Araştırmacı-Yazar Ramazan Deveci 7Sabah'a konuştu...

"1979 İslam devriminden bu yana İran bölgede Başta Büyük şeytan Amerika olmak üzere küresel güçlerle ve onların bölgesel uzantısı işgal rejimi İsrail açık bir çatışma içinde. Bütün direniş örgütlerini açıktan destekliyor ve İsrail yok olacağını devlet düzeyinde ifade ediyor.

Araştırmacı-Yazar Ramazan Deveci 7Sabah'a konuştu...
Araştırmacı-Yazar Ramazan Deveci 7Sabah'a konuştu... Zehra

Türkiye’de, bölgemizde ve dünyada hızlı değişimler oluyor.  FETÖ darbesinin üzerinden bir yıl geçen Türkiye hala OHAL ile idare edilirken, 15 Temmuz’da sokağa çıkanları yargılamayı önleyici KHK tartışması devam ederken, asgari ücret ve zamlar, ekonomik durum vatandaş tarafından tartışılırken komşumuz İran’daki sokak gösterileri gündeme oturdu. Yılın ilk röportajını Ekran Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ramazan Deveci ile yaptık.

1-Sayın Deveci, 15 Temmuz’da sokağa çıkanları ve darbe karşıtı sivil eylemlerin yargılanmasını önleyen yeni KHK hakkında ne düşünüyorsunuz?

Önce 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin tartışma konusu olan 121'inci maddesi ne diyor ona bakalım.

"Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15.7.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır."

696 sayılı KHK’nın 121. Maddesindeki Düzenlemedeki 'terör eylemleri ve bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması' ifadesi sadece 15 Temmuz darbe girişimi için değil de tüm terör eylemleri için düzenleme yapıldı şeklinde yorumlandı ve bu anlaşılmadan dolayı tepki gösterildi.

Gerçi Ak Parti sözcüsü Mahir Ünal düzenlemenin sadece 15 Temmuz ve 16 Temmuz günlerini kapsadığını söyledi. Ve Sayın Ünal "Burada yer alan terör eylemleri ibaresi de darbe teşebbüsünün terör eylemi olması hesabıyla yazılan bir unsurdur. Bu ifade daha sonra gerçekleşen terör eylemlerini hiçbir şekilde kapsamamaktadır.” Dedi. Ama düzenlemede darbe teşebbüsü ile birlikte terör ifadesinin geçmiş olması, 15 Temmuz ve devamı denmesi düzenlemenin genel olduğu şekilde yorumlanmasına yol açtı.

Hukukçuların genel yorumu da 121. Madde ile ilgili olarak “Yapılan düzenlemenin ucu açık ve bu çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir.” şeklinde oldu.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'de Resmi Twitter hesabından yaptığı açıklama ile bu noktada kaygılarını dile getirdi.

Sayın Gül şöyle demişti: "15 Temmuz hain darbe teşebbüsüne karşı arkasına bakmadan sokağa çıkıp direnen kahraman vatandaşlarımızı koruma amacıyla çıkartıldığını düşündüğüm 696 sayılı KHK’nın yazımındaki hukuk diliyle bağdaşmayan muğlaklık, hukuk devleti anlayışı açısından kaygı vericidir."

Bu noktada yapılması gereken bu eleştirilere tepki göstermek değil, söz konusu muğlaklığı giderecek bir düzenleme ile eleştirileri bitirmekti.

15 Temmuz darbesine yiğitçe direnen insanımızı hukuku koruma altına alan bu düzenleme kesinlikle gerekiyordu. Bu noktada iktidarında iyi niyetle böyle bir düzenleme yaptığını düşünüyorum. İfadedeki muğlaklığı küçük düzeltme ile gidermek yerine tartışmaları niye büyüttüler anlamış değilim.

2-Dünyada petrol fiyatları düşerken Türkiye’de benzin fiyatları artıyor. Devletin bu ölçüsüz fiyat artışları-zamlar hakkındaki görüşünüz nedir?

