Yıldırım Beşkardeş yazdı: Göçtü Kervan

Her şey modern dünyanın oyun kurucusu olan Liberalizm/Kapitalizm’in öngördüğü şekilde yürüyor.

Yıldırım Beşkardeş yazdı: Göçtü Kervan
Yıldırım Beşkardeş yazdı: Göçtü Kervan Zehra

 “Hayat geçmişe doğru anlaşılır ancak ileriye doğru yaşanır’’ bu söz Varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden S. Kierkegaard’a ait. Evet, insanın bütün algıları, duyguları, düşünceleri geçmişe aitken; umutları, beklentileri, heyecanları geleceğe yöneliktir. Bu sosyopsikolojik bir gerçekliktir ancak tarihin hızla aktığı bu çağda belli yaş üstünde olanların geçmişi ve geleceği arasında ciddi tarihsel kırılmalar irdelenmesi gereken anakronik durumlar ortaya çıkardı.Mesela çocukluğu tarım toplumunun son dönemlerine denk gelmiş, gençliğinde sanayi toplumu ile tanışmış yaşlılığında ise dijital topluma maruz kalmış/kalacak olan bugün 40-50 yaşlarındaki insanlar tarihte belki de kimseye nasip olmayan sosyolojik evrelere tanık oluyorlar fani hayatlarında.

Sanayi devriminin ülkemizdeki ekonomik/sosyolojik/psikolojik etkisi ile tarım ve hayvancılık etkisini kaybetmeye başlayınca insanlar ölçüsüz ve yoğun bir şekilde köyden kente, doğudan batıya göç etmeye başladı. Bu göçler esnasında filmlere konu olan ibretlik hikâyeler, türkülere ilham olan gurbet hüzünleri, sıla özlemleri hepimizin malumu. Aklını/fikrini, duygularını çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği köyünde bırakmış bedeniyle şehirde yaşayan orta yaş üstü insanların bu travmaları atlatmaları öyle kolay olmadı etkileri hala devam etmekte. Bir dönem çok yoğun yaşanan göç hareketliliği kısmen azalmış olsa da halen belli ölçüde devam ediyor. TUİK verilerine göre 81 ilin 25’i göç alırken, 56’sı göç veriyor. Köyler dağılmaya yüz tutmuş. Anadolu ilçeleri her geçen gün küçülüyor. Köyünde 4 kişilik aileyi geçindirebilecek atadan kalma toprağı şehirde 4 kişinin barınamayacağı bir daire pahasına satıp daha modern! hayat uğruna yollara düşen yüzbinlere yenileri ekleniyor her yıl. Görünen o ki bu vakıa ile ilgili ciddi çalışmalar yapılmıyor. Yapılan çalışmalar sadece finansman teşviki boyutunda, yani köye geri dönenlere arsa, para, hayvan tahsis edilmesi gibi mekanik yaklaşımlar. Tabi bu teşvikleri küçümsememek gerek, Allah var devlet bu konuda çok cömert ancak bu teşvikler istenilen geri dönüşü sağlamıyor çünkü bu olgunun nedeni sadece ekonomik değil, ekonomi bu nedenlerden sadece biri diğer nedenler göz ardı edilince ne kadar para harcanırsa harcansın istenilen dönüt gerçekleşmiyor. Teşvikin cazibesine kapılıp köyüne geri dönenlerin çoğu da bir süre sonra sair sebeplerle tekrar şehrin yolunu tutuyor.

Her şey modern dünyanın oyun kurucusu olan Liberalizm/Kapitalizm’in öngördüğü şekilde yürüyor. Suç oranı yüksek, kalabalık ve belki de üç kat fazla çalışılması gereken şehirlerde yaşamak için sakin/dingin Anadolu’yu terk edenlerin rol-modelleri bir yorganı ile gidip tuhaf bir şekilde çok zengin olan münferit tipler ve bu tuhaf tiplerin oluşturduğu ’taşı toprağı altın’ algısı. Umutlar hep o yönde. Aslında büyükşehirde yaşayanların büyük kısmı Anadolu’dan gidecek olan bulgura, peynire, tarhanaya, turşuya muhtaç. Belki farkındadırlar ama bu efsunu yitirmemek için bir vakit kendilerini oyalasın diye umudu diri tutuyorlar kim bilir. Anadolu, sakinlerine mütevazı bir hayat sunarken, Modern şehir büyük umutlar vadediyor. Köyünden gelen (artık ciddi manada azalsa da)peynir ve bulgur ile diri tuttuğu bedenini bu umudun uğruna harcamak için sabah erkenden yollara düşüyor insanlar. Çekilmez trafik, kalabalık toplu taşıma araçları, egzoz dumanları, fabrika çarkları, inşaattaki içli türküler, pazarcı naraları arasında örülen hayatlar. Değişik menkıbelerle canlı tutulmaya çalışılan ‘bir gün her şeyin iyi olacağı’ umuduyla beraber en azından ‘çocuklarımız iyi günler görsün’  motivasyonunu birleştirip üzerine birde ‘Rezzak’ olan Allah’a tevekkül eklenince bu zorluklara göğüs germek mümkün hale gelebiliyor.

Çok karamsar tablo çizmeye gerek yok. Herkes aynı durumda değil. Taşradan gelerek çok iyi imkânlara erişip çocuklarına iyi bir hayat sunanlar da var, hayatından memnun iyi ki gelmişim diyenlerde. Bu yoğun nüfus hareketliliği binlerce hikâye biriktirdi kendi içinde. Herkes kendi hikâyesini yaşıyor. Ancak şehre gelenlerin de köyde kalanların da geçmiş tasavvuru ile gelecek tahayyülü arasında ciddi kırılmalar yaşandığı aşikar. Şehirdekiler, yoğunluk ve kalabalıktan kendilerine ve çocuklarına dingin bir gelecek hayal edemezken kırsaldakiler de ıssızlık derecesindeki tenhalıktan bir gelecek umut edemez durumdalar. Tıpkı bazı insanların açlıktan bazılarının obeziteden sağlık sorunları yaşaması gibi.

Neticede ülkemizdeki nüfus hareketliliği siyasi, ekonomik, sosyolojik, psikolojik vs. birçok alanı derinden etkiledi yeni durumlar, yeni sorunlar ortaya çıkardı. Süreç halen devam ediyor. Burada dikkat çekici olan, bu mevzu ile ilgili kayıtlar, istatistiki veriler tutuluyor ama meselenin nedenlerine ilişkin ciddi çözümlemeler yapılmadığı gibi kayda değer çözümler de üretilmiyor. Bu konu çok önemli, gerekli çalışmalar yapılmazsa şehirler kalabalıktan köyler tenhalıktan yaşanmaz hale gelecek.

  

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Mücahit Gültekin yazdı: Hayalimdeki Siyasi Liderin Seçim Vaatleri...
Mücahit Gültekin yazdı: Hayalimdeki Siyasi Liderin Seçim Vaatleri...
Mustafa Öner yazdı: Aldatılıyoruz, Aldanıyoruz, Aldatıyoruz!
Mustafa Öner yazdı: Aldatılıyoruz, Aldanıyoruz, Aldatıyoruz!