Emine Çınar yazdı: Kudüslü Kadınların Hayatı Tamamen Sabır ve Cihattan İbaret

Kudüslü kadının acıları, sıkıntıları, üzüntüleri kadar sevinçleri, umutları, beklentileri de güçlüdür. Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa gibi bir mukaddesatın varlığı onu metanet ve dirayet sahibi kılmıştır.

Emine Çınar yazdı: Kudüslü Kadınların Hayatı Tamamen Sabır ve Cihattan İbaret
Emine Çınar yazdı: Kudüslü Kadınların Hayatı Tamamen Sabır ve Cihattan İbaret Zehra

İşgal altındaki her ülkenin, hatta şehirlerin, sakinlerine yaşattığı sıkıntı ve zorluklar kendine özgüdür. Bir yerde yaşanan sıkıntı diğer yerde aynısıyla yaşanmaz. Örneğin Kudüs’te yaşayan bir kadının maruz kaldığı sıkıntı ve zorluklar ile ‘48 topraklarında veya Batı Şeria’da ya da Gazze’de yaşayan kadının maruz kaldığı zorluklar bir değildir. Kudüslü bir kadının yaşadığı dertler ile başka bir şehirde yaşayan kadının kederleri aynı değildir.

Diğer taraftan, düşmanla her gün göğüs göğüse mücadele vermesi açısından, Kudüslü kadının yaşadıklarının bir başka örneği yoktur. Kudüs’te evinden dışarı çıkan her kadın, çoğu zaman kendini direkt düşman güçlerinin karşısında bulur. İsrail askerleri her yerde insan özgürlüğüne ve en tabii haklarına müdahale ettiği için Kudüslü kadının hayatında özgürlük yoktur.

Mücadelenin merkezi

Kudüs’te kadının katlanması gereken zorluklar, yaşadığı sıkıntılar ve verdiği mücadele türlü türlüdür. Kontrol noktalarında veya polis barikatlarının önünde bekletilmeleri, gece baskınları, saldırılar, ev yıkımları, İsrail polisi veya Yahudi yerleşimciler tarafından gözü önünde eşinin ve/veya oğlunun darp edilmesi, hatta kendisinin de dövülmesi… Eşinin, çocuğunun ve/ya kendisinin tutuklanması, hapsedilmesi… Çocuğunun eğitiminin engellenmesi, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklara müptela edilmesi… Hayat pahalılığı, vergi çokluğu, fakirlikle mücadele, Kudüs’ten vazgeçmesi karşılığında aklını ve gönlünü çelecek türden cazip teklifler… Vatanı ve mukaddesatı uğruna birçok imkân ve kolaylıktan feragat etme mecburiyeti… Özgürlükten uzak yaşamı, bütün imkânsızlıklara rağmen düşman karşısında onurlu duruşunu kaybetmemek için direnmesi…

Kudüslü bir kadın, bu ve daha fazla sıkıntıyı, zorluğu ve zulmü dönem dönem ya bizzat yaşar, ya da yaşayanların şahidi olur. Bu tür sıkıntılardan azade bir hayatı yoktur. O topraklarda işgal altında yaşadığı sürece olamaz da. Onun hayatı tamamen sabır ve cihattan ibarettir. Kudüslü kadının yaşadığı her bir sıkıntı ve zorluk tek tek incelenmesi gereken cinstendir. Belki en ağır olanı çocuklarının karşı karşıya kaldığı sıkıntılardır. Ancak en tabii haklarının çoğundan uzak yaşamı başlı başına acı bir hikâyedir.