Türkiye'de petrol fiyatlarının önemli bir kısmını vergiler oluşturuyor. Onun için Dünya'da petrol fiyatları düşerken bu düşüş bize çok yansımadı, çünkü petroldeki vergiler üzerinden devlet ciddi gelirler elde ediyor. Sadece uzun zaman petrolde ciddi bir fiyat artışı görmedik. Ak parti iktidarı, iktidarının ilk yıllarda ekonomide ciddi başarılar göstererek enflasyonu tek rakamlı hanelere kadar indirdi. Yalınız son dönemde küresel krizlerle birlikte, iç ve dış politikada yapılan kimi yanlışların ekonomiye etkisi ile enflasyonda ciddi artışlar gözleniyor. Sonuçta yıllar sonra yeniden enflasyonda çiftli rakamları gördük ve dolar son yıllarda ciddi yükselişe geçti. Faizler arttı. Bu durum ekonomi için olumsuz gelişmeler. Her olayda küresel güçleri suçlama kolaylığını bırakarak, ekonomik sorunlara çözüm üretmek gerekiyor. Sonuçta başarı nasıl iktidara aitse başarısızlıkta iktidara aittir.

3-Asgari ücret 1603 tl oldu. Zamların yüksek tutulduğu devlet kurumlarının bile yoksulluk ve açlık sınırını kendi verilerine göre açıkladığı ve asgari ücretin geçim standardına göre düşük olduğu bu yeni yılda bu konu hakkında ne söylemek istersiniz? Sayın Cumhurbaşkanı geçtiğimiz bir günde yaptığı konuşmada “neyi beğenmiyorsun?” diyerek, asgari ücreti az bulanları da eleştirdi, hükümetin ve devletin tasarruf uygulaması yapmadığı böyle bir dönemde bu asgari ücretle geçinilebilir mi? Bundan memnun olmak mı lazım?

Elbette açlık sınırında verilen bir asgari ücreti yeterli görmek mümkün değil. Asgari ücret devletten fazla iş adamlarını ilgilendiriyor. Bu noktada asgari ücretin fazla yükslletilmesi işten çıkartmaları arttıra bilir. Şunu kesinlikle ifade etmeliyim ki Ak parti iktidarı döneminde asgari ücretin alım gücü 2002 yılı ve öncesine göre kesinlikle daha iyi bir seviyede, bunu kabul etmek gerekiyor diye düşünüyorum. İş adamları kapitalist bir mantıkla çalıştıkları için hep daha fazla kazanmak arzusu ile işçiye sürekli daha az vermenin hesabını yapıyorlar. İşçinin emeği üzerinden para kazanan iş adamlarının çok kazandıkça işçisinide çok kazandırma anlayışına sahip olmaları gerekiyor. 2002 yılına göre asgari ücretin alım gücü daha iyi olsa da tatmin edici bir düzeye gelmesi için daha çok artması gerekiyor. İktidarlar işçilerin emek teri konusunda daha duyarlı olmak zorunda. Asgari ücretin daha iyi bir seviyeye ulaşması için çözüm üretmekte iktidarların görevi. 

4-Geçtiğimiz günlerde yine Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yurtdışı ziyareti dönüşünde Suriye cumhurbaşkanına “terörist” (!) dedi. Türkiye’nin Suriye politikasını nasıl buluyorsunuz, bir değişim ve dönüşüm yok mu? Olmayacak mı?

19 Nisan 2012 yılında yazmış olduğum bir yazıda "2011 yılı öncesinde komşularla sıfır problem politikası ile Suriye ile çok iyi ilişkiler geliştiren, vizeleri kaldıran, ortak bakanlar kurulu toplantısı yapan, Türkiye hükümeti. Nedense Suriye’deki olaylara çok sert tepki göstererek, Suriye’ye müdahaleyi konuşur hale gelmiştir. Silahlı muhalefete ev sahipliği yaparak, iç savaşı bir anlamda teşvik eden Ankara hükümetinin neden böyle bir politika ürettiğini izah etmek zor.

