Ali Rıza Özdemir'le Aleviligi konuştuk: Alisizler Çağdaş Haricilerdir

Alevîlik kendi anlam evrenini Şeriat kapısına değil, Hakikat kapısının son aşaması olan Hakk’a ulaşmaya hedefler. Bu hedef; “Allah’ı gönül gözü ile görmektir.”

Ali Rıza Özdemir'le Aleviligi konuştuk: Alisizler Çağdaş Haricilerdir
Ali Rıza Özdemir'le Aleviligi konuştuk: Alisizler Çağdaş Haricilerdir Zehra

Ali Rıza Özdemir: Alisizler Çağdaş Haricilerdir

Alevi İslam yorumu Anadolu insanının Sünni İslam düşüncesinden sonra en yoğun olarak sahip olduğu bir inanç. İçinde yaşadığımız toplumda, zaman zaman Alevi- Sünni çatışması birileri tarafından sürekli kaşınır. Ve bu iki topluluk birbirine düşman yapılmaya çalışılır. Bu düşmanlığı temel nedeni de birbirini tanımamaktır.

İçinde bulunduğum Sünni topluluğun Alevileri yeteri kadar tanımadığını düşünüyorum. Bir Alevi entelektüel olan, Alevilik üzerine yayınlanmış kitapları bulunan, dahası Alevilik Bildirgesinin hazırlanmasında çalışarak alevi inanç ve kanaat önderlerinin imzasına açan Ali Rıza Özdemir ile Aleviliği konuştuk.

Ali Rıza Özdemir sorularımızı içtenlikle cevapladı.

Ramazan Deveci sordu:

1. Öncelikle sizi tanımak istiyoruz Ali Rıza Özdemir kimdir neler yapar?

- Erzincanlıyım. Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü mezunuyum. Yüksek lisans eğitimimi Erzincan Üniversitesinde tamamladım. Yazarım; çok sayıda yayımlanmış kitabım ve makalem var. Çalışma konularım daha çok Türkiye’nin etnik dokusu, tarihî coğrafya, dinler coğrafyası, etnik coğrafya. Ancak son dönemde Alevîlik konusuna yöneldim. Birçok sivil toplum kuruluşuna fahri danışmanlık yapıyorum. Alevîlik Bildirgesi adlı bir metin hazırladık ve bu metni 150 kadar Alevî inanç ve kanaat önderi imzaladı. 20 kadar dernek/vakıf kurumsal olarak süreci destekliyor. Bu süreçle ilgili de yoğun mesai harcıyorum.

2. Hocam sizi Alevîlikle ilgili kitaplarınızla tanıdım. Ülkemizde ciddi bir nüfusu temsil eden Alevî Müslüman kardeşlerimizin doğru ve iyi tanınmadığı düşüncesindeyim. Bu düşünceden dolayı sizinle Alevîliği konuşmak istiyorum öncelikle nedir Alevîlik desem neler söylersiniz?

- Alevîler kendi inançlarına Alevîlik demezler; “Yol” derler. Bu da kaynağını Kur’an’dan alır. Fatiha suresinde ve daha pek çok ayette geçen “nimet verilenlerin yolu” ve “doğru yol” kavramından alır kaynağını. “Nimet verilenler” arasında inancımıza göre Ehlibeyt de vardır. Yolumuz, onların yoludur.

Alevîlik, atalardan süzülüp gelen ortak belleğe göre, “İslâm’ın özü”dür. Çünkü Alevîler Ehlibeyt kanalıyla İslâm olmuşlardır ve Ehlibeyt vahyin evidir. Horasan bölgesinde İmam Rıza (a)’ın manevi gölgesi altında Hz. Ali evlatları eliyle gönülden On İki İmam yoluna bağlanan Türkler, bugünkü Alevîliğin ilk çekirdeğini teşkil ederler. Öz olarak Alevîlik; Türklerin On İki İmam taraftarlığını algılama biçimidir. Alevîler tarih boyunca; şekle, sakala, sarığa vb takılmadan gönül temizliğini, doğruluğu ve ahlaki erdemleri merkeze alan bir İslâm anlayışını yaşamış ve yaşatmıştır.

Alevîlik; her birine “ocak” veya genel olarak “sürek” adını verdiğimiz bir tarikatlar birliğidir. (Tabii buradaki tarikatı, klasik tarikatlar anlamında kullanmıyorum, yapının anlaşılması bakımından kullanıyorum. Ancak Alevîlik çatısı altında bulunan Bektaşîlik klasik anlamda bir tarikattır). Ocakların etrafında oluşan bu yapının üst adına “yol” denir. Tarihî anlamda Caferî mezhebine mensup olan bu süreklerin hepsi, On İki İmam bağlısıdır ve bunun hiçbir istisnası yoktur.

