Türkiye'nin Suriye'de yeniden; ABD- Batı blokuna dönmek istediği iddia edildi....

Fatih Yaşlı’ya göre Suriyeli milislerinin Afrin’e girişi, Şam’ın Türkiye’yi YPG’den daha büyük tehdit görmesinden. Rusya ve İran da AK Parti’nin ABD’yle ‘eski aşkını canlandırma’ arzusunun farkında.

Türkiye'nin Suriye'de yeniden; ABD- Batı blokuna dönmek istediği iddia edildi....
Türkiye'nin Suriye'de yeniden; ABD- Batı blokuna dönmek istediği iddia edildi.... Zehra

Ceyda Karan Sputnik'te Fatih Yaşlı ile görüşmesini değerlendirdi.

Suriye ordusuna bağlı milis güçlerin Afrin bölgesine, Türkiye’nin topçu ateşine rağmen giriş yapması, Suriye’nin kuzeyindeki denklemi daha da karmaşıklaştırdı. Şam ile YPG arasındaki uzlaşma Türkiye’nin ABD ile diplomatik temaslarının yoğunlaşmsının ardından geldi. Peki bu uzlaşma sahada aktörler açısından hangi anlamlara geliyor ve neleri değiştirebilir?

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Birgün Gazetesi yazarı Fatih Yaşlı ile konuştuk.

‘AFRİN OPERASYONU ABD’YE RAĞMEN GERÇEKLEŞMEDİ’

Fatih Yaşlı, ABD ile Türkiye arasında son zamanlarda yoğunlaşan diplomatik temaslara dikkat çekerken, Afrin operasyonun Washington’a rağmen gerçekleşmediğini, aksine yeni pazarlık düzleminde buluşmak için yapıldığı görüşünü anımsattı. Yaşlı, operasyonla ilgili Suriye hükümeti ve İran’ın değerlendirmelerine atıf yaparak, gelişmelerin Şam’ın YPG ile uzlaşmasını beraberinde getirdiğini vurguladı:

“Bundan yaklaşık bir ay önce yani Afrin harekatının başlamasından üç gün sonra yaptığımız radyo programında bir tablo ortaya çıkarmaya çalışmıştık. O tabloda ben üç ya da dört başlık çıkarmıştım. Bu başlıklardan birincisi Afrin operasyonu ABD’ye rağmen ABD ile savaş adına yapılmış bir operasyon olmadığı, bilakis AKP, Suriye’de elini tekrar güçlendirmek ve bunun üzerinden ABD ile yeni bir pazarlık düzleminde buluşmak istemesi olduğunu söylemiştik. İkinci başlık ise Suriye devleti muhtemelen AKP’nin Suriye’ye yönelik müdahalesi kendi toprak bütünlüğüne yönelik bir müdahale olarak algılayacak olduğuydu. Dolayısıyla Şam ile Ankara arasında iş birliğinden söz etmek mümkün değil, önümüzdeki süreçte YPG ile Şam arasında bir anlaşma görebiliriz demiştik. Üçüncüsü de İran en başta Afrin operasyonuna destek veriyormuş gibi görünüyordu. Çünkü İran ile özellikle Irak’ın Kürdistanı'ndaki referandum sürecinden beri bir yakınlaşma vardı. Ama yine aynı konuşmada İran’ın eninde sonunda AKP’nin ABD ve İsrail ile yeni bir düzlemde bulaşabileceğinin ve ayrıca Suriye’ye yönelik yeni Osmanlıcı, mezhepçi ve emperyal fantezilerinden vazgeçilmediğinin farkında olduğu dolayısıyla İran’ın da aslında Afrin operasyonuna karşı çıkacağını söylemiştik. Aradan geçen bir aya baktığımızda. Tüm bu iddiaların hayat tarafından doğrulandığı görüyoruz. Ne oldu? ABD ile görüşmeler yapıldı. Mattis ile görüşüldü, McMaster ve Tillerson Türkiye’ye geldi. Tillerson ile görüşme çok önemli. Çünkü üç buçuk saatlik uzun ve bütün devlet teamüllerini bir kenara bırakıp, tercümansız ve kayıt tutulmaksızın sadece Tillerson ile Erdoğan’ın ve Çavuşoğlu’nun tercüman olduğu bir gizli görüşme ile karşı karşıyayız. O görüşmede ne tür pazarlıklar yapıldığını bilmiyoruz.”