Halbuki Türkiye ve İran iyi bir işbirliği ile bölgemizdeki bu sorunun iç savaşa dönüşmeden çözülmesini sağlaya bilirlerdi. İran hükümetine düşen, Esad’a reformlar konusunda baskı yapmak, Ak parti hükümetine düşende Suriye muhalefetinin silaha sarılmasını desteklememek ve Suriye muhalefetini Esad’ı reformlara zorlayacak müzakere sürecine sokmak olmalı idi." demiştim.

Bugün geldiğimiz süreç beş yıl sonra bu nokta oldu. Ama ortada yakılmış yıkılmış bir Suriye, Evlerinden yurtlarından olmuş milyonlarca insan ve binlerce ölü. İstikrarsız ve parçalanma noktasına gelmiş bir Suriye. PKK uzantısı PYD'nin bölgesel hakimiyet sağlıdığı bir nokta. Tüm bunlar yanlış Suriye politikasının getirileri.

Gelişen şartlar Suriye politikasının yanlışlığını net bir şekilde ortaya koydu. İktidar kanadı da yer yer bunu itiraf etmek zorunda kaldı. Ve Astana süreci ile birlikte müzakereler çözüm aradığımız ve kısmen çözüme doğru yaklaştığımız bu günlerde Sayın Cumhurbaşkanının yeniden "Terörist Esed" söylemini kullanması doğrusu bir şaşkınlık yarattı. Suriye'de yeniden başa mı dönüyoruz sorusunu gündeme taşıdı ama ben şahsen bölgesel şartlar özelliklede ABD'nin PYD politikası değişmediği sürece Suriye politikasının eskiye dönmeyeceğini düşünüyorum. Ama ABD'nin PYD politikası değişirse iktidar Suriye'de yönünü yeniden Amerika'ya çevirebilir.

5-Komşumuz İran’sa ekonomik nedenlerle başlayan bir halk gösterileri var. Fakat dünyanın ve Türkiye’nin beklentilerinin farklı olduğu gözüküyor. Bölgemiz Irak ve Suriye’deki çatışmalar nedeniyle yangın yeri. İran’daki gösteriler kendi mecrasında giderken buradan beklentilerin farklı olduğunu görüyoruz. Hatta ülkenin karışmasını ve çatışmayı destekleyen bir anlayış varmış gibi gözüküyor, açıklamalar yapılıyor. Sizin olaylara bakış açınız nasıl? İran’daki gösterileri nasıl değerlendiriyorsunuz ve nasıl bakılmalı?

İran'da halk, başlangıçta hükümetin ekonomi politikalarını protesto etti. Protestoların sebebi ekonomikti, hedefi ise hükümetti. 

Ancak daha sonra devrim karşıtları sahneye çıkarak gösterileri provoke ederek rejim karşıtı gösterilere dönüştürdüler. Hükümetin dış politikasına yönelik sloganlar öne çıkmaya başladı. Rejim karşıtı gösterilere ciddi bir katılım olmasa da gösteriler aralıksız yayılarak devam etti.

Gösterilerde, bize göre İran İslam Cumhuriyeti’nin en doğru politikalarının hedef alınması örneğin, İran yönetimini Filistin’i desteklemekle suçlanması, Kral Selman’a selam durulması, ve daha ilk günden Büyük Şeytan Amerika ve Siyonist İsrail'in gösterileri açıktan desteklediklerini açıklaması ekonomik sorunlarla başlayan gösterilerin nasıl saptırıldığının en açık göstergesi.

İran halkı ki olanları görüyor ve devrimine sahip çıkacak nitekim İslam devrimini destekleyenler de gösteri yaptılar. Ancak ben devrime asıl destek gösterilerinin Cuma günü olmasını bekliyorum.

1979 İslam devriminden bu yana İran bölgede Başta Büyük şeytan Amerika olmak üzere küresel güçlerle ve onların bölgesel uzantısı işgal rejimi İsrail açık bir çatışma içinde. Bütün direniş örgütlerini açıktan destekliyor ve İsrail yok olacağını devlet düzeyinde ifade ediyor. İran demokratik bir ülke olduğu iddiasında değil, kendine özgü İslami bir yönetimi var. Tıpkı demokratik ülkelerde olduğu gibi ülkede seçimler yapılıyor, Milletvekilleri, Cumhurbaşkanları halk tarafından seçiliyor. Gösteri ve ifade özgürlüğü birçok Ortadoğu ülkesiyle kıyaslanamayacak kadar fazla.

