Fahrettin Elitaş yazdı: Bediüzzaman'ın Adalet ve Özgürlük Arayışı

Birisinin cinayetiyle başkaları, akraba ve dostları mesul olamaz. Halbuki şimdiki siyaset-i hâzırada particilik tarafdarlığı ile bir caninin yüzünden pek çok masumların zararına rıza gösteriliyor.

Fahrettin Elitaş yazdı: Bediüzzaman'ın Adalet ve Özgürlük Arayışı
Fahrettin Elitaş yazdı: Bediüzzaman'ın Adalet ve Özgürlük Arayışı Zehra

Direniş ve dirilişin vas'at yolda, İslamî bir çizgide olduğunu savunan Üstad, bütün bir yeryüzüne adalet götürebilecek, zulüm rejimlerini yıkabilecek düzeyde ilim-bilim, müçtehid-mutasavvıf, entelektüel-aydın vasıfların bütünleştiği devrimci bir kişilikti. 

İslam dünyasının ekserisinin izlediği ''çoğunluğun selameti için, azınlığın yaşam ve hukukunun payimal edildiği bir anlayışa şiddetle karşı çıkan Üstad, yaşamı boyunca Maide:32 muvacehesinde beliren adalet-i mahza anlayışına taraftar olmuştur. Zulmün alanını genişleten ve toplumsal inşikakı derinleştiren günümüzdede küresel egemenlerce dünyanın mazlum ve  mustaz'aflarına adeta bir kader gibi dayatılan çoğunluğun üstünlüğünü esas alan anlayışa yönelik Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:

“Zalim siyasetin gaddarane bir düsturu olan; “Cemaat için ferd feda edilir.” diye çok zalimane pek çok vukuatı ehvenü’ş-şer diye bir nevi adalet-i izafiye* namında hâkimiyetine bir maslâhat göstermişler. Hattâ bu asırda, o gaddar düsturun hükmüyle, bir adamın hatasıyla bir köyü mahveder. Beş-on adamın, onların siyasetine zarar vermek tevehhümüyle, binler adamı perişan eder.

İşte, eski zamanda bir derece, siyasetin bu gaddar düsturu İslâmlar içine girdiğinden...” (1)   

Bediüzzaman Hazretleri Kastamonu Lahikası eserinde yer alan bir mektubunda particilik ve mezhepçilik cereyanlarının intac ettiği tarafgirane politikalardan duyduğu rahatsızlığı ise şu cümlelerle dile getirir: 

“Bin masum çoluk çocuk, ihtiyar, hasta bulunan bir yerde, bir iki düşman askeri bulunmak bahanesiyle bombalarla onları mahvetmek; ve tabakat-ı beşer cereyanları içinde burjuvaların en dehşetli müstebitleri ve sosyalistlerin ve bolşeviklerin en müfritleri olan anarşistlerle ittifak etmek; ve binler, milyonlar masumların kanlarını heder etmek ve bütün insanlara zarar olan bu harbi idame ve sulhu reddetmektir.

İşte böyle hiçbir kanun-u adalete ve insaniyete ve hiçbir düstur-u hakikate ve hukuka muvafık gelmeyen boğuşmalardan, elbette âlem-i İslâm ve Kur’an teberri eder. Yardımcılıklarına tenezzül edip tezellül etmez. Çünkü onlarda öyle dehşetli bir firavunluk, bir hodgâmlık hükmediyor; değil Kur’an’a, İslâma yardım, belki kendine tabi ve âlet etmekle elini uzatır. Öyle zalimlerin kılınçlarına dayanmak hakkaniyet-i Kur’aniye elbette tenezzül etmez.” (2) Öyleki Hazret-i Üstad bu hakikati zamanın idarecilerine yazdığı birçok mektupta dillendirir.

“Hiç kimse başkasının yükünden sorumlu tutulamaz.” (3)

Hazret-i Bediüzzaman hayatının son yıllarında, İslamın hayata ve olaylara bakışını netleştiren bu ayeti neredeyse dilinden hiç düşürmez. Demokrat Parti döneminde Başbakan Adnan Menderese yazdığı bir mektubunda yer alan şu satırlar bu anlamda gayet manidardır:

“İslâmiyetin pek çok kanun-u esasisinden birisi “Hiç kimse başkasının yükünden sorumlu tutulamaz” (4) ayet-i kerimesinin hakikatıdır ki:

Birisinin cinayetiyle başkaları, akraba ve dostları mesul olamaz. Halbuki şimdiki siyaset-i hâzırada particilik tarafdarlığı ile bir caninin yüzünden pek çok masumların zararına rıza gösteriliyor. Bir caninin cinayeti yüzünden taraftarları veyahut akrabaları dahi şeni’ gıybetler ve tezyifler edilip bir tek cinayet, yüz cinayete çevrildiğinden gayet dehşetli bir kin ve adaveti damarlara dokundurup kin ve garaza ve mukabele-i bilmisile mecbur ediliyor. Bu ise, hayat-ı içtimaiyeyi tamamen zîr ü zeber eden bir zehirdir. Ve hariçteki düşmanların parmak karıştırmalarına tam bir zemin hazırlamaktır. İran ve Mısır’daki hissedilen hadise ve buhranlar bu esastan ileri geldiği anlaşılıyor. Fakat onlar burası gibi değil; bize nisbeten pek hafif, yüzde bir nisbetindedir. Allah etmesin, bu hâl bizde olsa pek dehşetli olur.

Bu tehlikeye karşı çare-i yegâne: Uhuvvet-i İslâmiyeyi ve esas İslâmiyet milliyetini o kuvvetin temel taşı yapıp, masumları himaye için, canilerin cinayetlerini kendilerine münhasır bırakmak lâzımdır.