3. Hocam Alevîliğin iman ve ibadet esaslarından da bahsedebilir misiz,  neye inanır nasıl ibadet ederler? Cem evinin Alevî inancındaki yerine ve tarihine de değinirseniz memnun olurum. Alevî toplumu açısından devletten cem evi talebi yerine içerisinde Caferî fıkhına göre namaz kılınan camii talep etmeleri daha doğru olmaz mı?

- Öncelikle, kimin neye nasıl inandığı yahut inanmadığı bir başkasını ilgilendirmez. Herkes istediğine istediği şekilde inanır veya inanmaz, ibadet eder veya etmez, bu tercihler kişinin veya kişilerin hakkıdır. Bunu sorgulamak, yargılamak ve eleştirmek de doğru değildir. Akıl vermek de… İyi niyetinizden şüphem yok; ancak biri çıksa Sünnilerin inanç ve ibadetleri ile ilgili benzer cümleler kursa, nasıl hissedersiniz? Bunları doğru bulmadığımı öncelikle ifade etmek isterim.

Bilimsel çalışmalarda etik davranarak veya arkadaş sohbetlerinde uygun bir lisanla bunlar konuşulabilir, tartışılabilir elbette. Ama bunu da adabınca yapmak gerekir.

Gelelim cevaplarınıza… Mesela, on kişi toplandık. Devlete başvurduk. Dedik ki: “Biz on kişiyiz. Yeni bir din kurduk. Bu adam da bu yeni dinin peygamberi. Şu binayı da ibadethanemiz yaptık. Ortasına da mesela bir bidon koyduk. Ona dönerek ibadet ediyoruz.” Devlet uluslararası hukuka göre bu dini yok sayamaz. Burayı ibadethane olarak tanımak zorundadır… Diğer ibadethanelere yaptığı her hizmeti oraya da yapmak zorundadır... Bunun tartışması bile olmaz. Bu bağlamda isteyen devletten cem evi talep eder, dileyen mescit, dileyen cami. Devletin böyle bir görevi olmalı mıdır, o da başka bir tartışma konusu elbette…

Diğer sorularınıza gelince, yazılı kaynaklarında Alevîliğin temel inançları genel olarak Caferîliğe göre tanzim edilmiştir. Aleviliğin dilinde bu inançlar daha çok ALLAH-MUHAMMED-ALİ şeklinde dile getirilmiştir. Allah deyince tek tanrı inancını anlarız. Allah; vardır, birdir, tekdir, ibadetler sadece O’nun içindir ve Allah’ın haremi gönüldür. Muhammed deyince peygamberlik inancını anlarız. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar 124 bin peygamberin tamamına iman ederiz. Ali deyince de On İki İmam inancını anlarız. Hz. Muhammed’den sonra İslâm ümmetinin maddi ve manevi liderliğinin Hz. Ali ile başlayan On İki İmam’a ait olduğuna inanırız.

İbadetler, 4 kapı 40 makam usulünce düzenlenmiştir. Şeriat kapısında namaz, tarikat kapısında cem ibadetlerini yapmak esastır. O nedenle cem evi, caminin karşılığı veya alternatifi olan bir ibadethane değildir. Zaten kimse bir başkasına alternatif olsun diye ibadet etmez. İnandığı için ibadet eder. Dergâhlarda ve tekkelerde cemlerin icra edildiği ve “meydan” adı verilen bölümlerin devamıdır cem evleri…

4. Alevî Müslümanlarda namaz kılma oranının Sünni kitleye göre daha düşük olduğuna dair genel bir algı var. Bunun nedeni sizce ne olabilir?  Alevîler içerisinde Kuran inancı yüksek olduğuna göre, namaz konusunda farklı yorumlar mı yapılıyor?

- Sünniler arasında da namaz gibi konularda çok farklı yorumlar ve uygulamalar var. Tarih boyunca da olmuş. Hatta biçimsel olarak namaz kılan 4 mezhep arasında bile bir sürü farklılık var. Hadislere bakarsanız en azından on çeşit namaz çıkar. Gök kubbe altında söylenmedik söz kalmamıştır bence.

Alevîler açısından bakarsak, Alevîlerin hepsi namaz kılmıyor değildir. Benim bile tanıdığım namaz kılan yüzlerce Alevî var. Bunun gibi Sünnilerden de namaz kılmayan çok kişi var. Aradaki fark şu: Alevîler dindarlığın ölçüsünü şeriat kapısının ibadetlerinde yahut Allah’ı çok anmasında vb değil, kişinin imanını ikrar ettikten sonra ahlakında, gönül temizliğinde, toplum ve doğayla ilişkisinde ararlar. Kişisel ibadetler toplumun ve kişilerin gündemine girmemiştir, o nedenle de çok dillendirilmemiştir. Gösteriş unsuru olarak kullanılmamıştır.

Yakın zamanda bazı Sünni ve Aleviler tarafından namazın aslının dua olduğu, formel bir ibadet olmadığı gündeme getirilmiştir. Bunlar yeni yorumlardır ve Aleviliğin geleneksel birikimi ile ilgisi yoktur.