Ülkede İslami bir yargı sistemi var ve bazı aksamalara rağmen adalet genel itibarıyla sağlanıyor. İran İslam cumhuriyetinde insanlar ülkede rahatlıkla yönetimi eleştirebiliyor ve yaşanan aksaklıkları dile getirebiliyorlar.

Gösterilerin başlamasından günler sonra ve göstericiler kamu mallarına zarar vermeye başladıktan sonra İran güvenlik güçleri gösterilere müdahale etmeye başladılar. Ve daha ciddi düzeyde polisiye tedbirlerde almadılar. Hala  belli bir hoşgörü ile göstericilere yaklaşıyorlar. Ama göstericiler yasal sınırları zorlamaya devam ederlerse İran polisinin tavrı da sertleşecektir.

Cumhurbaşkanı Ruhani başta olmak üzere hükümet yetkilileri yaptığı konuşmalarda halkın gösteri hakkını teslim ettiler, ancak gösteri hakkı kullanılırken kamu binalarını ve kişisel mülklerin hedef alınmasına izin verilemeyeceğini söylediler. Sanıyorum batıda da hiçbir demokratik devleter göstericilerin kamu mallarına zarar vermesine müsade etmeyecektir.

Gösterilere destek ve katılım çağrısı yapan sosyal medya hesaplarının çoğu yurt dışı kaynaklı. Gösterilere katılımında çok sınırlı olduğu görülüyor. Önümüzdeki günlerde şayet gösteriler devam ederse İran polisi ve gönüllü besic güçlere nizamı korumak için daha sert tedbirler alacaklardır. Sonuçta benim kanaatime göre bu gösteriler en fazla bir iki hafta içerisinde sonlanacaktır.

Yani bu gösterilerden karşı bir devrim bekleyenler boşa heveslenmesinler. İran gerçekliğinde bu gösterilerden bir rejim değişikliği çıkmaz.

Ama sorunun temelden çözümü için İran yönetiminin halkı ciddi anlamda huzursuz eden ekonomik sıkıntılara çözüm üretmesi, yolsuzluk dedikodularını bitirmesi gerekiyor. Evet İran dünyanın ekonomik ambargosuna uğruyor doğru. Dünya bankacılık sistemine dahil edilmediği için başta petrol olmak üzere ihraç ettiği birçok malın parasını tahsil edemiyor. Dünya ile rahat ticaret yapamıyor buda doğru, ama bu sorunların bir şekilde aşılması gerekiyor. Yolsuzluklar önlenir halkın şikâyetleri dikkate alınarak çözüm üretilirse, hukukta ve gelir dağılımında adil bir toplum haline gelinirse Küresel güçlerin yapacağı hiçbir şey olmaz. Unutulmasın ki Küresel güçler kendilerine boyun eğmeyen İslam Cumhuriyetinin yıkılması için her şeyi yapıyorlar ve yapacaklardır. Küresel güçler dün vardı, bugünde var ve yarında var olacak ve İslam ülkelerini karıştırmak için var olan yaralarını kaşımaya devam edecektir. Onun için küresel güçlere kaşıyacak yara bırakmamamız gerekiyor. Küresel güçleri suçlarken bizden kaynaklanan hatalarımızı görmezden gelmeyelim ve sorunlarımıza çözüm üretelim diyorum. İran İslam Cumhuriyeti yöneticileri de bu konuda sağduyulu açıklamalar yaptılar. Halkın taleplerini doğru değerlendirirlerse bu İran’ın ve bölgenin hayrına olacaktır.

Zaman ayırdığınız ve cevaplarınız için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ediyorum bana sayfalarınızı açıp görüşlerimi ifade etme imkanı verdiğiniz için. Ve sizleri okuyucularımızı özgür Kudüs görme duası ile selamlamak istiyorum.

Röportaj: Murat Nazlı

7Sabah.com.tr

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...