Nesrin Aksoy Yazdı: Bangladeş İzlenimleri

Bangladeş, bir insanın dertlerini içinde büyütmesi gibi dertlerini büyütüyormuş. İçten içe kaynıyor, kıpırdanıyormuş. O da günü gelip kabuğunu kırmak istiyormuş. Zorlu bir yaşammış onunki.

Nesrin Aksoy Yazdı: Bangladeş İzlenimleri
Nesrin Aksoy Yazdı: Bangladeş İzlenimleri Zehra

Bangladeş hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki. Başladığım her cümlem sanki sayfalar sürecek gibi geliyor. Yolculuğa çıkmadan önce ülke hakkında bilgi toplamak için yaptığım araştırmada hakkında pek fazla yazı bulamadım. Meğer kendi gibi saklıda kalmış ne çok yazılası şeyi varmış. Bangladeş, bir insanın dertlerini içinde büyütmesi gibi dertlerini büyütüyormuş. İçten içe kaynıyor, kıpırdanıyormuş. O da günü gelip kabuğunu kırmak istiyormuş. Zorlu bir yaşammış onunki. Fakir bir insanın ekmeğini kazanması kadar zor…. Gidip görünce bunu daha iyi anladım. Daha önünde yorucu ve uzun bir yolu var.

Bangladeş’i nasıl tarif etsem size, nereden başlasam bilemiyorum. Şu anki topraklarımızın beşte birini ve nüfusumuzun iki katı insanı düşünün. İşte orası Bangladeş oluyor. Pencereden kafanızı çıkarıp sokağa baktığınızda gördüğünüz her bir kişinin yerinde on kişi olduğunu hayal edin. Haritada ismi yüzölçümüne sığmayacak kadar küçük, aşırı kalabalık ve hiç Müslüman komşusu olmayan aynı zamanda da en fazla yetimi barındıran bir ülke... Myanmar katliamından kaçıp gelen Arakanlı Müslüman kardeşlerimiz hariç. Bangladeş’te yaklaşık 5 milyon yetim var. Kendisi zaten gelişememiş fakir bir ülke olan Bangladeş, bir de Arakanlı kardeşlerine kucak açmış.

Bangladeş, 12. yüzyıl ve 18. yüzyıl arasında Müslüman devletlerin idaresinde olan bir ülkeymiş. 18. yüzyıldan 1947 yılına kadar ise ülkeye İngilizler hâkim olmuş. İngiltere’nin bölgeden çekilmesinden sonra Pakistan ve Hindistan bağımsızlıklarını ilan etmiş ve Bangladeş de Doğu Pakistan adıyla Pakistan’a bağlı bir devlet haline gelmiş. Daha sonra da Bangladeş, Pakistan’dan ayrılıp bağımsızlığını ilan etmiş. İngiltere sömürdüğü yerlerden çekilirken arkasında kocaman bir enkaz bırakmış. O kadar büyük bir enkaz kalmış ki daha kendilerini toparlayamamışlar. Zaten bağımsızlıklarını kazanmaları da çok yeni, 1971 yılı. Klasik sömürge mantığı burada da işlemiş: Böl, parçala, yut. Hindistan’ı bölmüşler, Pakistan olmuş, Pakistan’ı bölmüşler, Bangladeş olmuş.

Uçaktan Bangladeş’e baktığınızda nehirler ülkesi olduğunu görüyorsunuz. Nehirlerin biriktirdiği alüvyonlu araziye ülke kurulmuş. Uçaktan inip caddeye çıktığımızda bizi bir kaos karşıladı. Karmakarışık, hiçbir kuralın olmadığı bir trafik ve bolca korna gürültüsü. Ana ulaşım aracı ise üç tekerlekli geneli insan gücüyle çalışan bisiklet olan rikşalar. Başkent Dakka’da günde 400 bin rikşa trafiğe çıkıyormuş. Bangladeşliler trafikte kaosun içinde bir düzen kurmuşlar. Gösteriler hayatın bir parçası olmuş. Bir gösteri olduğunda zaten karışık olan trafik kilit duruma gelebiliyor.  7.5 saat maceralı Türkiye Bangladeş uçuşunun hemen ardından hiç susmayan bir çocukla yapılan, 2 saat süren iç hatlarla Jessore şehrine uçuş. Sonra Bangladeş’in en büyük ikinci şehri Khulna’ya karayoluyla bol sarsıntılı bir yolculuk… Bangladeş, inanması güç olsa da 15 km.yi 30 dakikada alabileceğiniz bir ülke. Otele vardığımızda, bu yorgunlukla “şöyle uzanır mışıl mışıl uyuruz” dedik ama ne mümkün. Gece bile korna sesleri sanki odamızın içinde. Trafikte sinyal diye bir şey yok. Arka ayna yok. Trafik ışığı yok, sadece korna var, gece gündüz fark etmiyor, ses hep aynı, trafik gürültüsünde bir azalma yok.