5. Sanıyorum, sizin de söylediğiniz gibi Alevîler kendilerini Caferî olarak nitelendiriyorlar ama dünyadaki/ülkemizdeki Caferîlerle birlikte anılmak istemiyorlar sanki… Ne dersiniz?

- Alevîlerin itirazı Caferîliğe değildir, medrese zihniyetinedir. İster Sünni, ister Şii fark etmez, medrese kafası Alevî’nin bilgi ve anlam evrenini bozar. Dengesini alt üst eder. Medrese zihniyeti devreye girerse Alevîlik kalmaz. O artık başka bir şey olur. Medrese daha çok şekle, formel olana, şeriat kapısına odaklanır. Bu nedenle toplumda “Şiiler bizden çok Sünnilere benzer” diye bir genel yargı vardır. Görünüşe bakarsak bu yargı, haklıdır da.

Alevîlik kendi anlam evrenini Şeriat kapısına değil, Hakikat kapısının son aşaması olan Hakk’a ulaşmaya hedefler. Bu hedef; “Allah’ı gönül gözü ile görmektir.” Elbette bugün Alevîliğin bilgi ve anlam evreni kirletildiği için bu hedefler toplumun büyük kısmına çok uzaktır. Ancak bu hedefe ulaşan kişiler geçmişte vardı, bugün de varlar.

6. Dünya’nın başka ülkelerinde Türkiye’deki Alevîlere benzeyen bir topluluk var mı? Varsa nerde yaşıyorlar.

- Alevîler esas olarak Kızılbaş ve Bektaşî adlarıyla anılırlar. Geleneksel olarak Afganistan’dan Arnavutluk’a kadar, güneyde Mısır’a kadar geniş bir bölgede yaşarlar. Dünyanın geri kalanına da işçi göçleriyle yayılmışlardır. ABD’de, Avustralya’da daha birçok uzak ülkede değişen oranlarda nüfusları vardır. Özellikle Batı Avrupa’da yoğun bir nüfus yaşamaktadır.

7. Son olarak özellikle Avrupa merkezli Alisiz Alevîlik çalışmaları var. Kanaatime göre Alevîliği İslâmi köklerinden koparıp hümanist seküler bir düşünceye dönüştürmek istiyorlar. Bu konuda siz ne dersiniz, Alevî büyükleri ne diyor, bunlara karşı çalışmalar yapılıyor mu?

- Alevî toplumunun “Ali’sizler” dediği bu kesim azınlıktadır ve sizin de ifade ettiğiniz gibi Avrupa merkezlidir. Operasyonel olduğunu sağır sultan bile duymuştur. Esas olarak bunların fazla bir tabanı yoktur. Bu çalışmalar, temelde Alevîliği başka bir şeye dönüştürmeye odaklıdır ve bu nedenle başarısızlığa mahkûmdur. Ortak bir fikriyatları da yoktur: “İslâmsız olsun da, nasıl olursa olsun” mantığıyla fikriyatları, iddiaları karmakarışıktır. on kişi otursa yüz farklı şey söyler. Ama ortak noktaları aynıdır: Ali’sizlik… Adları “Alevî”dir ama Hz. Muhammed’e, Hz.Ali’ye  Emevî yalanlarıyla saldırırlar. Adları “Alevî”dir ama medrese hatta Taliban/IŞİD kafasıyla İslâm’ı algılar ve bunun üzerinden İslâm’ı inkâr ederler.

Bu zihniyet de tarihin çöplüğüne yuvarlanacaktır azizim. Hariciler nasıl yuvarlandıysa, öyle... Çünkü Alevîler, Hz. Muhammed’in, Hz. Ali’nin sarığına, sakalına bakmazlar. Her Alevî’nin gönlünden Hz. Muhammed’in, Hz. Ali’nin gönlüne uzanan bir “yol” vardır. Bir yönüyle; sırat da budur, sırat-ı müstakim de budur. Gönül kavramını anlamayan, Alevîliği de anlayamaz. Alevî gönlüne bakar; Ehlibeyt’i ne kadar seviyorsa Ehlibeyt’in de kendisini o kadar sevdiğini bilir. Bunu hisseder, buna inanır. Bu aşkla yaşar. Ehlibeyt deyince, Ali, Fatma Ana, Hasan, Hüseyin, On İki İmam deyince gönül terazisi bozulur Alevî’nin... Sarığa, sakala yapışan yobazlar gibi “Ali’sizler” de gönül dünyasında “hiç” hükmündedir. Bunlar gönlü kararmış insanlardır maalesef… İçimizden çıkmışlardır ama maalesef Hariciler de Hz. Ali’nin taraftarları arasından çıkmıştı. Hariciler de “Ali’siz”di, bunlar da “Ali’siz”… Durum bundan ibarettir.

8. Bizimle bu söyleşiyi yapmayı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum…

- Ben teşekkür ederim ilginize. Var olun…

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...