Hem, emniyetin ve asayişin temel taşı yine bu kanun-u esasiden geliyor.

Meselâ: Bir hanede veya bir gemide bir masum ile on cani bulunsa, hakiki adaletle ve emniyet ve asayiş düstur-u esasisi ile o masumu kurtarıp tehlikeye atmamak için, gemiye ve haneye ilişmemek lâzım; tâ ki, masum çıkıncaya kadar...

İşte bu kanun-u esasi-i Kur’anî hükmünce asayiş ve emniyet-i dahiliyeye ilişmek, on cani yüzünden doksan masumu tehlikeye atmak gazab-ı ilâhînin celbine vesile olur. Madem Cenab-ı Hak, bu tehlikeli zamanda bir kısım hakiki dindarların başa geçmesine yol açmış, Kur’an-ı Hakîmin bu kanun-u esasisini kendilerine bir nokta-i istinad ve onlara garazkârlık edenlere karşı siper yapmak lâzım geldiğini, zaman ihtar ediyor. (5)

Bireysel ve toplumsal özgürlükleri kısıtlayan her türlü rejime şiddetle muhalefet gösteren Üstad, II. Abdulhamidin tekçi ve istibdadi rejimine karşı milletin egemenliği manasını ihtiva eden meşrutiyet yönetimini savunur ve şöyle der:

“Meşrutiyet, “Onların işleri aralarında şura iledir.” (6) “İşlerinde onlarla istişare et.” (7)  ayet-i kerimelerinin tecellisidir ve meşveret-i şer’iyedir. O vücud-u nuranînin kuvvete bedel, hayatı hakdır. Kalbi marifettir. Lisanı muhabbettir. Aklı kanundur, şahıs değildir. Evet; meşrutiyet, hâkimiyet-i millettir. Siz dahi hâkim oldunuz. Umum akvamın sebeb-i saadetidir. Siz de saadete gideceksiniz. Bütün eşvak ve hissiyat-ı âliyeyi uyandırır. Uyku bes. Siz de uyanınız. İnsanı hayvanlıktan kurtarır. Siz de tam insan olunuz. İslâmiyet’in bahtını, Asya’nın tali’ini açacaktır. Size müjde. Bizim devleti ömr-ü ebediye mazhar eder. Milletin bekasıyla ibka edecek. Siz daha meyus olmayınız. Bir ince tel gibi her tarafa heva ve hevesin tehyici ile çevirilmeye müstaid olan re’y-i vahid-i istibdadı, lâ-yetezelzel bir demir direk gibi, lâ-yetefellel bir elmas kılınç gibi olan efkâr-ı ammeye tebdil eder. Siz de, sefine-i Nuh gibi emniyet ediniz. Herkesi bir padişah hükmüne getiriyor. Siz de hürriyetperverlikle padişah olmağa gayret ediniz. Esas-ı insaniyet olan cüz’-i ihtiyarı temin eder,âzad eder. Siz de camid olmaya razı olmayınız. Üç yüz milyondan ziyade ehl-i İslâm’ı bir aşiret gibi birbirine rabteder. Siz de o rabıtayı muhafaza ediniz. Zira meşveret perdeyi attı, milliyet göründü, harekete geldi. Milliyet içinde İslâmiyet ışıklandı, ihtizaza geldi. Zira milliyetimizin ruhu İslâmiyet’dir. Hakiki ve nisbi ve izafiden mürekkebdir. Başka millete benzemiyoruz.” (8)

Nazilere katılan ama daha sonra bunun yanlış olduğunu açıklayarak özeleştiri yapan egzistansiyalist felsefenin önde gelen isimlerinden Martin Heidegger’in düşüncesine göre, insan bu dünyaya öylece bırakılmıştır. Varoluşa bırakılmışlığı ile insan kendi varlığını oluşturma özgürlüğüne zorunlu olarak bırakılmıştır. Ama başlangıçta, bırakılışın kendisi bir özgürlük yokluğudur -sondaki ölümün kaçınılamazlığı gibi.” Burada zorunlu bir özgürlük deneyimi sözkonusudur. İnsan kendi varlığını gerçekleştirmek üzere sürekli seçimler ve tercihler yapmak durumundadır. Zira özgür olmak demek özgürlüğe olan inancı tazammun eder. Yıllarca Memlüklerin durduramadığı İbn-i Hacer El-Askalani ve Ekber Şah'a karşı amansız bir mücadele veren İmam-ı Rabbani bu noktaya muhteşem örneklikler teşkil etmektedir. 
Hakeza, yıllarca tek kişilik hücrede kalan Üstad'ın fiziksel olarak tutsak olması fikrî, kalbî ve ruhî  noktalardaki hürriyetini engelleyemiyordu.

Özgürlüğü “Kanun-u adalet ve tedipten başka hiç kimse kimseye tahakküm etmesin, herkesin hukuku mahfuz kalsın. Herkes harekât-ı meşruasında şahane serbest olsun.” (9) şeklinde tanımlayan ve “İnsana karşı hürriyet, Allah'a karşı ubudiyeti intac eder.” (10) diyen bu yüreği, Türkiye ve Kürdistan'daki İslamcılar, ulusalcılar, sosyalistler velhasıl-ı sosyal ve siyasal her varyant kucaklamalıdır.

Dipnot:

1- Emirdağ Lahikası:1,159/Zehra Yayıncılık 

2- Kastamonu Lahikası:65/Zehra Yayıncılık 

3- Fatır:18

4- Fatır:18

5- Emirdağ Lahikası:2,122/Zehra Yayıncılık

6- Şura:38

7- Âl-i İmran:159

8-Münazarat:8/Zehra Yayıncılık

9- Münazarat:25/Zehra Yayıncılık

10- Münazarat:26/Zehra Yayıncılık

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...