Abdullah Sevim: 28 Şubat Post-Modern Darbesi Ve Zihinde Kalanlar…

Eğitim Bir Sen Karlıova Şube Başkanı Abdullah SEVİM, 28 Şubat’ın yıldönümü dolayısı ile gazetemize bazı açıklamalarda bulundu.

Abdullah Sevim: 28 Şubat Post-Modern Darbesi Ve Zihinde Kalanlar…
Abdullah Sevim: 28 Şubat Post-Modern Darbesi Ve Zihinde Kalanlar… Zehra

Kadınlarımızın başörtülü olduğu için okullara sokulmadığı, dinini vecibelerini yerine getirmek isteyen insanların adeta kamudan silindiği, toplumsal düzeni korku mantığına indirgeyen kararların resmiyete döküldüğü günün adıdır 28 Şubat.

Türkiye’mizin en kara günlerinden olan 28 Şubat kararları ve sonrasında yaşanan olaylar hala içimizi yaralamaktadır. Lakin yaşananlar bilinmeli, neler yaşandığını tahlil edilmelidir. Bugünlerin tekrar yaşanmaması için mücadelemizle, iyilik yolunda gayretimizle, bu kararları tarihin karanlık sayfalarına bir daha dönmemek üzere gömmeliyiz. Peki ne yaşanmıştı o günlerde?

24 Aralık 1995’ te Rahmetli Necmettin Erbakan Hocamızın başkanlığında Refah Partisi seçimlerden %21.38 ile 1. Parti olarak çıkmış. Bütün baskılara rağmen Refahyol Hükümeti kurulmuştu.

Dünya konjonktüründe önemli bir adım olarak 24 Ekim 1996’da 8 İslam Ülkesinin oluşturduğu D8’in Çırağan Sarayında temelleri atılmıştı.

28 Aralık 1996’da ise Fadime Şahin olayı ile Müslümanların alnına kara leke sürülmeye çalışıldı ve bu olayla figuran olarak kullanıldı.

11 Ocak 1997’de ise Erbakan hocamızın gayretleriyle, bütün tepkilere rağmen, üniversitelerde başörtüsü serbestisi Bakanlar Kurulu Kararıyla kabul edildi.

3 Şubat 1997 DGM Sincan Belediye Başkanlığınca düzenlenen İsrail karşıtı Kudüs gecesi ile ilgili soruşturma başlattı. Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız  toplam 4 yıl 7 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı.  Gazeteci-yazar Nurettin Şirin ise 17 yıl 6 ay ağır hapis cezası aldı.

4 Şubat sabahı Ankara Sincan halk güne tank sesleriyle uyandı.

28 Şubat 1997 de Demirel başkanlığında yapılan, 9 saat süren, MGK toplantısında Atatürk ilke ve inkılaplarının ödünsüz uygulanması, Kur’an okumak öğretmek, mesajını açıklamak dahil İrtica kapsamında değerlendirileceği, İmam-hatiplerin meslek lisesine çevrileceği, eşi annesi başörtülü olduğu için atılan askerlerin başka kurumlarda işe alınmaması kararları alındı. Güya Atatürkten daha Atatürkçü güruh, Atatürkün annesi başörtülü olmasına rağmen başörtüsünü çağdışılık olarak gördü. Aslında bu kendi zulümlerine bir kılıftı, onlarda bunun gayet farkındaydı.

2 Mart 1997’de Erbakan MGK kararlarını  imzalamadı.

3 Mart 1997’de bugün Erbakan hocaya methiyeler dizen partiler, Erbakan destek vermeleri için ziyaret etmesine rağmen sus pus oldular.

Ve Erbakan Hoca o gün “Hükümet TBMM’de kurulur, MGK’da kurulmaz” sözünü tarihe not olarak düşmüştür.

7 Mart 1997’ de Demirel MGK kararlarını uygulamayanların sorumlu olacağı tehdidinde bulunmuştur.

31 Mart 1997’de Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam 8 yıllık zorunlu eğitim ile İmam-hatiplerin ortaokul kısımlarının kapatılacağını açıklamıştır.

