Mehmet Görmez: Ümmeti Bölen Bir Yapı Cemaat Olamaz, Din, Taraftar Toplama Aracı Değildir...

Diyanet İşleri Eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Yörünge Dergisi´ne yaptığı açıklamada ümmetin bölen cemaatlere değinerek mevcut cemaatlerin bir an önce kontrol altına alınması gerektiğini belirtti.

Mehmet Görmez: Ümmeti Bölen Bir Yapı Cemaat Olamaz, Din, Taraftar Toplama Aracı Değildir...
Mehmet Görmez: Ümmeti Bölen Bir Yapı Cemaat Olamaz, Din, Taraftar Toplama Aracı Değildir... Zehra

Türkiye’de FETÖ, İslam dünyasında DEAŞ gibi kötü örneklere bakıldığında dinî konuların, özellikle mehdilik gibi başlıkların istismar edilmesiyle din hakkında olumsuz kanaatler artabiliyor. Bu bağlamda Diyanet İşleri Başkanlığı öteden beri çalışmalar yaptı, yapıyor. Ancak dini istismar eden çevrelere yönelik, yaptırımlar içeren bazı girişimler ve önleyici çalışmalar da gerekmiyor mu? Örneğin son günlerde isminden çokça sözedilen bir takım problemli tiplemelere neden müdahale edilemiyor?

Din, Taraftar Toplama Aracı Değildir

Öncelikle yanlış bile olsa farklılık arz eden din anlayışları ile açıkça yapılan din istismarını birbirinden ayırmak gerekir. Yanlış din anlayışlarıyla sadeceilim ve hikmetle mücadele edilmeli ancak din istismarına karşı behemehal zecri tedbirler alınmalıdır. Zira bu coğrafyada artık din emniyeti, dini istikrar, en az can emniyeti kadar önemli bir milli güvenlik meselesidir. FETÖ ve 15 Temmuz ihanet teşebbüsü, bu coğrafyada din kullanılarak üretilen şiddet ve terör, her türlü din istismarına karşı müteyakkız olmamızı zorunlu kılıyor. Din özgürlüğü ile din istismarını birbirinden ayırmak gerekiyor. İstismarın en kötüsü, en çirkini, en aşağılık olanı din istismarıdır. Ülkemizin bir din istismarı pazarına dönüşmesine asla izin verilmemelidir. Görevde iken de yüksek sesle ifade ettiğim gibi sahte bal satanlarla ilgilendiğimiz kadar sahte din tüccarları ile ilgilenmiyoruz. Sonra da başımıza büyük musibetler geliyor. Her inanan insanın en masum dini tezahürlerinin suç olarak değerlendirildiği, irtica ile yaftalandığı zamanlarda bunları ayırmak zordu. Ancak bugün kötü ile mücadeleden geri durmak için hiçbir mazeretimiz yoktur. Herkes bilmelidir ki din, taraftar toplama aracı değildir.

DEAŞ´ın militanlarına cennet vaat etmesi ne kadar din istismarıysa bir tarikatın kendi müntesiplerine cennet vaat etmesi aynı derecede din istismarıdır. Benim elimi öperseniz cennete gidersiniz, sizi cehenneme götürürken ben falan tarikatın şu kolundanım derseniz, sizi salıverirler hezeyanlarını dinlemedik mi? Allah ete kemiğe büründü benim şeyhim olarak göründü hezeyanını duymadık mı bu ülkede?  dinihaber.com Kendilerine manevi güçler atfederek insanları aldatmak din istismarı değil mi? Materyalizmin en büyük silahı olan nudizmi meşrulaştırarak iffetsizliği ve hayasızlığı, mehdiyet altında takdim etmediler mi bu güzel ülkede? Bütün bunlar din istismarı değil de nedir?

Ümmetin Vahdetini Parçalayan Bir Yapıya Cemaat Denmez

Dini meselelerde maalesef su-i misal emsal teşkil ediyor. Tabii ki ihlas ve samimiyetle hizmet eden ile aldatanı birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Tasavvuf bir gönül terbiyesi olarak bu topraklarda İslam çağrısının ve dini hayatın mayasıdır. Ancak ilimsiz, hikmetsiz, marifetsiz tarikat yola koymaz, yoldan çıkarır. Abdulkadir Geylani´nin meşhur bir sözü vardır: “Eğer bir şeyhte beş vasıf olmazsa o, insanları cehalete götüren bir deccale dönüşür.” Birinci vasfı alim ve arif olmaktır. Gönüllülük, fütüvvet ruhu, Rıza-i Bari gibi gayelerden sapan dini yapı, cemaat olmaktan çıkar. Ümmetin vahdetini parçalayan bir yapıya cemaat denmez.

Tarikat ve cemaatler Müslüman toplumların bir realitesidir. Yasakla bir yere varılmaz. Ancak görevde iken de sık sık ifade ettiğim gibi her cemaat ve her tarikat toplumun huzuruna bir sözleşme ile çıkmalıdır. Yaptığı, yapacağı ve yapmayı düşündüğü bütün hizmetlerini topluma deklare etmeli, dayandığı İslami ilkeleri, prensipleri ilan etmelidir. Her bir yapı kendini bu sözleşme ile sınırlamalı, bu sözleşme tabiri caizse onun anayasası olmalıdır. Bilhassa İslam´ın inanç ve ahlak ilkelerine sadakat esas olmalıdır.

