Muhammed Emin Yıldırım ve Nezahat Yıldırım ile Aile hayatı üzerine: Aile Nuh'un Gemisidir...

Siyer Vakfı’nın kurucusu Muhammed Emin Yıldırım Hoca ve eşi Nezahat Hanım, Maaile’ye konuştu… A

Muhammed Emin Yıldırım ve Nezahat Yıldırım ile Aile hayatı üzerine: Aile Nuh'un Gemisidir...
Muhammed Emin Yıldırım ve Nezahat Yıldırım ile Aile hayatı üzerine: Aile Nuh'un Gemisidir... Zehra

Aileyi Hz. Nuh’un tufandan insanlığı kurtaran gemisine benzetin, Hz. Musa’nın kıblegâh evlerine benzetin. Düşünün Firavun’un zulmü her yere ulaşmış. Ama orada nefes alacağınız bir yer var, kendi haneniz. O aileyi siz Efendimiz’in sahabeyi yetiştirdiği Dar-ulErkam’a benzetin. Suffa’ya benzetin.

Kafamızı nereye çevirirsek çevirelim bir sorunla karşılaşıyoruz; ticarette, eğitimde, ulaşımda, ilişkilerde… En çok da “AİLE”de. Herkesin adaletten, ahlaktan uzaklaştığından şikâyet ediyoruz. Bayramlarda olur da bir araya gelebilirsek “Nerede o eski günler” diye hayıflanmaktan alıkoyamıyoruz kendimizi. İnsanları, sistemi eleştirmekle yitiriyoruz ömrümüzü.

Hepimiz biliyoruz; tüm sorun ailemizin paramparça olmasında… Sorunu biliyoruz bilmesine de çözüme gelince tıkanıyoruz hepimiz. Ne yapacağız da tekrar inşa edeceğiz ailemizi? Aslına bakarsanız çözüm de çok uzağımızda değil! Hz. Peygamber (sav)’in, ashabının yaşadıklarını o döneme sıkıştırmaktan vazgeçtiğimizde, birer hikâye olarak anlattığımız Asr-ı Saadet ailelerini gerçek manada anladığımızda ve hayatımıza taşıyabildiğimizde çözülecek tüm sorunlar.

Biz de bu amaçla Siyer Vakfı’nı kurmuş olan Muhammed Emin Yıldırım Hoca’yı ve hanımı Nezahat Hanımı ziyaret ettik Maaile olarak, sizler için.

Muhammed Emin Hoca 1989 yılında Erzurum’dan İstanbul’a geliyor. Nezahat Hanım İstanbul’da doğmuş büyümüş aslen Erzurumlu memur bir ailenin kızı. 1995 yılında evleniyorlar. Akraba değiller ama tevafuk ikisinin soyadı da Yıldırım. “Hamdolsun Cenabı Hakka, evlilik konusunda çok büyük ikramlarda bulundu. Bu işin en önemli tarafı evdeki huzur ve eşinizin arkanızdaki desteğidir.” diyen Muhammed Emin Hoca eşi Nezahat Hanımı şöyle anlatıyor;