10 Nisan 1997’de post-modern darbe sonucu “İrticayla mücadele eylem planı” çerçevesinde darbeci Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuştur.

22 Mayıs 1997’de darbe yanlısı Vural Savaş Refah Partisinin kapanması için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

11 Haziran 1997’de Çevik Bir Kurmayından dönemin Hakim ve Savcılarına askeri brifing verildi, o zaman adaletin temeli Mahkemelere baskı yoktu tabi, tam bağımsızlık çatısı altında brifingler verildi!!!

12 Haziran 1997’de Çevik Bir Kurmayından Basına askeri brifing verildi, o zaman özgürlüğün tarafsızlığın  simgesi olan Basına baskı yoktu, tam tarafsızlık çatısı altında brifingler verildi!!!

16 Ocak 1998'de kapatılan Refah Partisinin yerine Fazilet Parti'si kurulmuş 1999'daki seçimlerde tam 111 milletvekili çıkarmıştı. Bu vekiller arasında en dikkat çekeni ise başörtülü bayan Merve Kavakçı'ydı. Başörtülü olan Merve Kavakçı'nın vekil seçilmesi ilk günden olay olmuş, Mecliste başörtüsüyle yemin edip etmeyeceği tartışmaları başlamıştı. Meclis geçici başkanı Septioğlu'na ise Atatürk'ün kıyafet kararnamesi gösteriliyor ve Merve Kavakçı'nın başörtüsüyle Genel Kurula giremeyeceği, yemin edemeyeceği hatırlatılıyordu. İstanbul’dan halkın oylarıyla seçilen Merve Kavakçı 2 Mayıs Pazartesi günü YSK’dan mazbatasını aldıktan sonra Meclisin açılış oturumuna katılmak için Genel Kurul Salonuna geldi. Merve Kavakçı'nın başörtüsüyle meclis Genel Kuruluna girmesi üzerine DSP milletvekilleri sıralara vurarak ve yuhalayarak protestolara başladılar. Meclisteki protestolardan en bariz akılda kalanı ise DSP G.Başkanı Bülent Ecevit’in Meclis kürsüsüne gelerek sarf ettiği şu cümleler oldu: "Burası hiç kimsenin özel yaşam mekanı değildir. Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar devletin kurallarına uymak zorundadırlar. Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!" Yeryüzünü yaratan ve imar eden Allah’ın emrine mualif olarak dünyadan ayrılanlar kim olursa olsun bu zulümlerinin bedelin Rahman’ a vereceklerdir.

Genel olarak konuşulan 28 Şubat süreci, aslında finansal ve ekonomik yönden de ülkemize bir darbeydi. Türkiye'yi büyük ölçüde etkileyen darbenin rakamsal boyutları bugün bile netleşmiş değil…

16 Ocak 1998’de Laiklik karşıtı olduğu gerekçesiyle Refah Partisi kapatıldı.

16 Nisan 1998’de asker sevici Fetullah Gülen namıdeğer Fetö, Kanal D ye konuk olarak darbeyi övdü.

21 Nisan 1998’de Sayın Recep Tayyip Erdoğan Diyarbakır DGM’since şiir okuduğu için 10 ay hapse mahkum edildi.

31 Mayıs 1998’de ABD’de etkin yahudi lobisi JİNSA Refahyol Hükümetini kendilerinin düşürdüğünü açıkladı.

23 Temmuz 1998’de Kuran-ı Kerim’in 12 yaşından önce öğrenilmesi Dsp-Mhp-Anap koalisyon oylarıyla yasaklandı.

Başörtülü bacılarımızın başlarına açtırmak için Ke-mal Alemdaroğlu ve CHP milletvekili N-ur Serter’in öğrencileri kayda alarak ikna çabaları için alçakça kurdukları itiraf ettikleri ikna odaları, Fetönün başörtüsü teferruattır gibi gayri İslami açıklamaları da bugünlerde kayıtlara geçen hadiselerdendi.

