Şehadet Sena Taş, İslam Aleminin Düşünen Beyni, Muhammed Bakır Es-Sadr’ı yazdı...

“…Siz aziz gençlere ilan ediyorum ki ben şehid olmaya karar verdim. Belki de benden en son duyacağınız söz, bu olacaktır…’’

Şehadet Sena Taş, İslam Aleminin Düşünen Beyni, Muhammed Bakır Es-Sadr’ı yazdı...
Şehadet Sena Taş, İslam Aleminin Düşünen Beyni, Muhammed Bakır Es-Sadr’ı yazdı... Zehra

 “…Siz aziz gençlere ilan ediyorum ki ben şehid olmaya karar verdim. Belki de benden en son duyacağınız söz, bu olacaktır…’’

İmam Musa Sadr’ın kaçırılmasından on dokuz ay gibi bir süre geçmişti ki, İslam aleminde büyük bir facia gerçekleşmiş ve Sadr ailesinin en büyük alimlerinden, aynı zamanda da asrımızın en büyük öncü mücahid ve düşünürlerinden biri, kız kardeşi (Bint’ül Huda Sadr) ile birlikte Saddam rejimi tarafından şehit edilmişti. İşte bu öncü düşünür, Allame Seyyid Haydar’ın oğlu ve Ayetullah Seyyid İsmail Sadr’ın torunu Ayetullah Seyyid Muhammed Bakır Sadr’dan başkası değildi.

Irak’taki Sadr ailesi İslam toplumuna birçok âlim, müçtehit, şehit ve kıyam ehli insanlar yetiştirmiştir. Dedesi Seyyid İsmail, babası Seyyid Haydar ve amcası Seyyid Muhammed; Irak’ın 1920 devriminde İngiltere sömürgeciliğine karşı etkileri büyük imamlarındandı.

İşte Sadr ailesinin en ileri gelen büyük âlimlerden biride, Ayetullah Seyit Muhammed Bakır Sadr’dı. Allah’ın hükümlerini çıkara bilen bir müçtehit, felsefede büyük bir filozof, Kuran tefsirinde otorite, siyasette hiç kimseden korkmayan ve ileri görüşlü, yorulmak bilmeyen iyi bir araştırmacı ve Rabbini hakkıyla tanıma yolunda ilerleyen rabbani bir arifti.

Muhammed Bakır Sadr,1 Mart 1935 (h: 25. zilkade.1353) tarihinde Irak’ın Kazimeyn şehrinde dünyaya geldi. okula beş yaşında başladı, üstün zekâsı herkesi özelliklede öğretmenlerinin dikkatini çekiyordu. 11 yaşında Sarf ve Nahiv’i bitirmiş mantık ilmine başlamıştı. 12 yaşından itibaren Fıkıh ve Usul ilmine başlayan Sadr, ilmini tamamlamak üzere Necef kentine gitti. 17 yaşında iken hocaları tarafından ilmin fevkine eriştiği tasdik edildi. O sıralarda zamanın alimi olan hocası M. Rıza Ali Yasin onun görüşlerini dersinde anlatıyordu.

Muhammed Bakır es-Sadr, sürekli ümmetin bulunduğu durumdan kurtulması için “ne yapmalı?”, Allah’ın egemenliğinin yeryüzünde “nasıl kurulacağı?” gibi temel ve önemli sorular üzerinde düşünmüş ve eserler kaleme almıştı. Bu sorulara verilmesi gereken cevaplarda çeşitli konuları barındırdığı için Muhammed Bakır fıkıh, mantık, felsefe, ekonomi, iktisat, bankacılık, diyalektik, ideolojiler, tarih gibi birçok konu üzerinde kafa yormuş, emek vermiş eser üretmişti.

Otuz kadar eser sahibi olan Sadr’ın ilk kitabı 17 yaşında yazdığı usul ilmine ait “Gayet-ül Fikir’’ kitabıdır. Çağın problemlerine İslam’ın dünya görüşüne dayanarak cevaplar getirmek ve sorunlara verilen batıl cevapları eleştirmek için eserler kaleme almıştır. “Ekonomimiz” veya “İslam Ekonomi Doktrini” adlarıyla Türkçe’ye de tercüme edilen kitabı; Komünist ve Kapitalist ekonomi sistemlerinin eleştirisi ve çözüm olarak İslami bir ekonomi modeli ortaya koymak için yazılmıştı. Yazıldığı dönemde Müslüman gençler arasında büyük yankı uyandıran “Felsefemiz” isimli kitabını da Irak’ta yaygınlık kazandırılmaya çalışan Komünizm tehdidine karşı kaleme almıştır. Bakır es-Sadr’ın en çok bilinen eserleri bunlar olsa da diğer eserlerinin de alanında önemli eserler olduğu görürelecektir.