‘ŞAM’IN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNE TEHDİT OLARAK YPG’Yİ DEĞİL TÜRKİYE’NİN GİRİŞİMLERİNİ GÖRMESİ ŞAŞIRTICI DEĞİL’

Şam’ın YPG ile AKP kıyaslandığında AKP’yi Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik daha büyük bir tehdit olarak belirlediğini söyleyen Yaşlı, bu durumun şaşırtıcı olmadığını, Tillerson ile görüşmeden sonra Rusya’nın ve İran’ın da AKP’nin yönünü ABD’ye çevirdiğini fark ettiğini belirtti:

“İkincisi bu hafta başında doğrulandığı üzere Suriye devleti YPG ile AKP’yi kıyasladığında AKP’nin kendisine yönelik, toprak bütünlüğüne yönelik daha büyük bir tehdit olduğunu, TSK’nın Suriye’ye girmesinin kendisi açısından toprak bütünlüğüne daha büyük zarar verici bir gelişme olduğunu tespit etti. Çünkü baktı ki bir yanda El Bab var, öte yanda da İdlib’de gözlem noktaları kuruluyor. Eğer Afrin operasyonu sonuçlanırsa da Fırat’ın batısı denilen tarafta Suriye’nin kuzeyinde ciddi bir TSK ve Türkiye egemenliği ortaya çıkmış olacak. Bu da AKP’nin yeni Osmanlıcı tezleri açısından son derece önemli. Bu durumu Şam’ın tehdit olarak tespit ettiğini görebiliriz. Dolayısıyla Afrin için yapılan bu anlaşma bizi şaşırtmadı. Bir yandan AKP’nin ABD’ye ‘gel Suriye’de tekrar birlikte çalışalım’ demesi öte yandan Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerde Suriye’nin kendi toprak bütünlüğüne tehdit olarak YPG’yi değil Türkiye’nin girişimlerini görmesi de şaşırtıcı değildi. Öte yandan Rusya’nın muhtemelen Tillerson ile yapılan görüşmeden sonra Türkiye’nin, AKP’nin yönünü bir kere daha ABD eksenine doğru kaydırma çabasını fark etmesi ve öte yandan ise İran’ın yine bir benzer şekilde ABD ve İsrail ile AKP’nin belli bir düzlemde buluşabileceğini ve öncelikli tehdit olarak ABD tarafından kendisinin görüldüğünü bilmesi, içinde bulunduğumuz manzarayı ortaya çıkartmış gibi görünüyor.”

‘AK PARTİ’NİN ABD İLE PAZARLIĞINDA SURİYE SADECE KALDIRAÇ’

Yaşlı, AKP’nin ABD nezdinde uzunca bir süredir kaybetmiş olduğu meşruiyeti yeniden tesis etme çabası içinde olduğunu ve tekrardan Batı blokunun bir parçası olan devlet görünümüne kavuşmak istediğini belirtti:

“Öncelikle şunu söylemek lazım sanıyorum ki AKP’nin ABD ile yaptığı pazarlıkta Suriye sadece bir kaldıraç-manivela olarak görülüyor. Bence esas mesele şu: AKP, ABD nezdinde uzunca bir süredir yitirmiş olduğu meşruiyeti yeniden tesis etme çabası içerisinde ve tekrar uluslararası arenada meşru ve Batı blokunun bir parçası olan devlet görünümüne tekrar kavuşmak istiyor. Dolayısıyla ben Suriye üzerine yapılan pazarlığın AKP’nin kendi ömrünü uzatma ve ABD nezdinde partnerliğini devam ettirip ettirmeme tartışmasıyla ilişkili olduğunu düşünüyorum birinci olarak. Dolayısıyla ABD, Suriye siyasetiyle Türkiye siyasetini ve Kürtleri masaya oturttuğunda bence bir yandan buna da bakıyor. AKP ile ilişkiler sadece Suriye içerisinden değil Türkiye’yi yöneten bir parti olarak AKP ve Tayyip Erdoğan ile ilişkilerin nasıl sürdüreceği açısından da önemli. Dolayısıyla Suriye’de verilen yanıt, burada yapılacak pazarlıkla ABD’nin AKP’ye ve Erdoğan’a bakışının belirleneceğini görmek lazım.”

‘ABD, AFRİN’DEKİ GELİŞMELERDEN KISA VADELİ ÇIKARLARI ADINA MEMNUN’