EVLİLİĞİN EN BÜYÜK AZIĞI; FEDAKÂRLIK

“Evliliğin en büyük azığı fedakârlık. Fedakârlık olmadığı zaman bazı şeyleri yürütemezsiniz. Elhamdülillah, Nezahat Hanım’dan o fedakârlığı gördüm. Benim babam ailenin büyüğü. O nedenle bizim ev hiç misafirsiz kalmaz. Geniş ailenin tabi ki geliş gidişleri vardır. Evliliğimizin ilk yıllarında 7 tane ders halkam vardı. Bu ders halkalarına ders hazırlıyor, çok ciddi okumalar yapıyordum. Misafir geldiği zaman benim eve gelip yemek yiyip dışarıya çıkmam gerekiyorsa Nezahat Hanım bana telefon açardı. Misafirlere ikram ederdi ve eve gelmememi söylerdi. Gelip gitmek misafire sıkıntı olur ama gelip gitmediğim zaman da işim aksar. Bizim evliliğimizin üzerinden 5 sene geçtikten sonra çocuğumuz oldu. İlk çocuğumuz olduğu zaman Mısır’a gideceğimi söyledim. Çünkü o günkü mevcut şartlarda Türkiye’de eğitimi tamamlayacak ve onu bir yere götürecek bir imkân yoktu. Bunu söylediğim zaman da müthiş derecede destek oldu. Ve onları bırakarak gitmek durumunda kaldım. 6-7 ay gelemedim. Tam 28 Şubat dönemi hassas bir dönem... O süre zarfında akrabalar bir şey söylüyor, komşular bir şey söylüyor. Neler, neler konuşuluyor. Bunların hepsine göğüs germek kolay bir şey değil…”

“Nezahat Hanım’ın benim dünyamda birçok özelliği var bunların içinde en önemlisi fedakârlıktır. Bunu da bilerek söylüyorum. Bugünkü gençlere baktığımız da model olsun diye. Çünkü siz karşılıklı olarak fedakârlık adına bir şeyler yapmazsanız evlilik dediğiniz şeyi yürütmeniz mümkün olmaz. Onun için karşılıklı bir anlayış olmalı, müsamaha olmalı. Her şeyden önce bu fedakârlık karşısında vefa olmalı. İnşallah, biz de o vefayı sonuna kadar koruruz ve o fedakârlığı vefa ile taçlandırmış oluruz. Mükâfatını da en sonunda Cenabı Hak’tan almış oluruz…”

YAPTIĞINIZ İYİLİĞİ UNUTUN

Nezahat Hanım sadakat ve vefanın çok önemli olduğunu vurgulayarak “Hep şunu derim “size yapılan iyiliği unutmayın, size yapılan kötülüğü unutun. Kendi yaptığınız kötülüğü unutmayın, kendi yaptığınız iyiliği unutun.” cümlelerini kurduktan sonra Eşi Muhammed Emin Hoca’yı şu cümlelerle anlattı;

“Muhammed Emin Hoca dışarıda nasılsa evde de öyledir. Ahlak olarak ismini taşıyan bir insan. Ben hocayı Hz. Osman’a benzetirim. Onun gibi munis bir yapısı var. Zaten bizim evde bir şey olduğu zaman “Şunun gibi yaptın, şöyle yaptın” deriz birbirimize. Birkaç yıl önce vakıfta bir program vardı. Arkadaşlardan birinin çocuğu iki de bir fırlıyor ortaya, hocanın dikkatini dağıtıyor. Annesi hiç dur demedi. Eve giderken hoca üzgün bir şekilde “Neden çocuğuna sahip çıkmadı?” dedi. Aslında haklı, anlatmak istediklerini istediği gibi anlatamadı. Ama ben ona “Ne yapsın getirmesin mi çocuğunu?” dedim. “Haksızsın” dedim ki insanlar hakkında önyargılı düşünmesin. İki gün sonra bana “Aynı Ümmü Seleme gibi davrandın.” dedi. Nazik de bir insan. Hocanın sadece kendisi değil, bütün ailesi çok iyi. Her zaman anne babasına dua ederim, böyle bir evlat yetiştirdikleri için…”

EVDE NE KONUŞULURSA ÇOCUKTA O ETKİLİ OLUR

Muhammed Emin Hoca ve Nezahat Hanım, gelenekçi bir aile olmalarının yanı sıra Yıldırım ailesinin en belirgin özelliğinin “çok seslilik” olduğunu şöyle ifade ettiler;

Muhammed Emin Hoca; “Ailemizin en belirgin özelliği çok seslilik. Biz her şeyi konuşur ve tartışırız. Dini meselelerle vakıfta çokça ilgilendiğimiz için biraz daha evde siyasi meseleleri konuşuruz. Hepimiz meraklıyız bu konuda. Yoğun çalıştığım için akşam eve geldiğimde, yengeniz Türkiye’nin gündeminde ne var onları anlatır. Bazen köşe yazılarını ayırır okuyayım diye. Ben geldiğim zaman yazıları beraber okuruz. O da belki bizim ailemizin ayrıcalıklı bir özelliğidir.”