Özgürlüğün bittiği nokta

Kudüs’te bir yerden diğer bir yere giderken veya başka bir şehre geçerken birçok kontrol noktaları vardır. Bunun beraberinde, bir de anlık alınan kararla polis barikatları kurulabilir. Kudüslünün günlük yaşamının bir parçası olan ve hayatını çoğu zaman felç eden yerlerdir kontrol noktaları. Hele çocuklu, hasta, yaşlı biri ise, ne kadar süreceğini bilemeden saatlerce beklemek, büyük bir zulme dönüşür. Güneş altında, yağmurda, soğukta… Bir de hava koşullarının olumsuz olması, yaşadığı zorluğa zorluk katar. Kudüslü bir kadın evinden dışarı çıktığında gitmek istediği yere konulan polis barikatları yüzünden saatlerce ulaşamayabilir.

Çocuğunun okuldan veya bakkaldan ya da başka bir yerden dönememesi, bir annenin büyük kaygılar içine düştüğü anlardır ve anne olarak da kolay kolay dayanacağı türden bir zulüm değildir. Onun için dakikalar saat olmuştur adeta, saatler ise gün. Zaman bir türlü geçmek bilmez. Çocuğu eve dönünceye kadar Allah’tan yardım dileyerek kaç kere secdeye kapanmıştır, bilemez. Bir akrabasına veya hastaneye ya da Mescid-i Aksa’ya gitmek isteyen bir kadın, kontrol noktasında veya polis barikatının önünde kaç saat bekletilebilir? Zalim zulmünü kaç saat sürdürmek istiyorsa o kadar beklemek zorundadır. Yarım saatlik bir mesafe için bir iki saat de bekleyebilir, on saat de… Belli bir süre yoktur. Kontrol noktasındaki İsrailli görevlinin tutumu ve kararı önemlidir. Görevli isterse kimliklere bakıp hiç bekletmeden de gönderebilir.

Gece baskınları

Kudüslünün hayatında baskınların olmadığı gece pek yoktur. En azından son senelerde durum böyledir. İsrail askerleri gecelerin sessizliğini ve huzurunu bozarak ya kendi evini basar ya da komşusunun, mahallelisinin, memleketlisinin evini. Geceler askeri ciplerin gürültüsüyle daha da kararır. Kudüslü kadın, belki küçük çocuğunu yeni uyutmuştur. Belki evde kendisinden ve/ya çocuklarından başka kimse yoktur. Ancak evine baskın düzenlenecekse bunların hiç önemi yoktur. Bazen askerler bir eve baskın düzenlemeden önce, evin bulunduğu sokağa rastgele ses ve gaz bombası atarlar. Bazen, onlarca kişi olarak eve girip evin içine ses ve gaz bombası atarlar. Evde çocuk var mıdır, yok mudur, etkilenir mi etkilenmez mi, İsrail askerlerinde bunu düşünerek hareket edecek bir insaniyet yoktur.

Evdeki bütün eşyalar yerinden edilir, çoğuna zarar verilir. Kanepeler, koltuklar ters yüz edilir, örtüsü kesilir, dolap kapakları kırılır, hemen hemen bütün eşyalar, zarar görüp görmeyeceği dikkate alınmaksızın yerinden oynatılır.

Sözlü veya fiili saldırılar

Kudüslü evinden çıkmış işine veya başka bir yere giderken, kontrol noktasında beklerken, sözlü veya fiili saldırıya uğrayabilir. Yanında küçük çocuğu olsa da dikkate alınmaz. Bir kadını en çok tedirgin eden noktalardan biri, özellikle çocuğunun sözlü veya fiili saldırıya uğraması, darp edilmesidir. Eşi veya kendisi uğrasa, o da can sıkıcı ve üzücü bir durumdur. Ancak özellikle ergen yaştaki çocuğu saldırıya uğrayınca anne olarak ciddi manada kaygılanmakta ve yıpranmaktadır.