Yaşlı, ABD’nin kısa vadeli çıkarları açısından Suriye ordusu ve ona bağlı milislerin Afrin’e girmesinden dolayı memnun olduğunu söylerken, AKP’nin uzun bir süredir söylemlerinde Fırat’ın doğusundan daha az bahseder hale gelmesine dikkati çekti: “Bunun dışında anlaşılan o ki aslında ABD şöyle bir plan içerisinde: Fırat’ın bir yakasını Türkiye’nin kontrol ettiğini bir yakasını da YPG güçlerinin kontrol ettiği bir çözüm kendileri açısından en ideal çözümmüş gibi gözüküyor. Bunu hayata geçirip geçiremeyecekleri ayrı bir mesele. Fakat şu an itibariyle gidişat bu. Dikkat edersek zaten Türkiye de yani AKP de uzun bir süredir söylemlerinde Menbiç’ten bahsetmekle birlikte örneğin Deyr ez Zor ile ilgili ya da Fırat’ın doğu kesimiyle ilgili ciddi bir itirazı dile getirmiyor. Muhtemelen öncelik şu an için Fırat’ın batısıyla ilgili. Eğer biz Afrin’i alırsak sonrasında da Menbiç’ten YPG’nin çekilmesini garanti altına alabilirsek Deyr ez Zor meselesini de İran ve Suriye düşünsün deniliyor olabilir. Öncelikli hedefleri Fırat’ın batısındaki Kürt bölgelerini etkisiz hale getirmek. Bu açıdan bakıldığında ben bir yandan ABD’nin zaman kazanmaya çalıştığını da düşünüyorum. Nasıl yapıyor bunu? Afrin meselesi ne kadar AKP açısından bir bataklığa dönüşürse muhtemelen Menbiç’e yönelik müdahale de o kadar gecikecek. Dolayısıyla da sahada şartlar dengeler ve ittifaklar sürekli değiştiği için örneğin şu an ABD’nin Suriye ordusunun ve onun yanlısı milislerin Afrin’e girmesinden kısa vadede çok da şikayetçi olmadığını varsayabiliriz. Çünkü oraya doğru bir askeri yönelim söz konusu oldukça Türkiye ve AKP’nin işi gittikçe zorlaşacak ve bu Afrin meselesi devam ettikçe Menbiç meselesinin uzaması anlamına gelecek. Bu açıdan ABD de şu an Afrin’de olan bitenden en azından kısa vadeli çıkarları adına memnun görünüyor.”

‘ABD DAVALAR ÜZERİNDEN DE AK PARTİ’Yİ HİZAYA GETİRMEYE ÇALIŞIYOR’

Suriye üzerinden yürütülen pazarlığı, ABD-Türkiye ilişkilerinden ayrı tutmamak gerektiğine de dikkat çeken Yaşlı, Zarrab davası ve ileride açılabilecek olası davalar ile ABD’nin AKP’yi hizaya getirmeye çalıştığını söyledi:

Bunun dışında önümüzdeki günlerde birincisi Zarrab davası ile ilgili nasıl bir ceza çıkacağı ve yeni davaların açılıp açılmayanı göreceğiz. Ben bu açıdan ABD’nin bu davalar üzerinden Türkiye’yi, AKP’yi hizaya getirme operasyonunun devam ettiğini düşünüyorum. Bunun yanı sıra AKP’nin de kendi Suriye siyasetini ve genel olarak ABD ile ilişkilerini bu davanın sonuçlarını kendisi açısından olabildiğince hafif bir şekilde atlatma üzerine kurduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde ABD- Türkiye ilişkilerinde belirleyici olacak noktalardan birisi de Zarrab davası.”

‘TÜRKİYE’NİN RUSYA VE İRAN’A GİTMEYE GÖNLÜ YOK, ESKİ ‘AŞKI’ ABD’Yİ KISKANDIRIYOR'