11 Ekim 1998’de bu zulme karşı, dünyanın en büyük sivil toplum eylemi düzenlendi. Yüzbinlerce insan el ele tutuşarak büyük bir dayanışma ve  özgürlük zinciri oluşturdu. İstanbul merkezli yapılan bu eylem bütün Türkiye'de yankı buldu. Eylemlerde gözaltına alınan birçok kişi gözaltına alındı. Hızını alamayan zulüm sahipleri camide sokakta hakkı anlatanları direnenleri tutukladılar  ve bu süreçte idamla yargılananlar dahi oldu. Kız öğrenciler gözyaşları içinde emeklerinin çalınması sonucu  giremedikleri üniversitelerin önlerinde aylarca eylem yaptılar. Öne sürdükleri zorladıkları, asıl vazifesi millete hizmet olan polis çemberinde süren bu mücadele birileri tarafından hep kırılmak istendi... Cop darbeleri ve tazyikli sularla yapılan müdahalelerde, karnındaki bebeğini düşüren genç annelerin feryadı bile dinlenmedi.

Kadınlarımızın başörtülü olduğu için okullara sokulmadığı, dinini vecibelerini yerine getirmek isteyen insanların adeta kamudan silindiği, toplumsal düzeni korku mantığına indirgeyen kararların resmiyete döküldüğü günün adıdır 28 Şubat. 21. yılını geride bırakan darbe sürecinin hafızalarda bıraktığı izler hala yüreklerde sızısını korumakta. Birkaç yaşanmış olayı zihinlerimize hatırlatmak istiyorum.

Bunlardan ilki ve sürecin en büyük mağdurlarından 3 çocuk annesi Fatma Horata ablamız, mesleğe girdikten 4 ay sonra, 28 Şubat döneminde başörtüsü sebebiyle istifa etmek zorunda kaldı. Horata, 14 yıl beklediği düzenlemenin yapılmasının ardından 2013 yılında tekrar öğretmenliğe geri döndü.

İstanbul’da 3 ay öğretmenlik yaptıktan sonra eş durumundan İnegöl’e tayini çıkan Fatma Horata, “Ticaret Meslek Lisesi'nde öğretmenliğe başlamak için geldiğimde kapılar yüzüme kapatıldı. Eşim öğretmen olduğu için beni kocamla tehdit ettiler. ‘Bak senin böyle yapman eşini zor duruma sokacak’ diye tehdit ettiler. Bunlar yüzünden istifade etmek zorunda bırakıldım.

“Benim için gerçekten büyük bir yıkımdı” diyen Horata, “Artık hayatımda öğrenciler, okul olmayacaktı. Dışarıda gezerken okul zilini duyunca ağlıyordum. Eşim öğretmen olduğu için bazı günler onu ziyarete gidiyordum. Ayrıca o dönemde toplumsal bir baskı da vardı. Resmi dairelerde bile ciddi ayrımcılığa uğruyordunuz. Bunu hissediyordunuz. Size ikinci, hatta üçüncü sınıf insan muamelesi yapıyorlar ve bunu size hissettiriyorlar. Korkunç bir dönemdi diye ekleyerek bitiriyor cümlelerini.

İkinci yaşanan acı olay Şener Çelenk abimize ait Erbakan döneminde atıldım diye başlıyor söze. Bize kışla içinde mobbing uyguladılar. 5. Ana Jet Üssünde (Merzifon) uçak elektronik teknisyeniydim. Bir uçağı tek başıma silahla donatabilirim. Özellikle IFF cihazlarına bakıyordum. Etrafınızdaki uçaklar harp uçağı mı yolcu uçağı mı, VIP mi, dost mu, düşman mı? Ben gittiğimde Merzifon'daki F-5'ler bu cihazı kullanamıyorlardı. Arızalarını tespit ettim, hepsini onardım. İncirlik'teki tatbikata 40 uçaktan 39'u fevkalade uyumlu çalıştı, sadece biri devre dışı kaldı onda da pilot cihazı açmamış. İkinci sortide %100 verim aldık. Kuvvet komutanı direkt uçağa atlayıp Adana'ya geldi, "Nasıl olur bunlar çalışabiliyor muydu yaaa?"