Bir şekilde sabahı ettikten sonra ertesi gün büyük bir heyecanla İhh Bangladeş İyilikhane Derneği yetimhanesinin açılışına gittik. Yetimhanede çocuklar yollarımıza güller dökerek, ellerinde çiçeklerle karşıladılar. Açılış programında çeşitli konuşmalar yapıldı. İhh Başkan Yardımcısı Said Demir konuştuktan sonra İyilikhane Derneği Başkan Yardımcısı Zeynep Sena Soyyiğit, küçük miktarlarla toplanan bağışların nasıl büyüyüp yetimlere yuva olduğundan bahsetti. Bangladeş kadın milletvekili Munnucan Süfyan da bir konuşma yaptı. Yetimhanenin açılış hikayesinden çok etkilenmiş. Bize de bu hikaye örnek olsun diyerek “bindu bindu jol, gore tole şagor otol” dedi. Yani bizdeki karşılığı “damlaya damlaya göl olur.”  Onlar yardımı zengin biri yapar, tek kişinin elinden olur diye düşünüyorlarmış. Onlarca bağışçının desteğiyle yapıldığını duymak hatta öğrencilerin başlattığı bir yardım faaliyeti olması onu çok etkilemiş.  Konuşmalar devam ederken bir an önce çocuklarla buluşalım diye heyecandan yerimizde duramıyorduk. Açılış konuşmaları bittikten sonra akşama kadar çocuklarla oyunlar oynadık onlarla vakit geçirdik. Daha önce Afrika’ya gittiğimde orada çocukların daha güleryüzlü, burada ise ciddi olduklarını farkettim. Çocukları güldürmek için epey uğraştık ama sonunda başardık. Bize alıştıktan sonra hiç ayrılmak istemediler. Biz de onlardan ayrılmak istemedik. Ümmetin yetimleri onlar, hepimizin evlatları, öyle mahsun öyle mazlum duruyorlardı ki. Oynuyoruz, gülüyoruz ama bir yanımız hep hüzün. Gözlerimde yaşlar akmaya hazır. Gün sonunda çocuklardan birinin “bugün benim için bayramdan bile daha güzeldi. Bayramlarım bile böyle mutlu geçmiyor” demesi tüm yorgunluğumuzu aldı götürdü.

Ertesi gün cennet gibi yemyeşil ovalardan, pirinç tarlalarına kurulmuş doğal havuzlu balık çiftliklerinden,  pembe inci üretim çiftliklerinden, nehirler üzerine kurulu köprülerden geçerken bu güzelim ülkenin neden bu halde olduğunu tefekkür ettik. İlk defa nehirlerde gelgit olayına şahit olduk. Müslüman köylerle Budist köyler birbirine o kadar yakın ki. Müslüman mezarları ile küçük Budist tapınakları yan yana dururken  Arakan’lı kardeşlerimize Budistler tarafından sırf Müslüman oldukları için yapılan katliamlar soru işaretleriyle düştü zihnimize. Derin düşüncelerle gittiğimiz bu yol diğerlerine göre daha çabuk bitti. Artık korna seslerini duymuyor, tersten akan trafikte arabalar üstümüze üstümüze gelmiyordu. Korna seslerine, trafiğin tersten akışına bu kadar çabuk zamanda nasıl alıştığımıza şaşırdık.

Uzun ve sarsıntılı bir yolculuktan sonra bir yetimhane ziyareti daha yaptık. Ülke genelindeki yetimhanelerin durumunu bu yetimhaneyi gördükten sonra daha iyi anladık. Teneke bir baraka, çarşaflarla ayrılmış yatakhaneler. Birkaç kap, eski sıra ve tahtalar, rutubetli sınıflar, bizleri dikkatle inceleyen meraklı üzüm gözler. Hiçbir şeyleri olmadığı halde bulabildikleri her şeyi misafirlerine sunmak için çabalayan minicik kalpler, yaşadığımız dünyada sessizce kaybolup gidiyorlar. Anne-baba himayesinden mahrum, başının okşanmasına hasret, birilerinin kendilerini görmesini bekleyen umutla bakışan gözler. “Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır” hadisinin sebebi yetimler. Onlar bize Allâh’ın emânetleri. Gün gelip emanet sahibi Allah bize, “kıyamet günü yetim emanetlerime baktınız mı?” diye soracak. Bu sorunun ağırlığını düşünerek omuzlarımızda ne kadar büyük bir sorumluluğun olduğunu fark ettik.