Ev yıkımları

Her kadın gibi, Kudüslü kadın da bir evinin olmasını ister. Ancak onu sürekli tehdit eden bir husus vardır: Evi için bir gün yıkım kararının çıkma ihtimali. Özellikle son senelerde İsrailli belediyenin “ruhsatsız” gerekçesiyle yıkım kararı vermesi sonucu birçok Kudüslü, evini bizzat kendi elleriyle yıkmak veya ücretini ödemesi karşılığında belediyenin buldozerleriyle yıktırmak zorunda kalmıştır. Oysa Kudüslü, kendi mülkü olan topraklar üzerine inşa ettirdiği evinin ruhsatını almak için çok fazla uğraşmıştır. Gerekli parayı ödeyip evrakları hazırlamış olmasına rağmen, İsrail belediyesi ruhsat vermemiş ve üstüne üstlük bir de evin yıkım kararını çıkarmıştır. Eğer Kudüslü evi kendi imkanlarıyla yıkmaz veya ücret karşılığında yıktırmazsa, işgalci belediyenin buldozerleri eşyalar içinde olmasına rağmen evi zorla yıkmaktadır.

Ev yıkım kararı çok farklı bir zulmün kapısını da aralar. “Evinizi hemen boşaltın, bir hafta sonra yıkılacak” denilir, ancak hafta bittiği halde gelen giden olmaz. Bu şekilde aylar hatta yıllar geçebilir. Bu tür psikolojik baskı en çok evin kadınını yıpratır. Evi yıkılacak mıdır yoksa yıkım ertelenecek midir, bilemez. Ev yıkımları Kudüslüyü yıldırmak, yaşadıkları yeri terk ettirmek için bir işkence türüdür, ancak başka bir işkence türü de, evlerin tamirine izin verilmemesidir. Kışın çatısı akan, suyu içeri sızdıran, duvarlarında çatlaklar oluşan, birçok yerde döküntüler olan bir ev tamir edilince yeni gibi olur, lakin bir Kudüslü evini belediyeden izin almadan tamir ettiremez. Evinde küçük de olsa bir değişiklik yapamaz. Yapsa bile belediye bunu tespit ettiği gibi gelip o yapılan yeri yıkar.

Açık hava hapishanesinden kapalı hapishaneye

Kontrol noktalarında bekletilme, sözlü veya fiili saldırıya uğrama ihtimali, kendi eviyle alakalı bile özgürce karar verememe, değişken ve keyfi uygulamalardan dolayı birçok alanda özgürlüğünün kısıtlanması veya elinden alınması gibi durumlardan dolayı, Kudüslü zaten bir nevi açık hava hapishanesinde yaşamaktadır. Bu yıpratıcı duruma bir de tutuklanarak hapishaneye atılma eklenebilir. Gözaltına alınma ve tutuklanmanın yaşanmadığı hiç bir ev yoktur. Hemen hemen her evde bir veya birkaç kişi, İsrail askerleri tarafından gözaltına alınmıştır. Bu gözaltına alınma, tutuklanmayla nihayetlenmiştir.

Bir Kudüslü Müslüman neden gözaltına alınır, neden tutuklanır? Bir Kudüslünün gözaltına alınması ve tutuklanması için nedenden daha fazla bir şey yoktur. Her şey neden olabilir. Ancak en dikkat çekici olanlardan biri, tekbir getirmesidir. Son senelerde askere karşı “Allahu ekber” diyen bir Müslüman gözaltına alınabilir ve sonra da üç beş ay tutuklu halde kalabilir. İsrail’in uygulamalarından birisi de Kudüslüyü “idari tutukluluk” diyerek hapse atmasıdır. Kişi ne ile suçlandığını bilmeden bir aydan altı aya kadar tutuklu kalabilir. Altı ay sonra ise idari tutukluluğu uzatılabilir. Bu şekilde birkaç yıl tutuklu kalanlar vardır. İdari tutuklulukta kişinin “kadın, çocuk, yaşlı, gazeteci, akademisyen, milletvekili” olmasının hiçbir önemi yoktur. Küçük çocukları bile olsa kadın da bir gün askeri kararla tutuklanabilir ve aylarca çocuklarından habersiz hapishanede kalabilir.

