Orhan Göktaş yazdı: Suriye’de Suçlu Kim?

Dünya’nın en zengin doğal kaynakları Müslümanların yaşadığı topraklarda bulunmaktadır. Sanayisi güçlü devletler doğal olarak enerji ihtiyaçlarını daha ucuza mal edebilmek hatta o kaynaklara sahip olabilmek için Ortadaoğu dedikleri Müslüman topraklarına sahip olmak istemektedirler.

Orhan Göktaş yazdı: Suriye’de Suçlu Kim?
Orhan Göktaş yazdı: Suriye’de Suçlu Kim? Zehra

 

1.Dünya savaşından sonra çoğunluğu Osmanlı kontrolünde olan bu topraklar İngilizlerin eline geçmişti,   2. Dünya savaşı sonrası abd bu topraklara sahip olabilmek için ciddi mesai harcadı ve kontrolü İngilizlerden büyük oranda aldı. Bu kontrolü devam ettirmek ve güçlendirmek için de çeşitli projeleri sürekli uygulamaktadır.

Osmanlının dağılım sürecinde İngilizler marifetiyle Müslümanlar onlarca ülkeye bölünmüş, hilafet kaldırılmış, başında İngiliz uşakları olan ulus devletler kurulmuş, Filistin’in bir kısmında israil devleti kurulmuştu. Müslümanlar her yönden aşağılanmış, hor görülmüş, medreseleri ve diğer eğitim kurumları ya kapatılmış ya da saray mollalarına teslim edilerek etkisiz hale getirilmiş, kısacası her türlü müdahaleye ve sömürüye hazır hale getirilmişti.

ABD soğuk savaş döneminde Rusya’yı ve dinsiz kominizmi Müslümanlara tehdit olarak gösterip, onlarla müttefik oldu bu sayede Müslüman ülkelerde çok rahat gizli ve açık örgütlenip onlara müdahale edebilecek pozisyona geldi.

Buna Türkiye, Hindistan, İran ve Mısır gibi dünya tarihine yön vermiş toplumlar da dahil edilmişti. Artık Müslümanlar adına söz söyleyecek ve eylem yapacak ne bir otorite ne de topluluk kalmıştı.

Zaman içinde Müslüman halklar içerisinde yeşeren “öze dönüş” hareketleri abd ve ingilterenin dolayısıyla israil’in bölgedeki güvenliğini tehdit edici boyutlara gelmiş ve bazı Müslüman devletlerde iktidarı talep edecek güce ulaşmıştı.

Mısır ve birçok Arap devletinde iktidar talep eden İhvan-ı Müslimin, Hindistan’lı Müslümanları bölerek kurdurdukları Pakistan ve Bangladeş’te Cemaat-i İslami, Cezayir’de Fıs, Türkiye’de Milli Görüş hareketi başta olmak üzere birçok halk hareketi iktidar talep etmeye başlamıştı. Bunların ortak noktası “anti siyonist”, “anti emperyalist” ve “anti abd”ci olmalarıdır.

 Bu durum abd’yi yeni hesaplara itmiştir. abd bu gelişmeler karşısında yükselen İslami dalgayı İslam karşıtı bir politika yerine “dine karşı din” politikasıyla karşılamış, “amerikancı İslam” olarak nitelendirilen “ılımlı İslam” politikası gütmeye başlamıştır.

Ancak bu devletlerin hiç birinde değil, 1979 yılında abd’nin bölgededki jandarması ve Türkiye ile birlikte en güçlü müttefiki olan İran’da İmam Hümeyni öncülüğündeki  “halk devrimi”  olmuş,  ABD ve müttefikleri hiç beklemedikleri yerden darbe almışlardı.

ABD buna karşılık İran’da meydana gelen beklenmedik devrimle şaşkına dönmüş ve bu devrimin yayılıp diğer Müslüman ülkelere sıçramasını engellemek için tedbirler düşünmüştür.

İslam devriminden kısa bir süre sonra 1979’un Temmuz ayında Saddam Hüseyin’e, 1980 Eylülünde ise Türkiye’de Kenan Evren’e darbe yaptırarak ülke yönetimlerine el koydurmuştur. Artık abd Müslüman ülkeler için birinci tehdit olarak Rusya’yı ve dinsiz kominizmi değil, “radikal İslam” veya ”irtica”yı gösteriyordu. İrtica ile mücadele Müslüman devletlerin tek hedefi haline gelecekti.

Ardından Saddam Hüseyin’i Iran’a saldırtmış ve 8 yıl süren ve bir Milyon kişinin ölümüne sebep olan, her iki ülkeyi de yerle bir eden bir savaş çıkartmıştır. Ancak İran’ı devirme hedefine ulaşamamıştır.

Yazının devamını okumak için tıklayın:

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...