Serdar Duman yazdı: Amerika İle İlişkilerin Normalleşmesi?

Türkiye ve İran da dahil tek başına hiçbir İslam ülkesinin gücü Amerika ile başa çıkacak düzeyde değildir. Ancak, İslam ülkeleri arasında oluşturulacak birlik ya da ittifaklar ciddi boyutta bu imkanın önünü açabilir.

Serdar Duman yazdı: Amerika İle İlişkilerin Normalleşmesi?
Serdar Duman yazdı: Amerika İle İlişkilerin Normalleşmesi? Zehra

Türkiye-Amerika ilişkilerinin normalleşmesi adı verilen bir yeni ve ucube durumu tartışıyoruz.

Asıl soruyu şöyle sormanın daha doğru olacağı kanaatindeyim: 1950’li yıllardan beri kendini yeryüzünün tanrısı ya da tanrılarından biri olarak ilan eden Amerika ile ilişkilerimiz ne zaman normal olabildi ki?

Amerika’ya kullukta hata yapmadığımız sürece iki ülke arasındaki ilişkiler normal seyretti. Ne zaman kullukta hata yapsak yani bu yapay tanrıyı üzsek, ilişkiler gerildi. Darbe ya da ambargo ile cezalandırarak kulluğumuzu tekrar rayına oturttular.

1990 sonrası Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılması ile başlayan süreç, Amerika’nın; tanrılık iddiasında rekabetin kalmadığına inanarak kendisini yeryüzünün yegane tanrısı olarak takdim ettiği bir döneme evrildi.

Özellikle 1979 İran İslam İnkılabı ile dünya Müslümanları yeryüzünün sahte tanrılarının reddini ve yalnız Allah’a kulluğu şiar edinen bir nebevi duruşu tekrar kuşanmaya başladılar. Amerika, “Büyük Şeytan” olarak ilan edildi.

Son 25 yıldır Amerika’nın kendisi için birinci derecede pürüz olarak gördüğü İslam coğrafyasını cezalandırdığına ve/veya yeniden formatladığına şahit oluyoruz. İslam alemi her yerde kan ve gözyaşına boğulmuş durumda…

Bugüne geldiğimizde Amerika’nın kaosu burnumuzun dibine kadar taşıdığını görüyoruz. Bir tarafta iç savaş ve bölünme sorunları ile boğuşan ve Amerikan uydusu kılınmaya çalışılan Irak ve Suriye, diğer tarafta aynı sorunlarla yüzleşme ve Amerika ile dolaylı komşu olma riski taşıyan Türkiye ve İran…

“ 1950’lerden beri Amerika ve NATO tarafından kullanılan, son dönemde de Amerikan destekli FETÖ darbe teşebbüsü ve PKK/PYD sorunu ile yüzleşen Türkiye hala nasıl oluyor da Amerika ile ilişkilerini normalleştirmeye çalışıyor?” sorusu hayati öneme haizdir.

Türkiye ekonomik ve teknolojik bağımlılığı ya da güçsüzlüğü nedeniyle bağımsız bir rota çizemiyor. Sorunların zirve yaptığı bu dönemde dahi; bir yandan Amerika’ya rest çekiliyormuş görüntüsü verilirken, diğer yandan normalleşme için “Bir adım atarsan biz sana koşarak geliriz” tarzında zillet kokan bir duruş sergileniyor.

Türkiye’nin dize getirilmesi ile ilgili Amerika’daki iki eğilimden birincisi önce siyasi ikna çabası ve olumsuzluk durumunda ekonomik yaptırımları savunurken, ikincisi doğrudan ekonomik yaptırımların devreye sokulmasını savunuyor.

Sonuç olarak ekonomik yaptırımlar Amerika’nın en önemli kozu… İran senelerdir Amerika ve müttefiklerinin ambargosu altında eziliyor. “Direniş ekonomisi” kavram, kuram ve pratik olarak İran’da akademik düzeyde tartışılıyor ve üniversitelerde ders olarak okutuluyor. İran, gerek gerçekleştirdiği teknolojik atılımlarla, gerek ekonomik direnişle, gerekse petrol ve doğalgaz zenginliği ile yaptırımları belirli ölçüde etkisizleştirmeyi başardı ise de, İran halkının refah seviyesinde bir düşüşün olduğunu da görmek durumundayız. İran’daki son gösterilerde ana tema ekonomik sorunlar idi.

Ekonomik yaptırımların Türkiye’yi İran’dan daha çok etkileyeceği açıktır. Türkiye’nin imkanlarının daha az olmasının yanında, uygulanan liberal politikalarla borçlanma eksenli kalkınma yaşayan halkımızın psikolojik olarak böyle bir sürece hazır olmadığını da itiraf etmeliyiz.

“Bu durumda ne yapmalıyız? Zillete teslim olmaktan başka çaremiz yok mu?” sorularını doğru irdelemek ve cevaplamak zorundayız.