- İşim bu komutanım. Çalıştırırım.

- Peki senden evvelkiler bu bilgiye haiz değil miydi?

- Bilemiyorum komutanım.

Hava Kuvvetlerinden gelen Korgeneral burada mesleğin zirvesine ulaşmış arkadaşlar var ama irticaya karışanı ben bile kurtaramam. Ve baskılar başladı arabamın arka camına kurşun sıktılar. Bir an önce lojmanı terk etmemi istediler. İstanbul'da bir firmaya girdim. 6 ay SSK yatsa emekli olacağım. Firmayı sıkıştırdılar, biz attık, siz nasıl alırsınız diye.

Hanım kanserli, GATA'da yatıyor, hastaneden attılar. Oğlumun üniversite imtihanı neticeleri geldi. Askeri okullara, Polis Akademisine giremez, resmi kurumlara alınamaz. Yaa ne yaptı bu çocuk? Babası namaz kıldı da ondan... “Hakkımızda negatif rapor tutanlar üstün başarılı sayıldılar” diyerek noktalıyor.

İslam’a ve insani özgürlüklere karşı yapılan 28 Şubat post-modern darbesinin iğrenç yüzü 21. Yüzyılda da hala hafızalarda.

Zalimlerin başını çektiği vesayet odakları başörtüsüne karşı savaş başlatmış ve baskılarla insanları yıldırmayı amaçlamıştı. Başörtülü oldukları için öğrencileri okullardan atıp, laiklik adı altında yobaz, irticacı denilerek insanları kategorize ederek copladılar. 1997’de Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde hemşirelik bölüm birincisinin sırf başörtülü olduğu için törene alınmaması da o yıllarda yapılan zulmün sembolü olmuştu. Öğrencileri ikna odalarına kapattılar sırf başlarını açsınlar emre itaat etsinler diye psikolojik işkenceye tabi tuttular.“BİN YIL SÜRECEK” diyenler vardı.‘Bin yıl sürecek’ denilen 28 Şubat post-modern darbesini Allah’ın izniyle bu ümmet bitirdi. İnadına özgürlük diyen ümmet, vesayet odaklarına tokadı indirdi. Darbeci zihniyeti tarihin çöplüğüne gönderdi. Artık Türkiye eski Türkiye değil ve başörtüsü artık ne öğrencilikte ne de memurlukta hiçbir yerde bir engel değil.

Takvimlerimiz 2018’i göstermesine rağmen hapishanelerde 28 şubat davaları yüzünden tutsak bırakılan, 19 yaşında dahi sırf İslam’ı yaşadığı için hapse konulmuş şuan yaşları 40’ların 50’lerin üzerine çıkmış mağdur ağabeylerimiz var. Hükümetimizden ve yetkililerden beklentimiz bu insanlara yardım edilmesi, fetö ürünü kalıntılarla mahsun bırakılmış yüreklerin özgürlüğe kavuşturulmasıdır. 

Bugünde zorlu dönemler geçiriyoruz. Geldiğimiz noktadan memnunuz ve bazı kararların  kanunlarda hala somutlaştırılamamış olması bizi üsse de, 15 Temmuz ruhuyla meydan nöbetini bu ümmet asla bırakmayacaktır. Manevi değerlerle kuşanmış Allah rızasından başka kaygısı olmayan yüreklerle yürüyenler, biiznillah hiçbir zaman yenilmeyecektir. Bedeni toprağa düşse de iyilik ve hayır davası ilelebet baki kalacaktır.

Rabbimizden niyazımız tekrar bu acıların yaşanmaması ve Ülke olarak bütünleşerek, eski hatalarımızdan da ders çıkararak, geleceğe emin adımlarla yürümemizdir.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...