Ayetullah Seyyid Muhammed Bakır Sadr’ın fikirlerinin insanları etkilemesinin sebebi fikirlerine zemin teşkil eden hayatıydı. Genç yaşlardan itibaren İslami mücadelenin içinde aktif bir şekilde yer aldı. Köşesine çekilmiş bir akademisyen, araştırmacı değildi.

Muhammed Bakır es-Sadr’ın mücadelesinde en önemli özelliği sadece bir bölgenin, hizbin, mezhebin değil bütün Müslümanların sorunlarını ele alması ve onların çözümü için mücadele etmesidir. İslam ümmeti bir bütün olarak ele alıyor ve onun için mücadele ediyordu. Irak’ta birçok kez Müslümanlara vahdet çağrısında bulundu.

“Ben kendimin ve ümmete karşı sorumluluğumun farkına vardığım günden beri Şiilere ve Sünnilere karşı eşit olarak kendimi sorumlu hissettim. Araplara ve Kürtlere karşı kendimi eşit sorumlukta hissettim.” Sözleri ile aslında duruşunu net bir şekilde anlıyoruz. Muhammed Bakır es-Sadr ümmetin bir bütün olarak şeytan ve dostlarına karşı mücadele etmesini istiyordu. Bunu Irak halkına yaptığı çağrılarda görüyoruz:

“Ey Irak halkı! Ey büyük halk! Bu çok sıkıntılı zamanlarında sana hitap ediyorum; Ey Arap, Kürt, Sünni ve Şii kardeşim, hayatını cihada adamalısın; zira yapılan baskı herhangi bir mezhebi kapsayıp diğerini dışarıda bırakmamaktadır ya da herhangi bir kavmi kapsayıp gerisini dışarıda bırakmamaktadır. Zira risalet onları vahdete çağırmakta ve hepsini ilgilendiren bir inanç sunmaktadır. Ben kendimi halis bir yol olan İslam yolunda görüyorum.

Aziz kardeşim ve evladım Sünni Müslüman! Ben Şiilerle ne kadar berabersem sizinle de o kadar beraberim ve ben ikinizle de İslam’a aidiyetiniz nispetinde ve Irak'ın maruz kaldığı bu baskı rejiminden kurtulmak yolunda sarf ettiğiniz çaba nispetinde beraberim.

Tağut ve onun yardımcıları Irak'ın Sünni evlatlarına, ‘bu mesele Şiilerin meselesidir’ diyerek, birlikte hareket etmeleri gereken ortak düşmana karşı aralarını açmak istiyorlar.

Ey Ali ve Hüseynin evlatları ve ey Ebu Bekir ve Ömer'in evlatları! Size şunu söylemek isterim ki sorun Şii halk ve Sünni yönetim arasında değildir, unutmayınız ki Ali bin Ebu Talib, Hulafa-i Raşidin döneminde, adalet ve İslam esası üzerine kurulu hilafet yönetimi savunmak için kılıcını çekmişti. Ebu Bekir'in bayrağı altında Ridde savaşlarına katılmıştı ve mezhebi rengi ne olursa olsun hepimiz İslam bayrağı altında savaştık. İslam’a riayet eden Sünni yönetimin yanında cihad edilmesi için daha yarım asır önce Şii ulema fetva vermişti ve bu fetva üzerine binlerce Şii, İslam nizamı üzerine bina edilmiş Sünni devleti muhafaza etmek için canlarını feda etmişti. Fakat bugün rejimin sahipleri Sünni hükümet değildir, halkın başına musallat olmuş bir gurup mütegallibenin hükümetidir, zira Sünni olmak tarihsel olarak Sünni bir aileden gelmek değildir. Bu gün bu mütegallibe tağutlar, Ali’ye ve Ömer'e, ikisine birlikte saygının sınırlarını aşmış, yaptıkları her fiil onların bu saygısızlıklarını biraz daha ortaya koymaktadır.