Mahrumiyet

Bir ebeveynin ama özellikle annenin en çok istediği şey, çocuklarının eğitimli insanlardan olmasıdır. Bunun için varını yoğunu ortaya koyar ve sürekli didinir. Yeter ki çocuğu iyi bir eğitim alıp meslek sahibi bir insan olsun. Ancak Kudüs’te bir Müslüman çocuğun kendi değerleriyle eğitim alarak yetişmesi hiç kolay değildir. Okula gitmek için evinden çıkmış olan bir çocuk, İsrail polisinin kurduğu barikatlar yüzünden dakikalarca, hatta saatlerce okuluna ulaşamayabilir. Böyle bir durumda o günkü derslerinin bir kısmına veya tamamına giremez. Bu nedenle sene boyunca çok fazla ders kaybı olabilir. Diğer taraftan gözaltına alınması veya tutuklanması sonucu da ders kaybı olur. Tüm bunlar eğitimin kesintiye uğraması hatta devam edememesi sonucunu doğurabilir. Ve bu durumdan yine en çok etkilenen anne olur.

Kudüslü kadın hem kendisinin hem de çocuklarının eğitimi için, başka yerlerde yaşayan kadınlardan kat kat fazla gayret gösterir. Aşması gereken zorluklar o kadar çoktur ki; zorluklara bakmak yerine sadece hedefine kilitlenir. Bilir ki ancak hedefe kilitlendiği zaman zor koşullarda eğitim alanında bir başarı öyküsü yazabilir.

Tecrübe ederek öğrendiği bir gerçek vardır; insan bazı sıkıntılarını kazanca çevirebilir. İşte bu noktada Kudüslü kadın bir örnek teşkil eder. Birçok Kudüslü kadın özellikle Kur’andan kısa surelerin çoğunu ezbere bilir. Bunun nedeni kontrol noktalarında veya polis barikatı önünde beklerken vaktini Kur’an okuyup ezber yaparak değerlendirmesidir. Yabancı dil konuşma konusunda da Kudüslü kadının yetkinliği vardır. Zira yaşadığı ağır şartlar onu İngilizce veya başka bir yabancı dili öğrenmeye sevk etmiştir.

Kötü alışkanlıkları engellemek

İşgal altında yaşayan Kudüslü kadının en büyük korkularından biri çocuğunun kötü alışkınlıklar edinmesidir. Özellikle uyuşturucu müptelası olması onun için en ciddi sorunlardan birisidir. Ancak İsrail’in Kudüs’ü Yahudileştirmek için, Müslümanı oradan uzaklaştırma politikasından dolayı çoğu genç, uyuşturucu gibi tehlikelerin tehdidi altındadır.

Hayat pahalılığı

Kudüs’te İsrail yönetiminin özellikle Müslümanlara koyduğu ağır vergilerden dolayı hayat çok pahalıdır. Kudüslü kadın “İsrail neredeyse aldığımız nefesi bile vergilendirecek” diyerek durumu açıklar. Hayat pahalılığı, kadını, elde etmek istediği birçok nimetten mahrum eder. Bu mahrumiyet çeşitli mağduriyetler de doğurur.

İşgal yönetiminin sağladığı işlerde çalışmak istemeyen duyarlı Kudüslüler, genelde geçici işler yapmak zorunda kalırlar. Çoğu zaman da işsizdirler. İş bulabilenler de tutuklanma gibi nedenlerle, mevcut işlerini kaybedebilirler. Tüm bu ve benzeri olumsuzluklar, Kudüs’te yaşayan Müslüman ailelerde yoksulluk oranını artırmaktadır. Fakirlikten en çok etkilenen evin kadınıdır. Zorunlu ihtiyaçlarını bile alamadan geçen günler, onun için ay gibidir. Kendi ihtiyaçlarını öteleyebilir, ancak çocuğunun ihtiyaçlarını giderememek onu ciddi derecede olumsuz etkiler. Hayat pahalılığı ve ağır vergilerin yanında, bir de fakirlik Kudüslü kadının belini büker. Ancak o, bu zorluklara teslim olursa Kudüs’te yaşayamayacağı için, sırf o kutlu şehirde yaşamak için öyle sıkıntılara dayanır ki; insanın dayanma gücünün büyüklüğünü de ortaya koyar.