Önemli bazı hususların altını şöyle çizebiliriz:

- Halkımızı kutuplaştıran her yaklaşımdan uzak durulmalıdır. Kutuplaşma üzerinden siyasi ikbal beklentilerine son verilmelidir. Bu ülkenin tüm yurttaşları hiçbir ayrım gözetmeksizin hak ve özgürlüklerden eşit bir şekilde yararlanmalıdır. Halkımızın bütünlüğü izzete giden yolun teminatıdır.

- Liberal değerler sistemi toplumumuzu tüketim ve eğlence toplumuna dönüştürdü. Çıkar ve haz, ana değerler olarak önümüze sürüldü. Dürüstlük, adillik, eminlik gibi temel erdemler anlamını yitirdi. Paylaşma ve dayanışma ruhu yerini rekabete bıraktı.

Değerler sistemimizi acilen dönüştürmeliyiz. İslami değerler sistemini yerleştirerek bir ahlak toplumu hedeflemeliyiz. Mananın maddenin önüne geçtiği bir toplumun emperyalizme malzeme olma ihtimali yoktur.

- Türkiye ekonomisi tüketim, hizmet, inşaat ve finans sektörleri üzerinden büyümektedir. Bu büyüme sanaldır ve gayri adildir. Üretime, özellikle de yüksek katma değerli ileri teknoloji ürünleri üretimine ağırlık veren ve adil bir paylaşım temeline oturan ekonomik düzene ihtiyaç duyuyoruz. Türkiye’nin ileri teknoloji üretimine giden yolu kadro ve sermaye olarak açma mecburiyeti vardır.

-Türkiye ve İran da dahil tek başına hiçbir İslam ülkesinin gücü Amerika ile başa çıkacak düzeyde değildir. Ancak, İslam ülkeleri arasında oluşturulacak birlik ya da ittifaklar ciddi boyutta bu imkanın önünü açabilir. Irak Kürdistanı’nda Amerika icazetli bağımsızlık girişiminin Türkiye, İran ve Irak ittifakı ile engellenmesi önemli bir örnektir.

Türkiye, İran ve Pakistan; hem Amerika’ya karşı konumları, hem de coğrafyamızın büyük devletleri olmaları nedeniyle bu ittifaka öncülük yapabilirler. Kurulacak İslam birliğinin başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyadaki dengeleri değiştirme potansiyeli vardır. Bu birlik tüm mazlum halklara direniş öncülüğü yapmaya da adaydır.

İslam birliğinin önündeki en önemli engel ülkelerin ulus devlet refleksleri ve yanlış tarihsel okumalarıdır.

Türkiye ve İran; tarihi ve ilahi bir misyonu yüklenerek İslam birliğine giden yolun öncülüğüne soyunacaklarına, gerek tarihsel rekabetlerini yanlış okumaları, gerekse Suriye’deki pozisyonları nedeniyle bunalımlı bir ittifak ilişkisi sürdürmektedir.

Afrin operasyonu iki ülke arasındaki güven bunalımının açık göstergesi olmuştur. İran; Suriye’nin toprak bütünlüğü için Esad yönetimindeki Suriye Ordusu’nun önünün açılmasını ve Türkiye dahil diğer güçlerin sahaya direkt müdahalesinin yanlış olacağını öngören bir tezi savunuyor. İran, Amerika’nın devre dışı bırakıldığı bir Suriye rejimi-PYD uzlaşısının çözüm olacağını düşünüyor.

Türkiye ise; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasında İran ile hemfikir olmakla beraber, Suriye muhalefetini güçlendirmek ve PYD ile hesaplaşmak gibi iki hedefe kilitlenmiş durumda…

İran açısından hem Suriye hem de bölgede ana sorun Amerika ve İsrail iken, Türkiye açısından ana sorun PYD/PKK’dır.

İran, Suriye’de ve bölgede Amerika ve İsrail ile hesaplaşılmadan huzurun gelmeyeceğine inanırken; Türkiye, PYD/PKK sorununun aşılması doğrultusunda pozisyon alması durumunda Amerika ile stratejik ortaklık ilişkisinin devam edeceğinin sinyalini vermektedir.

Bu çelişki yumağı, Türkiye ve İran arasındaki güvenin tam anlamıyla tesis edilmesini engellemektedir.

İran ve Türkiye birbirlerinin hassasiyetleri konusunda özel gayret göstererek aralarındaki güveni daha ciddi bir boyuta taşıyabilir.

Özellikle de bölgemizin en can alıcı sorunu olan Kürt sorununun Amerika’ya rağmen çözülmesi, Amerika’nın bu sorunu malzeme yapamaz hale gelmesi durumunda, Türkiye-İran ittifakının çok daha anlamlı ve etkili olacağı açıktır.

İslam coğrafyasında akl-ı selimin ön plana çıkarak İslam birliğine giden yolun açıldığı, başta Amerika olmak üzere yeryüzü tanrılığına soyunan tüm güçlerin engellendiği bir sürecin başlaması, ümmetin ve tüm dünya mazlumlarının en acil ve en önemli beklentisidir.

İslamianaliz

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...