“Büyük oğlum Tacettin 7-8 yaşlarındayken hacca gitmiştim. Peygamber Efendimiz (sav)’e hitaben bir mektup yazmış. Bana verdi ve “Baba bunu Peygamberimiz (sav)’e yazdım, onun huzurunda okursun” dedi. Ben de koydum mektubu cebime gittim. Ziyaretlerimizi yaptıktan sonra hoca arkadaşlarla otururken, mektup aklıma geldi, çıkarttım “Bizim oğlan yazmış, okuyalım” dedim. O günün gündemi olan Ergenekon, balyoz her şeyi Peygamberimiz (sav)’e şikâyet etmiş. Hiçbiri inanmadı o yaşta bir çocuğun bunları yazacağına. Ama evde ne konuşuluyorsa çocukta o etkili oluyor neticede…”

Nezahat Hanım; “Hocanın dediği gibi memleket meselelerine çok duyarlı bir aileyiz. Bizim evde seçim zamanlarında kime oy kullanılacağı dayatılmaz. Öyle bir özgürlük var. Benim hayalim farklı düşünceden insanların, farklı milletlerin bir arada yaşayabilmesi ve birbirine tahammül etmesi. Elhamdülillah, bizim evde o var. Farklı şeyleri okumayı seviyorum. Hocanın çok işi olduğu için çok telefon açmam. Ama bazen sabredemem arayıp bak bu yazıyı muhakkak okuman lazım derim. Bazen akşam geldiğimde beraber okur, çocuklarla tahlil ederiz...”

ÇOCUKLARIMIZ BİZİM GÖLGELERİMİZDİR

Çocukların en çok anne ve babalarından etkilendiğini belirten Yıldırım ailesi, çocuklarını yetiştirirken nelere dikkat ettiklerini de anlattılar;

Nezahat hanım; “Çocuklarıma ‘çok iyi insan olun’ diyorum. Martin Luther King’in bir sözü var ya “Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup ’Burada işini çok iyi yapan, dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş’ desin.” Çocuklarıma hep bunu örnek veriyorum. Onların makam mevki sahibi olmalarını değil, çok iyi insanlar olmalarını istiyorum. Çocuklar ailelerinden her konuda etkileniyorlar. Ortanca oğlum 10 yaşlarındayken bilgisayarın başına oturmuş, ceket giymiş, mendilini de babası gibi koymuş yanına. “Sen ne yapıyorsun?” dedim. “Anne bak! Babam gibi kitap yazıyorum.” dedi. “Bunlar ne?” dedim. “Babamın da mendili var ya!” dedi…”

Muhammed Emin Hoca; “Nezahat Hanım çok önemli bir yere değindi. İmam Gazali diyor ki; “Eğri ağacın doğru gölgesi olmaz.” Aslında çocuklar bizim gölgelerimiz. Biz ne isek yansıyan da o olur. Her zaman için gölge asla benzer ve aslını geçmez. Dolayısı ile biz ne kadar iyi olursak çocuklarımız da o kadar iyi olacak. Biz elimizden geldiğince örnek davranmak zorundayız. İnsanız elbette ki kusurlarımız yanlışlarımız olur. Ama o yanlışların çocuklara da bize bakan insanlara da yanlış aksetmemesi için hassasiyet sahibi olmalıyız.”

Milligazete

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Nesrin Aksoy yazdı: Burada Güneş Var, Umut Yok!
Nesrin Aksoy yazdı: Burada Güneş Var, Umut Yok!