Değerlerindenvazgeçmesi için baskı

Kudüs’te birçok kişi Kudüs’ü terk etmesi karşılığında cazip teklifler almıştır. Evini çok yüksek bir meblağa satması, bu tekliflerden en bilinenidir. Aile fertleri ve özellikle çocukları için sağlıklı bir ortamın, tehlikeden uzak bir oyun alanının, insanca yaşayabileceği imkânların olmadığı şartlarda yaşayan Kudüs kadını, bazen dayanamayacak noktaya gelmektedir. Zihnini ve gönlünü çalacak türden teklifleri, ancak imanı ve mukaddesatına sahip çıkma isteğiyle reddetmektedir.

Kudüs üç din mensubu için de mukaddes bir şehirdir. Bereketli toprakların merkezidir. Bereket, Kudüs’ten dalga dalga Bilad’uş- Şam’a dağılır. Kudüslü kadın, kutlu bir şehirde yaşadığının bilincinde olarak vatanı ve mukaddesatı uğruna canını ortaya koymuş, erkeğinin arkasında, gerektiğinde ise mücadele safının en önünde yer almıştır.

Acıyı teslim alan güç

Kudüs’te işgalle başlayan zulüm, bir asırdır değişkenlik arz ederek devam etmektedir. Bir dönemde yoğun olarak yaşanan bir zulüm şekli başka bir dönemde yaşanmaz. Ancak Kudüslü Müslümanı hayatından bezdirmek için İsrail çoktan yeni bir zulüm türü ihdas etmiştir bile. Elbette maruz kaldığı türlü türlü zorlukların ve zulümlerin Kudüslü kadının üzerindeki etkisi büyüktür. Ancak bütün sıkıntılarına rağmen, farklı bir gücü vardır Kudüslü kadının. Derdini anlatırken kesinlikle ajite etmez. Aksa’da namaz kılmasının yasaklanması hariç, en acı hatıralarını anlatırken bile gözünün yaşı pek görülmez. Kendisine düşmanlık yapanların, haklarını elinden alanların karşısında aciz görünmemek için, çoğu zaman dost bildiğinin yanında da gözyaşı dökmez.

Kudüslü kadının acıları, sıkıntıları, üzüntüleri kadar sevinçleri, umutları, beklentileri de güçlüdür. Vatan toprağının asıl sahibi olmanın verdiği haklılığı, onun iradesini sağlamlaştırmıştır. Zorluğa, ölüme meydan okuyarak yaşamını sürdürür. Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa gibi bir mukaddesatın varlığı onu metanet ve dirayet sahibi kılmıştır. Çektiği büyük sıkıntıları “a’lamat’un- nasr, inne’n-nasrabi-qarib; zaferin alametleridir ve zafer kesinlikle yakındır” olarak görür ve acılarına teslim olmak yerine acılarını teslim alır. Bir gün vatanını savunmadı dedirtmemek için işgal altında direnerek, bir ömür yaşamayı kendisine vazife bilir. Allah’a olan inancı sıkıntılarından daha büyüktür. Umudu acılarından daha fazladır. Düşman karşısında Allah’u ekber derken bunu gören, duyan herkesi cesaretine şahit kılar. Kudüslü kadını dinleyen imanla ve umutla dolar. Bilir ki; zafer her zaman zulme direnenlerin olmuştur.

“İşgal Altında Kadınca Yaşamak”, Bilimevi Kadın dergisi, Nisan-Mayıs-Haziran 2017, sayı 1.

Emine Çınar//Dünyabizim

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Merve Aras Yazdı: Biz Gençler Ne İstiyoruz?
Merve Aras Yazdı: Biz Gençler Ne İstiyoruz?
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
istanbul escort escort istanbul