Türkiye´de dinî istismarı önlemek konusunda öteden beri bazı çalışmalar yapılmış. Örneğin Osmanlı´nın son döneminde Meclis-i Meşayih düzenlemeleri var. Bu konu politik tazammunları açısından muhataralı bir alan olmakla beraber günümüzde de bir şekilde el atılması gereken bir konu değil mi? Dinle ilgili tartışmaların bir otorite kanalıyla denetim altında tutulması gerekmiyor mu? Diyanet İşleri Başkanlığı özellikle medyadaki din tartışmalarına müdahil olabilir mi? Yoksa “çağın ruhu bunu gerektiriyor, artık denetim ve kontrol çok zor.” diyerek bu alanı olduğu şekliyle bırakmak mı lazım?

Meclis-i Meşayih bir devlet müdahelesi değil, bir iç düzenlemedir. Ancak Meşihat eliyle yapılmıştır. Kısa bir süre de olsa istismarları önlemiştir. Ancak kalıcı hale getirilememiştir. Yine de elimizde bir örnek olarak durmaktadır. Bizzat kendileri tarafından belirlenecek bir ilmi ve ahlaki denetim mekanizmasının zarureti ortadadır. Bu mekanizma sadece sözünü ettiğim sözleşmeye sadakati murakabe etmelidir. Az önce de ifade ettiğim gibi Diyanet yapısal sorunlarını çözmeden, ilmi ve entelektüel müktesebatını yükseltmeden tek başına bu görevi yapamaz. dinihaber.com Nitekim Diyanet 15 Temmuz´dan sonra, Olağanüstü Din Şurası´nı toplamış ve bu şurada 42 kişilik genişletilmiş istişare heyetini kurmuştur. Bu kurul eski Başkanları, eski Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlarını ve toplumun saygı duyduğu hocaları bünyesine almıştır. Bu kurulun görev verdiği bir komisyon bütün dini yapılarla görüşmeler yapmıştır. Bunun nasıl neticeleneceğini beklememiz gerekiyor.

Dinle ilgili tartışmalarda şahıslardan kaynaklanan problemler yanında usul ve metodoloji sorunları da öne çıkıyor. Dinî yorumlar konusunda usul açısından yeni ve özgün çalışmalara ihtiyaç var gibi. “Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu” başlığıyla doktora çalışması yapmış bir akademisyen olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?

Ahkâm Kesen Fetvalara Değil, Hikmetli Öğütlere İhtiyacımız Var

Din tartışmaları hiçbir zaman bu kadar usulden, metodolojiden hatta tartışma adabından, ihtilaf ahlakından kopmamıştır. Usul derken hem dini metinleri anlamak için inşa edilen usul ilimlerini, hem din ile varlık, hayat, kainat arasındaki ilişkileri hem de dil ve üslubu kastediyorum. Dijital iletişim devrimi ile her türlü bilgiye ulaşmak çok kolaylaştı. Ancak doğru bilgi ile yanlış bilgiyi birbirinden ayıracak kriterler, bilgiyi salih amele dönüştürerek usul yok oldu. Malumatımız arttıkça cehaletimiz artmaya başladı. En kötü mühendislik, cehalet mühendisliğidir. Cehalet mühendisliği bilgi yükleyerek cahil bırakmaktır, enformatik bir cehalettir. Bizim bilgi tasavvurumuzu üç kelime birlikte ifade eder: İlim, hikmet ve marifet.

Din doğru bilgiye dayanmak zorundadır. Sahih ilim olmazsa, iman da ibadet de sahih olmaz. Dinin anlatım dili ise hikmet dilidir. “Allah´ın yoluna hikmetle çağır.” buyuruluyor. Usulsüz füru bilgisi ne kadar yanlışsa, hikmetsiz hüküm bilgisi de o kadar yanlıştır. Ahkâm kesen fetvalara değil, hikmetli öğütlere ihtiyacımız var. Zira fetva kazai değil, diyanidir. Akıl ve felsefe olmadan hikmet olmaz. Hikmetsiz konuşanların akıl ve felsefe düşmanlığı bundandır. Gazzali der ki: “Akıl, Allah´ın nurundan bir parçadır.” Yine der ki “akıl içten gelen bir vahiy, vahiy dıştan gelen bir akıldır.” Akıl vahiy dengesini kurmak için İslam medeniyeti bir kütüphane dolusu kitabı miras bırakmıştır. Bu mirastan mahrum olanlar “aklı kenara koymadan cennet olmaz.” dediler. Oysa Kur´an bunun tersini söylüyor. İnsanlar ateşe doğru giderken “biz peygamberi dinleseydik ve aklımızı kullansaydık cehennem ehlinden olmazdık.” diyeceklerdir.

dinihaberler.com

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...