Togra bölgesinde, Pirozpur’da 2009 yılında İhh tarafından yapılmış 60 yetimin barındığı erkek yetimhanesinden sonra kız yetimhanesine giderken yol üzerinde öğlen namazımızı eda etmek için Bagerhat’ta asıl adı Khan Jahan Ali, halk arasında meşhur olan adıyla altmış kubbeli camine giriyoruz. Camide halı yok. İyilikhane yetimhanesinin açılışına katılan vali bey, Türkiye’ye ziyaretinden bahsederken “çok büyük camileri ve içinde çok güzel halıları var” diye halılardan bahsetmesinin sebebini şimdi anlıyoruz. Bangladeşliler tarafından çok önemli bir yere sahip olan bu cami 1442 ile 1449 yılları arasında bir sufi tarafından inşa ettirilmiş.  Khan Jahan Ali cami Hint yarımadasının en büyük tarihi cami, aynı zamanda UNESCO dünya tarihi mirasına girmiş. İsmi çok yaygın olarak bilinmese de Bagerhat birçok medeniyetin uğrak yeri, tam bir tarih kenti. Caminin olduğu alan Ganj nehri ile Brahmaputra nehrinin kesiştiği noktada.

Camiyi ziyarete gelen liseli bir grup öğrenci ve öğretmenleriyle karşılaşıyoruz. Biraz onlarla muhabbet ediyoruz, fotoğraflar çekiliyoruz. Sadece gençler değil burada herkes selfi çekilmeyi çok seviyor. Uçağa binerken, uçaktan inerken, bir yeri gezerken hep selfi çekiliyorlar. Birilerinin onların fotoğrafını çekmesinden çok mutlu oluyorlar. Enteresan olanı ise kendi kameralarıyla değil bizim kameramızla çekilmek istiyorlar. Bir de herhangi bir Bangladeşlinin yanından ayrılırken onlara, onların veda cümlesi olan “Allah hafız” dediğimizde hemen yüzlerine bir gülümseme yayılıyor. Bangladeşliler küçücük şeylerden mutlu olabilen, çok sevecen insanlar.

Camiden ayrılıp Bagerhat’ta İhh’nın yetim sponsorluğuyla 48 yetimin barındığı Khan Jahan Ali yetimhanesine ulaşıyoruz. Kızların elleri nakış nakış kınalı, resmen sanat işlemişler. Kınaya “mehendi” diyorlar. Bize de yapar mısınız dedik, hemen iki dakikada elleri titreyerek bizim ellerimize işlediler. Belki bir yabancıya ilk kez kına yakmanın heyecanıydı ellerinin titremesi, kim bilir? Kendi emekleriyle yaptıkları boncuklu çanta ve vazoları bize hediye ediyorlar. Çok becerikliler. Küçük bir kız çocuğu top istiyor benden, cılız bir sesle. O anda elimizde top olmadığı için, yok, diyorum. Oradan ayrıldıktan sonra İhh Güney Asya masası sorumlusu ve bize rehberlik eden Münevver Bey’e söylediğimde “abla neden söylemedin, hemen bir motosiklet gönderir kızlara top aldırırdık” diyor. Ayrılıktan dolayı kasvetlenen yüreğim daha da sıkışıyor, keşkelerle. Gittiğimiz yetimhanelerde çocuklardan ayrılmak istemiyorum. Sanki onlardan ayrılırken onları bilinmezliğe terk ediyormuş gibi hissediyorum.

İnsan çıktığı yolculuklarda neredeyse tüm duyguları yaşıyormuş. Bu yolculuğumda olduğu gibi. Ve her yeni yolculuk aslında insanın kendi içine oluyormuş. Yollarda her anın değerini daha iyi anlıyor, kendimizi daha iyi tanıyor ve tekamülümüzü adım adım tamamlıyoruz. Anlıyorum ki bizim için önemli olan yolun sonuna varmak değil yol boyu yaşadıklarımız ve kendimizi yola teslim etmekmiş. Hayatı akışına bırakmak, yolculuğun ta kendisiymiş. Bangladeş yolculuğumuz henüz bitmemişti. Önümüzde Arakan kamplarının ziyareti vardı. Bakalım oradan payımıza neler düşecekti?

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Nesrin Aksoy yazdı: Burada Güneş Var, Umut Yok!
Nesrin Aksoy yazdı: Burada Güneş Var, Umut Yok!