Abdullah Sevim yazdı: Beddua eden bir Annenin Feryadı…

“Kendinize, malınıza ve çoluk çocuğunuza beddua etmeyin! Duaların kabul olduğu bir saate rastlar da bedduanız kabul olur.”

Abdullah Sevim yazdı: Beddua eden bir Annenin Feryadı…
Abdullah Sevim yazdı: Beddua eden bir Annenin Feryadı… Zehra

Ahmet 3.sınıfta okuyan, başarılı ve zeki bir çocuktu. Lakin biraz yaramazdı. Yine yaramazlıkta zirve yaptığı bir gündü. Okul bahçesi alabildiğine geniş öğrencilerin top oynamasına oldukça müsaitti. Çocuklar o günde öğle arası dersler başlamadan  önce  ikişer taşla kale kurup maça başlamışlardı. Onlar için bulunmaz bir oyundu ancak kimi zaman aralarında anlaşamadıkları durumlarda olmuyor değildi. Tahir topa vuracakken yanlışlıkla arkadaşı Ahmet’in ayağına vurmuştu. Ahmet ayağına gelen darbenin de acısıyla Tahir’in yakasından tuttu. Arkadaşları dur yapma demeye kalmadan Tahir’i itekleyerek yere düşürdü. Kafası betona değen Tahir oracıkta kafası yarılmış ve bayılmıştı. Ahmet ne yapacağını bilemedi bunu beklemiyordu lakin olan olmuştu. Ahmet aslında Tahir’i çok severdi ve kendine içten içe kızmaya başladı.

Arkadaşları ne yaptın Ahmet diye söylenirken Ahmet bir şişe su aldı Tahir’in yüzünü ve saçlarını suyla sıvazladı    

Çocuklardı hata yapa yapa büyüyorlardı. Bazen yanlışlarını kendileri fark ediyor, bazen de büyükleri anlatınca hatalarının farkına varıyorlardı.

Uzun boylu takım elbisesi güzel giyinişiyle ve  beyefendi kişiliğiyle okulunda Müdür yardımcısı olarak görev yapan Tarık Bey çocukları görünce hemen yanlarına koştu. Ahmet’i görünce ne oldu yavrum dedi. Ahmet mahçuptu ve konuşamıyordu. Arkadaşları durumu anlatınca, tamam hadi açılın bir bakayım. O esnada Tahir gözlerini açmıştı. Kolonya getirmişler sürünce biraz daha ferahlamıştı. Tarık Bey Maşallah iyisin oğlum hadi kalk bakalım korkuttun bizi, gidip elini yüzünü lavaboda bir yıkayalım. Tahir korkmuştu küçük elleriyle öğretmenine sarıldı. Öğretmeni ona sarılıp elinden tutarak  lavaboya getirmiş, yüzünü gözünü yıkayınca odasına götürmüştü. Tarık Bey:

“Yakışıklı oğlum bak burada oturmak herkese nasip olmaz diye espiri yapıp kantinden bir çikolata birde çay istedi talebesine. Tahir iyice kendine gelmişti. Tarık Bey bunu fark edince Ahmet’i de yanlarına çağırttırdı. Ahmet kapıya gelince, içinden böyle bir şeyi nasıl yaparsın sana hiç yakıştı mı? İnsan bir top için arkadışına böyle davranır mı? Ya daha kötü bir şey olsaydı? Şimdi Tarık öğretmene ne cevap vereceksin? Bu sorularla çekine çekine kapıyı çaldı.

Öğretmeninin buyur sesiyle usulca içeriye girdi. Tarık Bey Ahmet’i çok seviyordu. Öğrencilerini evlatları gibi önemsiyordu.

  • Gel bakalım Ahmedim ne oldu da bugün anlaşamadınız? Tahir araya girdi.
  • Öğretmenim benim hatamdı arkadaşımın ayağına çok sert vurdum. Hem o bana çok iyi davrandı. Ben ayılana kadar sesini duyuyordum kardeşim Tahir uyan diyordu. Tarık Bey:
  • Tamam oğlum bende olayı anlamak istiyordum mesele anlaşıldı. Lakin her ne olursa olsun böyle bir hareket bize yakışmaz değil mi Ahmet? Ahmet yüzünü önüne eğdi.

Gerekli öğütleri verdikten sonra Tarık Bey onları sınıfa gönderdi. Ahmet sınıfa çıkarken Tahir’e sarıldı ve:

  • Özür dilerim arkadaşım, dedi. Tahir:
  • Sen iyi bir arkadaşımsın bende senin ayağına vurdum istemeden bende özür dilerim deyip birbirlerine tekrar sarıldıktan sonra kapıyı çalarak sınıfa girdiler.