Diğer yandan uluslararası ilişkilerde ekonomi-politik bakış açısının önemine vurgu yapan Yaşlı, Türkiye sermaye sınıfının Batı’ya olan bağımlılığına vurgu yaptı. “Türkiye’nin de zaten Rusya ve İran’a gitmeye gönlü yok. Bunu eski ‘aşkı’ ABD’yi kıskandırmak için yapıyordu” diyen Yaşlı, Washington’ın AKP’y büyük tavizler vermeden verili sorunları çözm çabalarını şöyle izah etti: “Daha önceki konuşmalarımızda aynı zamanda benim gazetedeki yazılarımda söylediğim bir şey var: Uluslararası ilişkilere bakarken sadece jeopolitik bakış açısı yetmez hatta sadece bu bakış açısı bizi zaman zaman yanılgılara sürükleyebilir. Önemli olan ekonomi-politik açısından bakmak. Türkiye sermaye sınıfının Batı’ya olan bağımlılığı, Türkiye kapitalizminin uluslararası sistem içerisindeki yeri ve siyasal İslam’ın varoluşsal olarak kapitalizm ve emperyalizm ile olan bağlantısı Türkiye’yi yöneten kadroların planlı programlı bir şekilde Avrasya cenahına yöneldiği, Atlantik ekseninden koptuğu ‘millici’ ya da anti-emperyalist bir duruş sergilediği yönündeki büyün tezleri çürütüyor. Ben her zaman önemli olan sermaye sınıfının Türkiye’ye çizdiği rotadır ve bu rota eninde sonunda Batı’yı göstermektedir diye düşünüyorum. Bu açıdan bakıldığında da bu tez bir şekilde doğrulanmış görünüyor. İslamcılar yine ABD ile buluşmak için, eski günleri yine tesis edebilmek için bir araya geldiler ve özellikle son günlerde ABD basınında çıkan yazılara baktığımızda ABD, Türkiye’yi Rusya ve İran’a bırakmayacak deniliyor. Türkiye’nin de zaten Rusya ve İran’a gitmeye gönlü yok. Bunu eski ‘aşkı’ ABD’yi kıskandırmak için yapıyordu. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında Rusya bunu zaten fark etmiştir. Ama Rusya, Türkiye sermaye sınıfının ABD’ye bağımlı olduğunu bilmekle birlikte AKP’nin kendisinin kaderini bir şekilde Rusya ve ABD arasındaki ihtilaflara oynamak üzerine kurduğunun farkında. Dolayısıyla S-400 ve Türk Akımı antlaşmalarını, Akkuyu santral inşaatını bir şekilde devam ettirip, NATO’daki krizi elinden geldiğince derinleştirmeye çalışacaktır. Bunun sonuçlarının ne olacağını göreceğiz ama ben eğer çok ekstra bir gelişme olmazsa ABD’nin tekrar Türkiye’yi Batı yörüngesine oturtmak için bir orta yol bulmaya çalışacağını düşünüyorum. Yani AKP’ye büyük tavizler vermeden, öte yandan Türkiye’nin müesses nizamını, kapitalizmle olan bağını gözeterek Türkiye’yi doğrudan Rusya’nın partneri haline getirmekten koruyacak bir çözüm bulmaya çalışacaklarını düşünüyorum.”

 

‘SURİYELİ KÜRTLERİN ABD VE RUSYA-SURİYE ÇİZGİSİNİ BİR ARADA İDARE ETMESİ İMKANSIZ HALE GELECEK’

Fatih Yaşlı, Suriyeli Kürtleri için hem ABD hem de Rusya ile çizgilerini bir arada yürütmelerinin de imkansız hale geleceğini söyleyen Yaşlı, ilişkilerin nereye evrileceğini de Afrin savaşının belirleyeceğini belirtti:

“Rusya muhtemelen tabloyu okurken işin buraya gidebileceğini de bence planları arasında öngörüyordu. Türkiye’nin Afrin’e müdahalesi, orada ABD kuvvetleri olmadığı için ancak ve ancak Suriye ordusu ve İran yanlısı milisler tarafından durdurulabileceği bence zaten Rusya’nın planları arasındaydı. Dolayısıyla Şam ile YPG arasındaki ilişkilerin yeniden tesisi açısından bunu öngörmüşlerdir. Fakat ortada ilginç bir tablo var. Afrin’de Rusya-Suriye-İran hattıyla iş birliği yapan YPG var ama aynı zamanda Fırat’ın doğusunda Deyr Ez Zor bölgesinde ABD ile birlikte Suriye’nin yeraltı zenginliklerinin bulunduğu coğrafyayı kontrol etmeye çalışan bir YPG var. Önümüzdeki dönemde bu denge ne kadar sürdürülür bilemeyiz. Ama dün ABD Dışişleri Sözcüsü ‘Fırat’ın doğusundan Afrin’e geçişler olduğunu biliyoruz’ dedi. Bu ABD açısından çok arzu edilir bir durum değil. Ama öte yandan dün Afrin’de bir miting yapıldı. Orada Öcalan posteriyle Esad posteri yan yana açıldı. Ama bu Şam ile YPG arasındaki ilişkilerin bir anda düzeldiği anlamına gelmiyor. Ya da bir takım noktaların, Tel Rıfat’ın Suriye ordusuna bırakılması da bütün ilişkilerin düzeldiği anlamına gelmiyor. Benim görebildiğim kadarıyla bu ilişkilerin nereye evirileceğini yine Afrin’deki savaş belirleyecek. Afrin’deki savaşa ABD’nin Rusya’nın İran’ın ve hatta Batı’nın —özellikle şu günlerde Doğu Guta meselesini aklımıza getirecek olursak- Suriye’de şekillenecek siyaseti aynı zamanda Suriye Kürtlerinin yönünü de tayin edecek. Şimdilik evet bir yandan ABD bir yandan Rusya-İran-Suriye çizgisini idare etmeye çalışıyorlar. Ama muhtemelen bu belli bir vadeye gelindiğinde imkânsız hale gelecek. O imkânsız hale geliş halinde nasıl bir tercih yapacaklarını o andaki güç dengeleri belirleyecek.”

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...