç acele etmeden ilerliyor. Gün doğumu ayrı bir şenlik, gün batımı ayrı… Şehirde ise akşamın sabahın ayırdında olamıyorum çoğu kez. Bu yavaşlık, haliyle filme de sirayet etti ki bunu özellikle tercih ettik.

Büşra Bülbül: Çocuklar tamamen o topraklara ait. Oranın yaşam biçimini ve zaman kavramını benimsemiş durumdalar. Dolayısıyla filmin o samimi yüzü buradan kaynaklanıyor olsa gerek.

Teoride sinema ve kimlik meselesi çokça tartışılır. “Bize ait bir film dili neden geliştirilemiyor” sorusu sıkça sorulur. Kendi kaynaklarımızla barışık hatta bizzat o kaynaklardan beslenerek var olmuş bir sinemanın mümkünatı konusunda neler söylemek istersiniz? Bu yöndeki tecrübelerinizden hareketle…

Bekir Bülbül: Bu konuda ahkam kesmek haddime değil tabii ama bir havuzu temizlemek istiyorsak önce kirli su akışını kesmek gerekir. İran sineması bunu bu şekilde başardı ve bütün dünyada büyük bir ağırlığı var. Biz ise maalesef hâlâ arayış içerisindeyiz. Bize ait kaynaklar bizim filmlerimizde çok nadir yer alıyor. Bir Konyalı olarak Mevlana´nın Mesnevi´sinin bir filmde işlenişini, ilk defa Mecidi´nin filminde izledim.

Büşra Bülbül: Ben yakın gelecekte kendimize ait bir dil kurulabileceği ümidi içerisindeyim. Sadece dönüp biraz kendi hikâyelerimize bakmak gerekiyor galiba. En azından biz bunu yapmaya çalışıyoruz.

Film birkaç festivalde gösterildi ve yarıştı sanırım. Yolculuğu nasıl devam edecek filmin ve de yeni bir film projesi görünüyor mu ufukta?

Büşra Bülbül: Festival sürecine daha yeni başladık sayılır. Malatya´da prömiyerini yaptık, İstanbul Film Festivali de bizim için güzel bir adım oldu. Önümüzdeki ay itibariyle yurtdışı yolculuğu başlıyor. 57. Zlin Festivali´ne davet edildik Çekya´da ve Arnavutluk´tan da bir davet aldık yarışma için. İnşallah güzel gelişmeler olacak ümidindeyiz.

Bekir Bülbül: Şu an 4-5 aydır üzerinde çalıştığımız yeni bir proje daha var. Yine aynı heyecanları yaşamaya başladık. Fakat ne olur, ne gider, nasıl ilerleriz bilemiyorum. Umarım yeni bir çılgınlığa kalkışmayız.

Film yapmanın bir iştiyak ve inanç işi olduğunu, ayrıca kimliğine yabancılaşmadan kendi küçük sözleriyle konuşmayı başaran filmler yapılabileceğini gösterdiniz. Ben hem filminiz hem de samimi cevaplarınız için teşekkür ediyorum. Eklemek istedikleriniz varsa buyrun lütfen.

Bekir Bülbül: Çok teşekkür ederiz, hem bizleri ağırladığınız için, hem de bizim gibi kendi hamuruyla, kendi yağıyla pişmeye çalışan mecnunlara destek olduğunuz için.

Büşra Bülbül: Evet çok mutlu olduk filmimize gösterdiğiniz ilgi ve alakadan dolayı. Çok teşekkür ederiz.

 Röportaj: Serdar Arslan

dunyabizim.com

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Nesrin Aksoy yazdı: Burada Güneş Var, Umut Yok!
Nesrin Aksoy yazdı: Burada Güneş Var, Umut Yok!