Ey kardeşlerim! Görmüyor musunuz onlar Ali'nin ve Ömer'in birlikte taşıdıkları İslami şiarları çiğnemekteler.”

Ayetullah Seyyid Muhammed Bakır Sadr, İmam Humeyni’nin Amerika ve uşaklarına karşı yürüttüğü mücadeleye de övgüler yağdırarak şöyle demiştir:

“İmam Humeyni’nin (r.a) Amerika ve uşaklarına karşı kıyamı, hem Amerika sömürüsünün iç yüzünü ortaya çıkarmış ve hem de dini mücadelenin gericilik olmadığını kanıtlamıştır”

Ayetullah Seyyid Muhammed Bakır Sadr, Baas Partisine ve Irak’ta faaliyet gösteren dış destekli uşaklara karşı atılgan ve korkusuzca bir mücadeleye atıldı. Ayetullah Hekim’in vefatından sonra mücadeleyi devraldı ve korkusuzca batı destekli zalim Baas Partisi hakkında şu tarihi fetvayı verdi:

“Bismillahirrahmanirrahim. Bu vesileyle Müslümanlara duyurulur: Her hangi bir isim altında Baas Partisine katılmak haramdır ve herhangi bir şekilde bu partiyle işbirliğine girmek, hem zalim ve kâfire yardımcı olmaktır ve hem de İslam’a ve Müslümanlara düşmanlıktır.”

Seyyid Muhammed Bakır Sadr’ın bu net ve açık fetvası, Irak yönetiminde ve Baas Partisi üyeleri arasında büyük bir korkuya neden olmuştu ve onların din karşıtlığı bağlamında tasarladığı bazı planlarını da suya düşürmüştü. Ayetullah Seyyid Muhammed Bakır Sadr ve dostları, bu fetvadan sonra büyük sıkıntıları göğüslemek zorunda kaldılar. Çünkü artık Baas Partisi kadrosu ve Irak yönetimi, Ayetullah Seyyid Muhammed Bakır Sadr’ı ve dostlarını, ortadan kaldırılması gereken asıl düşmanlar olarak belirledi. Daha sonraları şehit sadrın etrafındaki birçok insan tutuklanarak şehit edildi. Bunun üzerine Baas Partisi ve Irak yönetimine karşı kıyam fetvasını yayınladı:

“Bismillahirrahmanirrahim.

Müslüman ve mücahit Irak halkının tümünün Baas Partisine ve yönetici kadrosuna karşı silahlı kıyama girişmesi ve bu küfr partisinin kurmaylarını buldukları her yerde öldürmeleri ve böylece de Irak halkını bu hunharların pençesinden kurtarmaları kifaî farzdır.”.

Saddam, hemen Ayetullah Sadr’ın tutuklanmasını ve hapse konulmasını emretti. Şehit Sadr tutuklandıktan sonra, kız kardeşi Bint’ül Huda İmam Ali’nin (a.s) türbesinde halka hitaben hamasi bir konuşma yaptı, sonrasında halk Ayetullah Sadr’ın biran önce bırakılması için yürüyüşler ve eylemler düzenlediler. Halkın kıyamından iyice korkan Saddam rejimi, Onu ev hapsinde tutmak üzere serbest bıraktı.

5 Nisan 1980 tarihinde yeniden tutuklandı, kendisiyle beraber halkı harekete geçirmemesi için Bint’ül Huda da tutuklandı, polis güçleri her ikisini aceleyle Bağdat’a götürdüler. Burada ikisine de birçok işkenceler yapıldı. Lakin ne yaptılarsa kanlı gösterilerinin günden güne artmasından başka bir şey yapamadılar. Bunun üzerine cani Baasçılar yaylarında ki son oku, fıtratı pak o yiğit alime fırlattılar. Böylelikle şehadet aşığı Sadr aziz islamı muhafaza etmek yolunda temiz, pak ve mutahhar canını 9 Nisan günüde işkenceler altında, kardeşi Bint’ül Huda ile birlikte feda etti… 8 Nisan 1980

Doğduğun günde, şehid olduğun günde ve tekrar dirileceğin günde sana selam olsun…

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...