Tarık Bey her şeyi velilere iletmiyordu ilettiği zamanda çocuklara söylemeden fark ettirmeden velilerin tedbir almasını istiyordu. Tarık Bey saate bakarak teneffüs olmadan Ahmet’in annesini arayarak okula gelmesini istedi. Çünkü sorun olduğu zaman çocukların velilerini görmemesini istiyor. Öğrencilerinin psikolojilerini önemsiyordu.

Anne Elif Hanım Müdür yardımcısı kendisini arayınca telaşlandı, Tarık Bey’e:

  • Yine ne yaptı o Ahmet, kusura bakmayın hocam evde arsız okulda arsız. Tarık Bey:
  • Sakin olun Hanımefendi sadece okula uğramanızı istiyoruz. Anne Elif Hanım:
  • Tabi hemen geliyorum.

Elif Hanım okula girince ilk önce hemen sınıfa çıktı. Öğretmeninden izin isteyip Ahmet’i çağırdı çıkar çıkmazda kulaklarına yapışıp.

  • Sen nasıl bir çocuksun yeter artık senden çektiğim, Allah senin belanı versin. Annesi hiç susmuyordu Ahmet’in gözleri dolmuş boynunu bükmüştü. O daha bir çocuktu kendini anlayacak bir anne bekliyordu, anlatınca kedine çeki düzen vereceği bir anne… Annesi kızarak tekrar onu sınıfa gönderdi ve aşağı indi. Sınıf öğretmeni onu o halde görünce son ders olduğu için son yazdıracaklarını yazdırıp aşağı Tarık Bey’in yanına inmeyi düşündü.

Elif Hanım kapıyı aralıklı görünce direk Tarık Bey’in odasına girdi. Tarık Bey ayağa kalkıp buyur etti. Elif Hanım:

  • Yine ne yaptı bizim haylaz hocam, dedi.
  • Ortada çok önemli bir durum yok. Benim size anlatmak istediğim: Ahmet gerçekten çok başarılı ve zeki bir öğrenci acaba neden bazen böyle yapıyor anlamak istedim. Ama görüyorum ki siz Ahmet’in üzerine fazla gidiyorsunuz gibi. Derken Elif Hanım daha konuşamadan telaşla sınıf öğretmeni Zeliha Hanım içeri girdi ve:
  • Tarık bey Annesi tekrar sınıfa bıraktıktan sonra  Ahmet’e lavaboya gitmesi için izin verdim ama pencereden baktığımda koşarak dışarıya gittiğini gördüm.
  • Ne dediniz Elif Hanım siz sınıfa mı gittiniz?
  • Evet biraz ona haddini bildirdim. Tarık Bey kızmasına rağmen bir şey demeden dışarı koştu. Çünkü Ahmet küçüktü ve bu moral bozukluğu ile evine gitmek istediğinde yolda başına bir şey gelmesinden korktu. Anne Elif Hanım Tarık Bey’in peşinden gitti.

Ahmet yoldan karşıdan karşıya soluna baktı lakin sağına bakmamıştı. Tır şoförü kornaya bastı frene bastı ama nafile hey hat. Bir anda karşısına çıkan çocuğa çarptı. Gözleri kan çanağı olmuş şoka girmiş şekilde aşağı indi.

  • Hey küçük sen nasıl bir anda yola çıktın yavrum haydi kalk. Derken Tarık Bey karşıda bir çocuğun tırın önünde yattığını gördü. Ahmet’in çantasını görünce içini acılar içinde buldu yüreği yanıyordu. Ve Anne Elif Hanım çığlık atarak çocuğuna koştu. O güzel başını kucağına aldı.

-Yavrum Ahmedim. Ben ne ettim. Ahmet gözlerini araladı ve:

-Anne sınıf öğretmenim din kültürü dersinde Peygamberimizin Kendinize, malınıza ve çoluk çocuğunuza beddua etmeyin! Duaların kabul olduğu bir saate rastlar da bedduanız kabul olur.” buyurduğunu anlatmış ve  demişti ki Anne Babanızın bedduasını almayın, onlara da söyleyin sizi hep sevsinler, hata yapsanız da size sakın beddua etmesinler. Oracıkta Ahmet’in gözleri kapandı.

-Anne Elif Hanım feryat ediyordu. Bu durum çevrede toplananları göz yaşlarına boğmuştu. Kim isterdi ki böyle bir şeyi ama olan olmuştu. 9 yaşlarında bir evlat yitirilmişti.

Evet  değerli okurum, hayat devam ediyor. Kıssadan hisse çıkararak evlatlarımızın bizim cennet biletimiz, dünyalık hazinemiz olduğunu unutmamalıyız.

Rabbim bizlere evlatlarımıza güzel davranmayı ve hatalarımızdan ders çıkararak, hayırlı nesiller yetiştirmeyi nasip etsin.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...